Bizim için valiydi, kaymakamdı, belediye başkanıydı, emniyet müdürüydü, jandarma komutanıydı, dosttu, arkadaştı,.

Kılık kıyafeti ve duruşuydu.

Bilgisi ve görgüsüyle.

Bir de gönül kibir gibi kompleksleri hiç yoktu ki.

Herkese merhaba.

Herkese sevgi.

Böyle bildik ve tanıdık O’nu.

O Turan Kayalı’ydı.

Gazeteciydi.

Ereğli Memleket’in sahibiydi.

Mesleğe adım atanlar için de en önemli idoldü…



Benim yaşamımı yönlendiren ve bu mesleğe başlatan Turan Kayalı’yı 12 Şubat 1987 yılında yitirdik biz.

Biz dediğim can dostları.

Okuyucuları.

Sosyal demokrat dava arkadaşları.

Hepimizin canı yandı.

Cansız kaldık o gün.



Sonrasında oğlu Koray taşımaya çalıştı bayrağı.

Zorlukla.

Çileyle.

Emekle.

Olmadı .

Çünkü şartlar değişmişti.

Gazete ve gazetecilik enflasyonu arasında boğuldu ve patronluktan emekçiliğe dönüş yaptı.

Her gazeteye elini uzattı.

Haber ve yorumlarını yazdı.

Gerektiğinde de teknik elamanlığını konuşturdu.

Hamurundaki kağıt ve mürekkep kokusundan hiç ayrılmadan 28 Eylül 2015 pazartesi gününün ilk saatlerinde koptu yaşamdan.

O da gitmişti işte babasının ardından 28 yıl sonra.

Sonsuzluğa, sonsuzluğun derinliğine.



Bugün 12 Şubat 2016.

Turan Kayalı’nın 28. ölüm yıldönümü.

Turan Kayalı’dan geriye eşi Birsen Abla ile küçük oğlu Korhan kaldı.

Koray’dan da eşi Melda ile tek oğlu Turan Ögetay.



Koray’ın toprağa verildiği 29 Eylül Salı günü cenazesini evine helalliğe götürdüğümüzde annesi Birsen Kayalı bana dönüp “Turan’ın yanına mı götürüyorsunuz?” sözleriyle gözyaşlarını paylaşmıştı.

Gittiler onurlarıyla.

Gururla.

Geride “hoş bir sada” bırakarak.

Peki şimdi sıra kimde?

Hepimizde.

Gidip kavuşacağız bir gün.

Kayalılarla…