Geçmişe özlem duyanlardan değilim. Gençliğimde “Bizim zamanımızda… diye başlayan nerede o eski günler” klişe cümlesi ile sonlanan kimi ustalarımızın konuşmalarını da son derece sıkıcı bulur, bir bakıma hafifserdim. Sonraları yaşantım boyunca da hep geleceğe dönük kurdum yaşam felsefemi. İnsanlığın, bilimde, kültürde, sanatta dogmalardan arınmış çağa uygun bir yaratıcılık içinde olacağına inandım. Emperyalizmin küreselleşme ile başlayan halkların kültürlerini yok etmeye yönelik yeni sömürgeciliğinin günümüzde ulaştığı başarının! Boyutlarını ise itiraf edeyim ki tahmin edemedim. Şimdilerde bırakın öteki ülkeleri kendi topraklarımızda nasıl bu denli çağdaşlıktan bilimden uzaklaşabildiğimize, nasıl bu denli sevgisiz bir toplum haline gelebildiğimize akıl erdiremiyorum. Ve kendimden ürküyorum. Gençlere, geçmişe özlemle sürdürülen politikaların sonuçlarını tüm açıklığı ile görsem de, anlatamamaktan korkuyorum. Geleceğe dönük umutlarını zedeleyecek bir söz ağzımdan çıkmasın diye kılı kırk yarıyorum. Çünkü hayatı yaşanır kılan tüm güzellikler, kültür, sanat, müzik, mimarı estetik, doğa bir bir yok ediliyor ülkemde. Sevinebilirsiniz artık her şey arabesk.
Yıllar sonra yeniden göz atma gereksinimi duyduğum bir kitap düşündürdü buraya dek yazdıklarımı. Büyük yazın ustalarından Stefan Zweig’ın “Dünün Dünyası” kitabı bu. İki büyük dünya savaşına tanık olan Stefan Zweig kitabında; insanlık için barış, kültürel patlama, coşku ve her alanda yaratıcılıkla başlayan 20.  yüzyılda zamanla, hayatı yaşanır kılan tüm güzelliklerin yine insan eliyle nasıl yok edildiğini ustalıkla anlatır. Çelişkilerle dolu bir dönemin portresini çıkarırken, yurdundan Nazi zulmü yüzünden ayrılan dünyanın çeşitli ülkelerine savrularak barışı arayan, barıyı konuşan bir yazarın, yani kendisinin de, yaşamından kesitler sunar okura. Yahudi kökenli bir Avusturyalıdır Zweig. Birinci Dünya Savaşı’nda idari görev almış savaşın çirkin yüzünü tanımıştır. Kendisini yazıya adar. Öyküleri, romanları yayımlanır. Salzburg kentinde düşlerini süsleyen bir eve sahip olur. Yakın dostlarını, yazarları, sanatçıları, müzisyenleri hep bu evde ağırlar 20 yıl boyunca. Derken. Naziler Almanya’da iktidara gelir. Zweig’ın yapıtları da alanlarda yakılan kitaplar arasında yer alır. Son darbede gestaponun evini basmasıyla gerçekleşir. Zweig için artık ülkeyi terk etmekten başka çare kalmamıştır. Önce İngiltere’ye ardından Belçika ve Güney Amerika’ya gider, Sonunda karısı Lotta’yla Brezilya’ya yerleşir. Hitler rejimine karşı mücadelesini uluslararası platformlarda, konuşmalarıyla, yazılarıyla sürdürür, Dünün Dünyası’nı o sıralarda kaleme alır. Kitabında  Salzburg’taki evinde ağırladığı Roman Rolland, James Joys, Thomas Mann, Toskanini, Ravel, Richard Straus vb.  dönemin ünlü isimleri ile  kurdukları dostluğun keyifli anlarından özlemle söz eder. Stefan Zweig’te Hitlerin Nazi ideolojisini tüm dünyaya yayacağı korkusu, savaş uzadıkça, saplantı haline gelir ve 22 Şubat 1942’de Rio de Jenerio’da ikinci eşi Lotta’yla birlikte intihar eder. “Dünün Dünyası” kitabından aktaracağım aşağıdaki satırlar bu özgürlük ve barış tutkunu büyük yazarın intiharının ipuçlarını da verir sanki” … ‘Güneş bütün gücüyle parlıyordu. Eve dönerken, önümde giden gölgemi gördüm birden. Bu yeni savaşın ardından öteki savaşın gölgesini gördüğüm gibi. Gölgem benden hiç ayrılmadı artık. Bu gölge bütün düşüncelerimi kapsıyor. Belki bu kitabın sayfalarında da gölgenin karanlığın çizgileri vardır, Ama her gölge eninde sonunda yine de ışığın çocuğudur ve aydınlıkla karanlığı, savaşla barışı, yükselişle alçalışı yakından tanımış olan kişi hayatı gerçekten yaşamış sayılır ancak’
Dünün Dünyası yazarın Birinci Dünya Savaşı öncesi 20. yüzyılın başlarında gezegende hüküm süren kültürel zenginliğe, sanatta olağanüstü yaratıcılığa bir göndermedir. Bir daha yaşanamayacak olana özlemdir. İbret alınası hüzünlü bir öyküdür. Dünün Dünyası bana bugünün dünyasını anımsattı. Hem de çok fazla. Giriş bölümünü de o nedenle yazdım. 21. yüzyılın daha ilk çeyreğine varmadık ama insanın insana ettiği kıyım artarak sürüyor. Kendi ülkemde de en çok özgürlüklerine, söz haklarına ket vurulan, baskı, zulüm, kıyımlar içinde savrulan gençlere yazıklanıyorum. Uyuşturuyor, yaratıcılıklarını törpülüyor devlet nicedir. Geleceğe değil geçmişe baksınlar istiyorlar. Oysa unutuyorlar. Hiçbir baskı onların yüzlerini geleceğe dönmelerini, umutlarını çoğaltarak yeşertmelerine engel olamayacak
Can Yayınlarından Yazar- Çevirmen Burhan Arpad’ın akıcı Türkçesi ile çıkmıştı Dünün Dünyası bendeki eski sayılabilecek bir baskı. Yeniden basılmış olmasını diliyorum. Okumamış tüm dostlarla, özelde de genç arkadaşlara öneriyorum. Bir büyük yazardan insanlık için mutluluk vadeden de bir yüzyılın yine insan eliyle nasıl kabusa dönüştüğünü bilmek ve 21. yüzyıl için dersler çıkarmak açısından yararlanacağınızı bir yapıt.



NOT: Bu yazı 3 Aralık 2013 tarihinde yayımlanmıştır.
 


Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner251

banner185