Bu haber kez okundu.

 

 

Konuya ilişkin CHP Zonguldak Milletvekili Ünal Demirtaş tarafından gönderilen yazılı açıklama şu şekilde: Anayasa Komisyonu Başkanı AKP’li Mustafa Şentop’un tasarıyı hızlı bir şekilde komisyondan geçirmek için iç tüzük ihlali yaparak, konuşmak isteyen milletvekillerine söz vermemesi nedeniyle ortamın zaman zaman gerginleştiği, sert tartışmaların yaşandığı Anayasa paketi değişikliklerinin görüşmelerinin başladığı 20 aralık tarihinden itibaren, gece geç saatlere kadar devam eden görüşmelere aralıksız katıldı.


"İLK ÜÇ MADDEYE AYKIRI"

Paketin geneli üzerinde 150 milletvekilinin konuşmak için söz istemesine rağmen, AKP’li başkan Şentop’un  söz sırasına göre sadece  21 milletvekilini konuşturduğu görüşmelerde konuşabilen şanslı milletvekillerinden biri olan Ünal Demirtaş, “millî egemenliğin Meclisten alınıp Saray’a verileceği ve yürürlükteki Anayasa’ya da açıkça aykırı olan Anayasa değişikliklerini görüşüyoruz ve geri dönüşü olmayan bir yolun başındayız maalesef” dedi.
Demirtaş, Başkanlık Sistemini de içeren Anayasa Komisyonu toplantısında yaptığı konuşmada, Anayasa değişikliklerinin Anayasa’ya aykırı olduğu yönünde ve değiştirilemez denilen ilk 3 maddeye aykırı olduğu yönünde görüşleri bulunduğunu söyledi.
Anayasa’ya aykırılık iddiasının çok ciddi bir iddia olduğunu belirten Demirtaş şunları söyledi:
“Bir defa, bugün bu konuştuğumuz Anayasa değişikliği Saray’dan gelen, üst akıldan gelen talimatla hazırlanmıştır. Bunu hepimiz biliyoruz, görüyoruz çünkü üst akıl yıllardır bunu söylüyor açık ve net hep “Başkanlık istiyorum.” diyor. Şimdi, doksan üç yıllık parlamenter rejim geleneğinin değiştirileceği, Saray vesayetini tesis edileceği ve Türkiye’yi yüz yıl geriye götürecek, doksan üç yıllık cumhuriyet kazanımlarının, demokrasinin yok edileceği, kuvvetler ayrılığının yok edileceği, hukuk devletinin yok edileceği, yargı bağımsızlığının tamamen bitirileceği, başbakanın yok edileceği, ortadan kaldırılacağı, bakanların ise bir sekretere dönüşeceği ve millet egemenliğinin en üst tecelli ettiği yer olan Millet Meclisinin bir tabelaya dönüşeceği, milletvekillerinin ise bir muhtar kadar yetkisinin kalmayacağı ve milletvekillerinin bir bankamatik memuru olacağı, hepimizin bir bankamatik memuru olacağı, Türkiye’yi geri götürecek ve bölecek, Türkiye’yi geri kalmış bir Orta Doğu ülkesine dönüştürecek, Afrika ülkesine dönüştürecek bir diktatörlük rejimini konuşuyoruz. Bakın, burada, millî egemenliğin Meclisten alınıp Saray’a verileceği ve yürürlükteki Anayasa’ya da açıkça aykırı olan Anayasa değişikliklerini görüşüyoruz ve geri dönüşü olmayan bir yolun başındayız maalesef.”


         “TOPLUMDA DEĞİŞİKLİK TALEBİ YOK


Anayasaların toplumsal mutabakat metinleri, uzlaşma metinleri olduğunu ifade eden Demirtaş şöyle devam etti: “ Anayasalar koşulları olursa elbette değiştirilebilir, değiştirilmelidir, buna hiçbir itirazımız yok. Bakın, daha önce 1982 Anayasası’nın birçok maddesi değişti ama şu anda toplumda bu yönde bir talep yok, şu anda Anayasa değişikliğini yapacak bir iklim yok, böyle bir ortam yok, böyle bir hava yok arkadaşlar. Ne toplumsal iklim var ne sosyolojik iklim var ne ekonomik iklim var ne psikolojik iklim var. Böyle bir iklim yok arkadaşlar, böyle bir ruh da yok. Maalesef, toplumda böyle bir talep de yok yani toplumda ben bugüne kadar “Yeni anayasa isterim.” diyen, ortalığa dökülen, bunu ısrarla belirten bir toplum kesimi de görmedim. Yani, bunun içinde AK Partililerin de olduğunu düşünüyorum. Milliyetçi Hareket Partililerin zaten, tabanlarının istemediğini biliyoruz.”
           

   “KORKU İKLİMİ VAR”


15 Temmuz Gecesi parlamentonun çok önemli bir görev yaptığını ifade eden Demirtaş şunları söyledi: “Meclis Başkanımız, bütün grup başkan vekillerimiz çıktılar ve açıklamalarda bulundular, ortak metin açıkladılar ve ne oldu, bütün milletimize, bütün halkımıza moral verdik, Parlamentonun, gazi Meclisin, savaş dönemlerinde çalışan gazi Meclisi bir kez daha çok iyi bir sınavdan geçirdik. Bakın, o günden sonra bir mutabakat havası vardı, toplumsal bir uzlaşma havası vardı ama şimdi geldiğimiz noktaya bakıyoruz, bu hava kalmadı. Bakın, bir korku iklimi var. Ben açık konuşuyorum, belki diğer arkadaşlarım farklı düşünebilirler. Ben Kızılay’a gidemiyorum, Sayın Bakanım korkudan gidemiyorum başıma bir iş gelir mi diye. Eşimi göndermiyorum, kayınvalidemi göndermiyorum, herkese de gitmeyin diyorum. Belki bunu başkaları yapabilir ama bakın, böyle bir ortam var. Bakın, bakkala soruyorsunuz, telefonla konuşuyorsunuz, arıyor, bir şey söylüyorsunuz, “Sayın Vekilim, aman bunu telefonda konuşmayalım, korkuyorum. Telefonlarımız dinleniyordur.” diyor. Bunlar Türkiye’nin gerçekleri.”


           “MESELE ERDOĞAN DEĞİL”


Türkiye’de asli kurucu iktidarın 29 Ekim 1923’te kurulduğunu dile getiren Demirtaş görüşlerini şu cümlelerle ifade etti: “Burada bunu özellikle göz ardı edersek, millet iradesinin tecelli ettiği Meclisi göz ardı edersek bu iş olmaz, Anayasa’ya aykırı olur. Bakın, 1982 Anayasası’nın başlangıç hükümlerinde şöyle bir ifade var, Sayın Şentop her şeyden bahsetti ama bundan bahsetmedi: “Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun bu Anayasa’da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı…” ve bunların üzerine inşa edilen 1’inci madde var: “Türkiye devleti bir cumhuriyettir.” Yine, cumhuriyetin nitelikleri 2’nci maddede sayılmış, 3’üncü maddede devletin bütünlüğü, resmî dili, bayrağı vesaire sayılmış ve demiş ki en son: “İlk 3 madde değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez.” Bakın, burada bir kişiye verilen yetkiler millet iradesinin Meclisten alınıp o kişiye verilmesidir. Burada getirdiğiniz Anayasa değişikliğinin en temel özelliği maalesef budur. Çünkü cumhuriyetin getirmiş olduğu en önemli kazanım budur, millet iradesidir, kayıtsız şartsız hâkimiyetin millete ait olduğudur ama bu sözü beğenmiyorsunuz. Neden beğenmiyorsunuz? “Hâkimiyet milletindir.” diyorsunuz. Bakın, kayıtsız şartsız milletindir. “Kayıtsız şartsız”ı ortadan kaldırıyorsunuz, “Hâkimiyet milletindir.” diyorsunuz. Doğru bir cümle ama eksik bir cümle, kayıtsız şartsız milletindir. Şimdi, burada hâkimiyetin kayıtsız şartsız millete ait olduğu bir şeyi maalesef bir kişiye… Ha, burada kastettiğimizi de çok açıklıkla ifade etmek istiyorum, Sayın Erdoğan değil. Bakın, Sayın Erdoğan da defalarca ifade ettiğimiz gibi bir fani ve seçimi kazanıp kazanmayacağı da belli değil. Seçimi biz de kazanabiliriz, bir başka parti de kazanabilir, bir başka kişi de kazanabilir. Bu önemli değil ama burada beş yıl sonra, on yıl sonra, elli yıl sonra bunları düşünmemiz lazım. Çünkü rejimi değiştirecek bütün yetkileri bir kişiye verecek bir düzenlemeyi konuşuyoruz.

“DARBECİ EVREN’İN YETKİLERİNİ BEĞENMİYOR


“1982 Anayasası’nın birçok maddesi değişti ama ilk 4 maddenin dışında ikinci değişmeyen en önemli maddeler Cumhurbaşkanının yetkilerine yönelik olan maddeler olduğunu ifade eden Demirtaş, “Peki, şu an Cumhurbaşkanı hangi maddeleri kullanıyor? Bu maddeleri kullanıyor, darbeci Kenan Evren’in kendisi için getirmiş olduğu yetkileri kullanıyor. Öyle değil mi? Ve hatta Cumhurbaşkanı ne yapıyor? Bu yetkileri beğenmiyor, yetersiz görüyor, çiğniyor, aşıyor o yetkileri. Bakın, bu da yetmiyor, şimdi bakın, getirmek istediğiniz maddeler darbeci Kenan Evren’in yetkilerini fersah fersah aşan maddeler” ifadelerini kullandı.

 

 

 

 

 

 

“79 MİLYONUN RIZKI BİR KİŞİYE TESLİM EDİLİYOR”


Bu haliyle meclisin içinin boşaltıldığını iddia eden Demirtaş şöyle devam etti:
“, bizler milletvekilleri olarak sadece ve sadece burada bir tabela milletvekili olacağız, bir bankamatik milletvekili olacağız. Niye? Çünkü bütçe yetkisini almışsınız, olduğu gibi o kişiye, tek kişiye veriyorsunuz. Bütçe yetkisi olmayan bir Meclis koskoca bir hiçtir arkadaşlar. 79 milyonun rızkını, çoluğunun çocuğunun rızkını bir kişiye teslim etmek kadar yanlış bir şey olamaz. kâğıt üzerinde bir Meclis olacak burası. Belki bu konuşmaları bile yapamayacağız, açık ve net.”

“EN GERİ ÜLKELER BAŞKANLIKLA YÖNELİYOR”


“Havuz Medyası” tabir edilen bir gazetede, “Başkanlık sistemiyle yönetilen ülkeler, devletler hangileridir?” diyerek bir tasnif yapıldığını hatırlatan Demirtaş şöyle dedi: “ Bakın, başkanlık sistemiyle buraya aldıkları 43 ülke, daha fazla ama ben size örnekler veriyorum: 1’inci sıraya Afganistan’ı yazmışlar, alfabetik sıraya göre düzenlenmiş, 2’nci sıraya Amerika Birleşik Devletleri’ni koymuşlar. Başkanlık sisteminin uygulandığı ve başarılı olduğu tek ülke Amerika Birleşik Devletleri, bunu ayrı tutuyorum. Ama diğer ülkelere bakıyorum, bakın, Bolivya var, Dominik Cumhuriyeti, Ekvador, El Salvador, Guatemala, Haiti, Honduras, İran, Kenya, Kolombiya, Kosta Rika, Liberya, Nikaragua, Nijerya, Peru, Seyşeller, Sri Lanka, Tanzanya, Uganda, Venezuela ve Zambiya. Arkadaşlar, bu sayılan ülkelerin Amerika Birleşik Devletleri dışındaki tamamı üçüncü dünya bile demiyorum, dördüncü dünya ülkeleri. Dördüncü dünya ülkeleri arkadaşlar yani başkanlık sisteminin, tek adam sisteminin getirdiği model bu model.
İnsani dünyanın en medeni, insanların en rahat yaşadığı, en zengin yaşadığı ilk 20 ülkeyi sayıyorum size, bakın: Bunlardan 16’sı parlamenter rejimle yönetiliyor. Bakın, kim var burada? Norveç var, 1’inci sıraya konulmuş. Avustralya var, Hollanda var, Almanya var, Yeni Zelenda var, Kanada var, İrlanda var, İsveç var, Birleşik Krallık var, Güney Kore, Hong Kong ve Fransa, yarı başkanlık sistemi o. Bakın, ilk 16 ülke insani gelişmişlikte parlamenter rejimde, hatta güçlendirilmiş parlamenter rejimle yönetiliyor. Ama bir de son 20’yi, insani gelişmişlikte, bakın, 187 ülke, 187 ülkeden başkanlık sistemiyle yönetilen, bunlardan da sanırım 20 ülkeden, son 20’den 18 tanesi de başkanlık sistemiyle yönetiliyor. Kim var burada? Bakın, Liberya var, Mozambik var, Burundi var, Eritre var, Kongo Demokratik Cumhuriyeti var, Cibuti var ve Nijer var. Bakın, arkadaşlar, bizim insanımız bu şekilde üçüncü dünya değil, dördüncü dünya ülkesi olmaya hak etmiyor. Buranın, bu tek adam rejiminin getireceği sonuç budur, açık ve net.”

“DÜDÜKLÜ TENCERE METAFORU


Türkiye’yi bir düdüklü tencereye benzettiğini ifade eden Demirtaş, “ Türkiye’nin düdüklü tenceresinde 4, 5 tane, 6 tane, 7 tane düdük var. Bakın, kaynadıkça toplumun bir yerinde bir sorun olduğunda, bir problem olduğunda o düdüklerden birisi öter ve oraya müdahale edilir. Şimdi, bakın, iktidarınız maalesef, bu düdük, uyarı olan mekanizmaları kapattı, tıkandı. Burada, bakın, tıkalı olmayan bir iki şey kaldı; basın da bunlardan birisi ,basını da kapattınız. 4 kişiden 1’inin oy verdiği Cumhuriyet Halk Partisi kaldı ve bazı sivil toplum örgütleri ve şeyler kaldı. Bakın, bu tıkalı mekanizmayı açmanız gerekirken şimdi bu Anayasa değişikliğiyle tamamen kapatıyorsunuz. Bir yandan da doğal gazı açıyorsunuz arkadaşlar, doğal gaz açılıyor ve fokurduyor. Bakın, Türkiye bunu kaldırmaz, bunu bu şekilde götüremeyiz. Bakın, bu şekilde, tencere patlayacak, yüzümüze patlayacak, hepimizin yüzüne patlayacak ve ağır bedeller ödeyeceğiz" dedi.

 

Anahtar Kelimeler:
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner251

banner282

banner185


banner294