Bu haber kez okundu.

MUHABİRLİĞİ TÜM UNVANLARA YEĞLEYEN GAZETECİ

**Yarım yüzyılı aşan gazetecilik serüveninde mesleğin her alanında kalem oynattı ve örgütçü yanıyla da basın emekçilerinin her zaman yanında yer aldı Nail Güreli.  Hala bir muhabir gibi ipuçlarının arkasından giden Güreli; erdemleri, ilkelerinden ödün vermeyen tavrı ve meslek etiğine bağlılığıyla tanıyan tanımayan tüm gazetecilerin ?Nail Ağabeyi? oldu. 

 

 

**12 Eylül darbesinin büyük yıkımı oldu. Toplum depolitize edildi.  Böyle bir ortamda kalkıp kimseden bireysel kahramanlık yapmasını bekleyemezsiniz. Ben bunu pek haklı görmüyorum. Bu bir toplum işidir.

 

**Türkiye değerli insanlarını gerekli yerlere getiremiyor. Bu bir toplumsal aksaklık. Bilgili, birikimli aydınların toplumsal yaşama girmesi gerekiyor. Toplumla bu yetişmiş insanların kan uyuşmazlığı var. 

 

 

NİHAL KOCABAY-SABİNE ERKUŞ

 

BABIÂLİ Yokuşu?nda stajyer muhabir olarak gazeteciliğe adım attığında yıl 1952?dir.

O günden bu yana da kesintisiz sürdürür gazeteciliği Nail Güreli? 

Son Posta, Son Telgraf, Tan, Akşam, Vatan, İkdam, Güneş, Hürriyet, Milliyet gazetelerinde muhabirlik, röportaj yazarlığı,  yazı işleri müdürlüğü, genel yayın yönetmenliği ve köşe yazarlığı Babıâli?de kendini gösterdiği alanlardır.

İlk görüşte sert mizacıyla belleklerde yer eden ama insana dair erdemleriyle, ilkelerinden ödün vermeyen tavrı ve meslek etiğine bağlılığıyla tanıyan tanımayan tüm gazetecilerin ?Nail Ağabeyi?dir o. 

Hangi koşulda karşılaşırsanız karşılaşın ?Nasılsınız?? dediğinizde ?İyiyiz mecburen?  diyen Nail Güreli, basın emekçilerinin yaşadığı sorunların da en yakın tanıklarındandır. Otuz yıla yakın süre Türkiye Gazeteciler Sendikası?nda (TGS) genel başkanlığa kadar uzanan süreçte çeşitli kademelerde görev yapar ve artık çok uzak görünen davul zurnalı grevlerde ?grev gözcüsü? önlüğüyle hep en başlarda olur. 

1983?te TGS?nin genel başkanlığından istifa ederek Türkiye?nin değişen siyasi ikliminde politikaya atılır. SODEP?in kurucu üyesi olur ama Askeri Yönetim seçime girmelerini veto eder. Bir süre SODEP?in Merkez Yönetim Kurulu?nda görev alır, 1987 seçimlerinde ise İstanbul?dan aday olur ama ön seçimlerde kazanamaz.

Politikanın ona göre olmadığını anlayan Güreli, ?Belki benim kanım belki de politikanın kanı faul. Aramızda kan uyuşmazlığı var? der ve bu sayfayı kapatır. Tüm ısrarlara rağmen ?aynı suda iki kez yıkanmaz? sözünün doğruluğuna inanan Güreli, TGS yönetimine de dönmez.

 

TGC?DE GEÇEN 13 YIL

 

1988?de üyesi olduğu Türkiye Gazeteciler Cemiyeti?nde (TGC) ilk kez muhalif bir liste çıkaranlar arasında yer alır Güreli  ve Nezih Demirkent?in başkanlığındaki yönetim kuruluna muhalif listedeki tek isim olarak üyeliğe seçilir.

Ardı ardına 3 dönem (6 yıl ) bulunduğu yönetim kurulun da gerektiğinde sert eleştiriler yapan, özverisi ve çalışma disipliniyle de örnek olan Güreli, 1994 Mart?ında Cemiyet başkanlığına seçilir.

Bizim Gazete?nin kurulmasından Sedat Simavi Ödülleri?nin TGC bünyesine alınmasına, 50?yi aşkın gazeteci cemiyetinin güç birliği sağlaması için Gazeteci Cemiyetleri Başkanlar Konseyi?nin oluşumundan yerel basına yönelik eğitim seminerlerinin başlatılmasına ve tabi Türkiye Gazetecileri Temel Hak ve Sorumlulukları Bildirgesi?nin hazırlanmasına kadar TGC bünyesinde pek çok çalışmaya imza atar. 

Kendi deyimle ?siyasetin en alasını? yaptığı Cemiyet?te basın emekçilerinin yaşadığı sorunlara eğilir, medya-siyaset-ticaret üçgeninde yaşanan gelişmeler karşısında da sesini yükseltir Güreli.

Yedi yıl başkanlık yaptıktan sonra TGC?de değişimi ve yenileşmeyi sağlamak adına 2001 Nisanında kendi isteğiyle görevinden ayrılır.

30 yılı aşkın süredir okuyucularıyla Milliyet gazetesindeki köşesinden buluşan Güreli, basın meslek kuruluşlarının yarışmalarında çeşitli dallarda ödüller alır. Ayrıca aralarında Sertel Gazetecilik Vakfı Demokrasi Ödülü, Orhan Apaydın Vakfı Demokrasi ve Barış Ödülü, Lastik-İş Sendikası?nın Gurur Tablomuz Ödülü, Türk Dil Kurumu?ndan Röportaj Ödülü ve TGC Burhan Felek Basın Hizmet Ödülü?nün de aralarında bulunduğu çok sayıda ödüle değer görülür.     

 ?İnsan yaşadıkça biriktirir, öğrendikçe öğretir?, işte yarım asrın üzerinde gazetecilik yapan ve hala bir muhabir gibi ipuçlarının arkasından giden Güreli?de yaşadıklarını, öğrendiklerini, birikimlerini; sayısız haber, yazı dizisi, köşe yazısı ve tabi yayınlanmış

16 kitabıyla aracılığıyla paylaşır.

Yaptığı her işin yazdığı her yazının arkasında durabilmeyi, gerekirse bedel ödemeyi ama asla yaptıklarından pişman olmamayı kendine ilke edinen Nail Güreli, ?kapıdan kovulunca bacadan giren değil, kapıları önünde açtıran bir gazeteci? olmayı başaran ender isimlerden olur. 

TGC ve TGS?deki çalışmalarını başka bir deyişle yarım asırlık toplumsal mücadeleyi kitaplaştırmak isteyen Güreli, şu günlerde mesleğinin tatlı telaşlarından birini de yaşıyor. Posta gazetesinde bugün yayınlanmaya başlayan ?İstanbul?daki Türkiye? yazı dizisiyle de muhabirliği diğer tüm unvanlara tercih ettiğini gösteriyor deneyimli gazeteci?

 

ÖNÜNDE KAPILAR AÇTIRAN GAZETECİ

 

Neden gazeteci olmayı tercih ettiniz?

 

Şarkıcılara bu soru sorulduğunda verdikleri bir cevap vardır: ?Çocukluğumdan beri şarkı söylemeyi severdim? diye. Bende gerçekten çocukluğumdan meraklıydım gazetelere. Ama ailemin maddi durumu iyi değildi. Çalışmak gerekiyordu ama aklım da gazetecilikteydi. Hatta okulu bitirince otomobil plakaları yapan bir atölyede işe başlamak için gittim ama baktım yapacak gibi değilim. Ağlamaklı eve döndüm. Annem halimi görünce ?Bu çocuk madem gazeteci olsun? dedi. Komşumuz vardı, o beni Hizmet gazetesine götürdü. Orada başladım acar muhabir olarak, tabi ücret falan da yok. Hizmet gazetesinde başladık mesleğe ama 6-7 ay içerisinde kapandı gazete. Daha sonra Son Posta?ya geçtim.

Bir ara boşluk dönemde Hürriyet?in eski binasının olduğu yerde İstanbul Kız Lisesi vardı, orada İş ve İşçi Bulma Kurumu yaz aylarında gençleri mesleğe yöneltme merkezi kurmuştu. Başvuran gençlere bir takım testler yapılıyor, mülakattan geçiyorlar. Hangi mesleğe yetenekleri olduğu, neyi tercih etmesi gerektiğini söylüyorlardı. Ben de gidip o mülakata girdim, bir hafta sonra sonucu almaya gittim, oradaki uzman dosyayı açtı ve bana ?Hangi mesleği yapmayı düşünüyorsunuz?? diye sordu, bende ?Gazeteci olmayı istiyorum? dedim. Tekrar dosyaya baktı ve ?Sizin en son düşünmeniz gereken meslek gazetecilik. Gazeteci, kapıdan kovulduğunda bacadan girecek mizaçta olmalı. Sizin verdiğiniz cevaplar ve karakteriniz bunun tam tersi? dedi. Daha yirmi yaşındayım o zaman ?Ama ben kapıdan kovulunca bacadan girecek değil, kapıları önünde açtıracak gazeteci olacağım? dedim.

 

Son Posta gazeteciler için bir okul anlamı mı taşıyordu?

 

Babıâli?de iki okul gazete vardı bunlardan biri Son Posta diğeri Cumhuriyet gazetesiydi. Ben gazeteciliği Son Posta?da öğrendim. Köklü ve ciddi bir gazeteydi. Gazetecilik maddi bakımdan bir meslek sayılmazdı, ama manevi tatmini, saygınlığı olan bir meslekti.  Tutkuyu, sevgiyi gerektiriyordu. Bu gazetelerin okul olmasında sahiplerinin de gazeteci olması önemli faktörlerden biriydi. Selim Ragıp 7.30?da gazeteye gelir, haberleri diğer gazetelerle karşılaştırır, istihbarat şefini çağırır farklılıkların ya da atlanılan haberlerin hesabını sorardı. Patron başyazıyı da yazardı, muhabire haberin hesabını da sorardı. Biz de onlardan öyle öğrendik gazeteciliği. Gazetelerde kocaman defterler vardı. Hangi haberlerin atlanıldığını hangilerinin atlatıldığını, nelerin yanlış yapıldığı yazılırdı o deftere.

 

HER EYLEMİN BİR FATURASI VARDIR

 

Siz sadece gazetecilikle de yetinmediniz, örgütçü yanınızla da meslektaşlarınızın yanında yer aldınız?

 

Gazeteciliğe başladıktan sonra sendikaya üye oldum ve şubeden başlayarak genel başkanlığına kadar çeşitli kademelerinde çalıştım. Babıâli?de ilk grevi de biz yaptık Dünya gazetesinde. Hayat mecmuasında gerçekleştirecekken anlaşmaya vardık, Hürriyet gazetesinde de grev kararı aldık. Sendikacılık zor.  SODEP hikayesi de askeri yönetim tarafından veto edilince mesleğe geri döndüm. Ziya Sonay?ında aralarında olduğu şube başkanları tarafından sendikaya tekrar başkan olmam istendi. Ben bunu ?aynı suda iki defa yıkanılmaz? diyerek kabul etmedim. Her eylemin bir faturası olması gerekir. Daha sonra Cemiyete bulaştım. Cemiyetin Deniz Baykal?ı oldum bir müddet. 50 yıllık meslek hayatımın 40 yılı örgütler içinde geçti, uzun soluklu bir mücadeleydi. Şuan aktif olarak yer almasam da destek veriyorum. Umut Vakfı, Sertel Gazetecilik Vakfı ve ÇEKÜL?de görevlerim var.

 

Hareketli sendikal dönemden herkesin sendikaları özlediği gazetecilerin sorunlarına uzak kaldığı bir döneme geldik?

 

12 Eylül darbesinin büyük yıkımı oldu. Toplum depolitize edildi.  Tahribatı halen sürüyor. Yasakları, yasaları halen sürüyor. Böyle bir ortamda kalkıp kimseden bireysel kahramanlık yapmasını bekleyemezsiniz. Ben bunu pek haklı görmüyorum. Bu bir toplum işidir. Biz yaptık ama toplumsal dayanışma vardı.  Akşam gazetesinde mesela hem 212 sayılı yasada hem de toplu sözleşmede hüküm vardı. Her geçen gün için maaşların yüzde 5 zamlı ödenmesi gerekirdi. Bu nedenle maaş aldığımız tarihte imza atardık ama hepimiz atardık yalnız ben değil. Öyle bir toplumsal bilinç vardı.

O dönem yaptığımız grev gazetelerde yer aldı. O dönemde gazetelerde bu denli bir kutuplaşma yoktu. Şimdi kamplaşma var. Toplum her anlamda bir yozlaşma yaşıyor.

 

POLİTİKAYLA KANIMIZ UYUŞMADI

 

SODEP?ten sonra siyasete neden devam etmediniz?

 

Her meslekte olduğu gibi politikada da  kötü insanlar var. Ben meseleye kişisel olarak bakmıyorum. Gazetecilikte kötü insanlar var diye gazeteciliği suçlamak ya da kötü politikacıya bakıp politikayı suçlamak doğru değil. Kan uyuşmazlığı? Belki benim kanım belki de politikanın kanı faul. SODEP?ten  sonra  da teklifler geldi. Hatta Cemiyet başkanıyken bir partinin (adını vermeyeyim) genel başkanlığı teklif edildi. Politikanın iç yüzünü gördüğüm için kabul etmedim. Ben zaten Cemiyette siyasetin daniskasını yapıyordum.

 

50 yıllık meslek hayatınıza baktığınızda kapılar gerçekten önümde açıldı diyebilir misiniz?

 

Hiç küçümsenmedim, hep saygıyla karşılandım.  Yazılarımda da aynı şeyleri yaşadım. Mesela bakanı eleştirmişimdir, bakan arayıp ?haklısın? demiştir. Bu güne kadar kimse bana haksızsın demedi. Bu da gazetecilikte çok önemli bir şey.

 

Sizce bunun sırrı nedir?

 

Tarafsız ve dürüst davranmak. Olaylar karşısında kendi dünya görüşünü, kendi çıkarını ön plana iterek davranmaman, titiz olmam gerekir.. Mesela benim Nurettin Sözen?le ilişkim çok iyiydi ama belediye başkanı olduktan sonra görüşmedim kendisiyle. Bir açık oturumda eleştirdim kendisini. O da ?Nail?e bak bizi eleştiriyor? demiş. Bu Türkiye?deki demokrasi anlayışı eksikliğinden kaynaklanıyor. Ben TGC?de de aynı şeyleri yaptım. Toplantılarda dobra dobra Nezih Demirkent?i eleştirirdim. Onlar beni dışlayacak, burun kıvıracak duruma gelirdi ama dışarıda ben elini sıkar selamlaşırdım. Daha sonra bir vesileyle beni anlatmış Acar Şölen ?Nail böyledir. Sendika toplantılarında da tartışırdık ama sonra çıkıp içmeye giderdik? demiş.

 

Meslek hayatınızda keşke yapmasaydım dediğiniz ya da ayrı bir yere koyduğunuz bir çalışmanız var mı?

 

?Yaptığından asla pişman olmayacaksın?ı ilke olarak koydum kendime. Sendikadan ayrıldım ama geri dönmedim. Yaptıklarının bedeli olacak onları ödeyeceksin. Bu doğal bir durum. Yaptığım işlerden hep memnun oldum. Severek yaptım karşılığında da mutlu oldum. Ayrı bir yere koyacağım çalışmamı daha yapamadım. TGC?deki ve TGS?deki  tüm toplumsal çalışmalarımı belgesel olarak kitaplaştırmak istiyorum. Gelecek kuşaklara kalsın. Büyük ve kapsamlı bir kitap olacak ve onun yeri ayrı olacak. 40-50 yıllık bir toplumsal mücadelenin tarihçesi olacak. Yalnızca benim arşivimde klasörlerde kalmasın.

 

 

 

Çizgim duruşumla, ilgilerimle şekillendi

 

Haberci yanınızın yanında yazı dizileri, onlarca kitap ve uzun yıllardır köşe yazarlığı yaparak toplumda var olanı yansıttınız. Bunları yaparken sizi etkileyen, anlatmak istediğiniz neydi?

 

Özellikle gazetecilikte insan çevresinden çok etkileniyor. Ben de gazeteciliğe stajyer olarak başladığımda işçi muhabirliği yaptım. Oralardan ilgi duydum ezilmiş, seslerini duyuramayan insanları dinlemeye ve onların dertlerini duyurmaya. Çizgim de duruşumla, çevremle, ilgilerimle şekillendi. Türkiye?nin tuhaf bir yanı var. Bilgisi, birikimi olan okumuş insanlar örgütlü yapılara, politikaya girmiyor. Ben kendime bakıyorum, üniversite mezunu değilim hasbelkader kendimi geliştirmeye çalıştım. Sendika başkanlığı yaptım, TGC Başkanlığı yaptım. Bunların bana kalması toplumsal bir zaaf, bir eksiklik.  Şimdi ben biraz teselli buluyorum, ama benim durumunda olan nice insan Türkiye yönetiminde üst kademelerde görev yapıyor. Türkiye?de ne yazık ki değerli insanlar gerekli yerlere getirilemiyor. Bu bir toplumsal aksaklık. Bilgili, birikimli aydınların toplumsal yaşama girmesi gerekiyor. Ben siyasetle kan uyuşmazlığım var dedim mesela, toplumla bu yetişmiş insanların arasında da kan uyuşmazlığı var.  Ben bu tespitimin ardından gerçekçi davranarak kendi isteğimle TGC başkanlığını daha bilgili birikimli kişilerin eline bıraktım. Bunun her kurumda yapılması gerekir.

 

 

Röportajı yapamadı ama ödülü aldı

 

Mesleki ödülleriniz arasında 1958 yılında Gazeteciler Cemiyeti tarafından verilen yılın gazetecisi ödülünün ilginç bir hikayesi var?

 

Necip Fazıl Kısakürek?in Büyük Doğu dergisinde çıkan bir yazısı yine olay yaratmıştı.

Adnan Menderes ile arası açılmıştı ve yazısında basına yapılan baskıları ve bazı uygulamalarını eleştirmişti. O yazı yüzünden savcılığa çağrılmıştı.  Konuşsa basında iyi haber olacaktı. Fakat Necip Fazıl kimseyle konuşmuyordu. Bütün bu olup bitenlere Necip Fazıl ne diyordu?? sorusunun yanıtını almak için peşine düştük. Necip Fazıl?ın bürosuna gittik. Kendimizi tanıttık ve Necip Fazıl?ı görmek istediğimizi söyledik. Kendisine haber veren genç biraz sonra gelip; ?Görüşmeyecek, söyleyecek sözüm yok, diyor? dedi. Vazgeçmedik bekledik? Nihayet Necip Fazıl göründü, hışımla bize doğru yürüdü ve ?Ben sizinle konuşmayacağım demedim mi, neden geldiğinizi ve kimin gönderdiğini biliyorum. Benden lâf alamazsınız? diyerek bizi geri çevirdi.

Röportajı yapamadan gazeteye geldik. Başımızdan geçen olayı şefe anlattık. ?Hemen otur, başınızdan geçenleri çabuk yaz, gazetede yayımlanacak.? dedi. Çalakalem yazdık. Gazetede yayımlandı. 1958de Gazeteciler Cemiyeti?nin yılın gazeteci ödülünü bu ?yapılmayan röportaj? ile aldım.

 

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti?nin önceki Başkanı Nail Güreli, gazetemizin 10 ve 15. yayın yıldönümlerinde düzenlenen kutlama gecelerine katılarak, bizleri onurlandırmıştı.  Fotoğrafta; Nail Güreli gazetemiz İmtiyaz Sahibi Celal Bozkuş ve Zonguldak Temsilcimiz Ahmet Öztürk ile birlikte 15. yıl kuruluş pastasını keserken görülüyor.

Anahtar Kelimeler:
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Bunlar da Dikkatinizi Çekebilir

banner251

banner185


banner294