Bu haber kez okundu.

 

CHP Zonguldak Milletvekili Ünal Demirtaş, TBMM’de yaptığı konuşmada zorunlu arabuluculuk sistemi ile adaletin taşeronlaştırıldığına dikkati çekti. 

 

Demirtaş şöyle dedi:

 

“KALİTESİZ BİR YARGI SİSTEMİ”

 

Türkiye’de yargı sistemimizin, çok büyük yapısal ve zihinsel sorunları vardır. İş mahkemelerindeki sorunlar da aslında, genel anlamda yargının bir parçası olan sorunlardır.

 

Adalet Bakanı, bu tasarının komisyon görüşmelerinde, 2016 itibarıyla,  hukuk uyuşmazlıklarının yüzde 15’inin, Yargıtay’ın iş yükünün de yüzde 30’unun iş uyuşmazlıklarından kaynaklandığı, iş davalarının süresinin ise ortalama 434 gün olduğunu,  zorunlu arabuluculuk ile yargının iş yükünün hafifletileceğini, davaların kısa sürede, az masrafla ve etkin olarak çözümlenmesinin amaçlandığını belirtmiştir.

 

Bu rakamlar aslında bir itiraftır. Ne itiraf edilmiştir? AKP iktidarının yaptığı büyük hatalar sonucu; kalitesiz bir yargı sistemi olduğu, yargının sapır sapır döküldüğü, bu yargı sistemi ile işçilerin adalete erişemediği,  yargının iflas ettiği itiraf edilmiştir.

 

Getirilen sistemle bu sorunların çözümü için zorunlu arabuluculuk sistemi, önerilmektedir. Zorunlu arabuluculuk ise aslında yargının özelleştirilmesidir. Bu sistem ile iş yargısı özelleştirilmektedir. Adalet dağıtımı zorunlu olarak hakimlerin elinden alınarak, arabuluculara verilmektedir. Adalet, taşeronlaştırılmaktadır.

 

“MEVCUT SİSTEM SORUNA YOL AÇMAKTA”

 

13,5 milyon kayıtlı, kayıtdışı ile birlikte 20 milyon işçinin olduğu ülkemizde, AKP  hükümetlerinin yanlış politikaları sonucu, iş ve çalışma yaşamının çözülemeyen, son derece önemli ve büyük sorunları vardır. Kayıt dışı çalışma, taşeron işçiliği, iş kazaları ve meslek hastalıklarında kırılan rekorlar, sendikalaşmanın önündeki engeller, kadın ve çocuk işçiliği, asgari ücretin düşüklüğü, çalışma sürelerinin uzunluğu gibi sorunlar gün geçtikçe, çözüleceğine büyümektedir.

 

OECD verilerine göre, Türkiye brüt ortalama kazanç sıralamasında 33 ülke içinde 32’inci, çalışma mesaisinin en uzun olduğu ülkeler sıralamasında birinci sırada, iş gerginliğinde de yüzde 76 ile yine birinci sıradadır. Ülkemiz maalesef,  2017 yılında, Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu Küresel Haklar Endeksine göre, işçi hakları bakımından 139 ülke arasında, en kötü 10’uncu ülkedir.

 

 

Bu rakamlar, AKP iktidarının iş ve çalışma yaşamının sorunlarını çözemediğini açıkça göstermektedir. Alınan yanlış kararlar sonucu, iş ve çalışma yaşamında böylesine büyük sorunlar ortaya çıkmıştır. Yani bu mevcut sistem, soruna yol açmakta; bu  sorunlar da,  dava üretmektedir. Ne yapılırsa yapılsın, iş ve çalışma yaşamındaki bu ağır ve büyük sorunları çözmeden, yargıdaki dava yükünü azaltamazsınız ve yargıyı hızlandıramazsınız. Yani önemli olan sineklerle uğraşmak değil, bataklığı kurutmaktır. Yani sorunları çözmektir…

 

“İŞÇİ VAZGEÇMEYE ZORLANACAK”

                      

Arabuluculuk sistemi tüm dünyada, her şeyden önce gönüllülük esasına dayanır. Bizde ise dava öncesi bir zorunluluk olarak işçilere dayatılacaktır. Bu dayatmanın ise, çok büyük sakıncaları olacaktır. Zorunlu arabuluculuk sistemi, özü itibarıyla aslında bir pazarlık sistemidir. İşçi zorla, bu pazarlık masasına oturtulmaktadır. Peki bu masada neyin pazarlığı yapılacaktır? İşçinin anasının ak sütü gibi helal olan hakları, pazarlık konusu yapılacaktır. İş davalarında davayı açanların yüzde 99’u işçilerdir. Dolayısı ile iş davalarının konusu, işçinin yasal haklarıdır. Düzenlemeye baktığımız da ortaya çıkan şudur.  Arabulucular işçi ile işvereni yan yana getirerek, işçiye diyecektir ki; “…yasal hakların örneğin 40 bin lira ama Türkiye deki davalar 2-3 yıl uzuyor, davayı kazanıp kazanamayacağın da belli değil ama gel sen 20 bin liraya razı ol…” Yani işçinin yasal hakları üzerinde, tam bir at pazarlığı yapılacaktır. Oysa zaten işveren, yasalara göre bu hakları ödemek zorundadır. Şimdi arabulucu bu şekilde işçiyi alacaklarından vazgeçmeye zorlayarak, işverenin avukatlığını yapacaktır.   

 

“GÜÇSÜZ OLANIN TAVİZ VERECEĞİ”

 

Zorunlu arabuluculuk sisteminde pazarlık kimler arasında yapılacaktır? Ekonomik anlamda güçlü olan, her türlü hakkını bilen, avukat tutan işveren ile işten haksızca çıkarılmış ve hiçbir hakkını alamamış, hiçbir hakkını bilmeyen, avukatı olmayan, belki cebinde tek kuruş parası dahi olmayan, işçi arasında…

Eşit olmayanlar arasında yapılacak pazarlıkta, güçsüz olanın taviz vereceği ve yasal haklarının tamamını alamayacağı çok açıktır. Bu sistem, işçinin yasal haklarının önemli bir bölümünü kaybedeceği bir sistemdir.

İşverenin yasal olarak ödemek zorunda olduğu haklarından daha azına razı olmaya zorlanan işçi, ölüm gösterilerek, sıtmaya razı edilecektir.

 

“İŞÇİYİ KORUMA İLKESİNE AYKIRI”

 

Taraflar arası uzlaşmayı ilke edinen arabuluculuk, özü itibarıyla bizim de itiraz etmediğimiz bir konudur. Tam tersine toplumda uzlaşma kültürünün artmasını, son derece önemli ve değerli bulmaktayım. Yine, dava sayısının azalması, hızlı, etkin ve az masrafla yürütülen bir yargı sürecinin elbette destekçisi oluruz.

 

Ancak, bugün konuştuğumuz zorunlu arabuluculuk, tüm bu amaçları karşılamadığı gibi tasarı bu hali ile iş yasalarının işçiyi koruma ilkesine aykırı şekilde,   çalışanların adalete erişiminde çok büyük bir engel olacaktır. Bu hali ile hızlı, etkin ve az masraflı bir yargılama yapılamayacağı gibi, iş davalarının sayısı da patlayacaktır.              

Bu sistem yasalara uymayan, işçiyi fazla çalıştıran, ücretlerini ve haklarını ödemeyen kötü niyetli işvereni koruyan bir sistemdir. Arabulucu, bu işverenin borçlarını düşürmeye çalışacaktır. Bu şekilde işçilerin hakları arabulucular tarafından düşürülüp, kötü niyetli işveren karlı çıkınca,  dürüst işveren de, “Niye ben yasal hakların tamamını ödüyorum, ben de ödemem, arabulucu da nasıl olsa alacaklar düşüyor…” diyecektir.

 

Zorunlu arabuluculuk ile; kötü niyetli  işveren mükafatlandırılacak, dürüst işveren ise cezalandırılacaktır. Yani dürüst işverenler bu şekilde, yasaları çiğnemeye teşvik edilecektir.                                                 

 

“GERİ ÇEKİLMELİ”

 

Bu sistem ile “dosya arabulucuya verilmesinden itibaren en geç bir ayda sonuçlandırılır” denilmektedir. Oysa hakkını aramak isteyen işçi arabulucu tevzi bürosuna müracaat ettikten sonra, dosyanın ne zaman tevzi edileceğine ilişkin bir hüküm yoktur. Özellikle büyük şehirlerde tevzi bürolarında bir yığılma olacağı, arabulucuların tevzisinde gecikme olacağı çok açıktır. Yine bu bir aylık süre içinde arabulucu taraflara göndereceği tebligatı bile  yapamaz. Yani bu süre kağıt üzerinde kalacaktır. Bu şekli ile arabuluculuk mekanizması, işçinin adalete erişiminde, yasal haklarını elde etmesinde önemli bir engel olacaktır. İş davalarını da azaltmayıp patlatacaktır. Bu nedenle bu tasarının geri çekilmesi gerekir.

 




Anahtar Kelimeler:
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner251

banner282

banner185


banner294