Sponsorlu Bağlantılar

GAZETECİLER TERÖRİST DEĞİL

Tarih: 2011-04-19 00:00:00

İstanbul Beyoğlu’nda bir basın toplantısı düzenleyen Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü hükümetten 3 talepte bulundu. Örgüt, hükümetten gazetecilere terörist muamelesi yapmamasını, tutuklu gazeteci listesini şeffaf bir biçimde kamuoyu ile paylaşmasını ve

İstanbul Beyoğlu’nda bir basın toplantısı düzenleyen Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü hükümetten 3 talepte bulundu. Örgüt, hükümetten gazetecilere terörist muamelesi yapmamasını, tutuklu gazeteci listesini şeffaf bir biçimde kamuoyu ile paylaşmasını ve basın özgürlüğü konusunda ulusal ve yerel gazetecilik örgütlerinin taleplerine kulak vermesini istedi. Örgüt, 3 Mayıs tarihinde Gazetecilere Özgürlük Platformu’nun düzenleyeceği Uluslar arası Basın Özgürlüğü Kongresi’ne de katılacak.

Basın özgürlüğü sıralamasında Türkiye’nin yerini 138. sırada olarak tanımlayan Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü,  İstanbul’da TMMOB Makine Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi’nde bir basın toplantısı yaptı. Toplantıda Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü Genel Sekreteri Jean François Julliard ile Avrupa ve Asya Masası Başkanı Johann Bihr, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Genel Sekreteri Sibel Güneş ve Radikal Gazetesi muhabiri İsmail Saymaz konuştu.

“Gazetecilere güvenlik güçleri şiddet uyguluyor”

Türkiye’nin basın özgürlüğü açısından ülkeler sıralamasındaki yerinin 138. sırada olduğunu hatırlatan Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü Genel Sekreteri Jean François Julliard, gazetecilere saygı eksikliği olduğunu, güvenlik güçleri tarafından şiddet uygulandığını, BİANET’ten aldıkları bilgiye göre 30’u aşkın gazetecinin fiziksel saldırıya uğradığını söyledi.  Julliard, yargının ve yargılama sürecinin güvenlik sürecinin içinde yer almasından duydukları kaygıyı dile getirerek şöyle devam etti:

“Gazeteciler yalnız şiddete uğramıyor, öldürülüyorlar. Hırant Dink cinayeti de bunlardan biri. Bu davayı da takip ediyoruz. Dokunulmazlık kisvesi altında kapatılmasını istemiyoruz. Türkiye’de Nedim Şener ve Ahmet Şık da tutuklu ama tutuklu gazeteci sayısı onlarla sınırlı değil, çok sayıda gazeteci var. Ayrıca 2 bini aşkın davayla yargılanan gazeteciler de var. Büşra Erdal, İsmail Saymaz da bunların içinde.”

“Türkiye’de yumuşak sansür olarak nitelendirdiğimiz ekonomik baskı da var”

Türkiye’de kınadıkları bir konunun da internet sansürü olduğuna işaret eden Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü Genel Sekreteri Jean François Julliard  “Birçok site kapatılmış durumda. Ayrıca 8 bin internet sitesi süzgeçten geçiriliyor ya da yasaklanıyor” dedi. Julliard konuşmasında Başbakan Erdoğan'ın Strasbourg'daki Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) konuşmasına da değindi. Julliard şunları söyledi:

“Başbakanın konuşmasına tanık olduk Ahmet Şık’ın İmamın Ordusu kitabını bombaya benzetti. Ayrıca üzerinde durmak istediğimiz bir konu da ekonomik baskı. Ekonomik baskıyı da yumuşak sansür olarak nitelendirebiliriz. Bunu da araştırıyoruz. Fiziksel şiddet konusunda birçok araştırma yapıyoruz. Ama ekonomik baskı nedeniyle de gazeteciler ekonomi alanında haber yapamıyorlar. Özel şirketler hakkında haber yapma süreciyle ilgili sıkıntılar var. Medya patronlarının siyasetçilerle özel ilişkilerinin ortaya çıkarılmasında sorun var. Türk gazeteciler bu tip konularda haber yaptıklarında editörlerinden ‘haberi geri çek’ uyarısı aldıklarını söylüyorlar. Bu konularda haber yapamıyorlar ve biz de oto sansür konusunda kaygılanıyoruz.”

“Hükümet türk gazetecilere terörist muamelesi yapmaktan vazgeçsin”

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü Genel Sekreteri Jean François Julliard konuşmasının sonunda hükümete üç tavsiyede bulundu.

1. Hükümet gazetecilere sistematik olarak aktivist, terörist muamelesi yapmaktan vazgeçmeli. Gazeteciler haberleri nedeniyle sorgulanıyorlar. Haberleriyle terörizm propagandası yaptıkları ileri sürülüyor. Türk yasalarındaki buna neden olan maddelerin değiştirilmesi gerekiyor. Gazetecilerin tutuksuz yargılanması sağlanmalı.

2. Hükümetten Türk cezaevlerindeki gazetecilerin listesini çıkarmasını istiyoruz. Türkiye, ülkesinde kaç gazetecinin olmadığını bilmediğimiz tek ülke olabilir. Bu da şeffaflığın olmadığının göstergesi. Bu net biçimde ortaya konulmalı.

3. Talebimiz ise hükümet ulusal ve yerel gazetecilik meslek örgütlerinin, sivil toplum örgütlerinin taleplerine kulak vermeli, desteklemeli, bu çalışmalara güvenli. Bu taleplere yanıt verilmezse basın özgürlüğü ile ilgili sorunlar ortadan kaldırılmış olmayacak.”

Hükümet medyanın sorunlarını görmezden geliyor

Toplantıda Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) ve Gazetecilere Özgürlük Platformu adına konuşan TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş, 10’u kadın 68 gazetecinin tutuklu olduğunu, gazeteciler hakkında açılmış 2 bin dava ve 4 bin soruşturma olduğunu hatırlatarak, hükümetin bu sorunları görmezden geldiğine dikkat çekti:

“Türkiye demokratik hukuk devleti olarak nitelendirildiği bir dönemde basın özgürlüğü açısından en karanlık dönemlerinden birini yaşıyor. Biz 68 gazeteci tutuklu diyoruz hükümet 27 diyor. Hükümet bizim listemizde ismi olan gazetecileri terörist olarak kabul ediyor. Bizim listemizde yer alan gazeteciler yalnızca gazetecilik mesleğini yerine getirdikleri için tutuklanmış bulunuyorlar. Hükümete her muhalif gazeteci bu tip suçlarla tutuklanma riskiyle karşı karşıya. Gazetecilere Özgürlük Platformu olarak biz İsmail Saymaz, Büşra Erdal gibi 35 gazetecinin duruşmasını izledik, destek verdik. Ahmet Şık ve Nedim Şener başta olmak üzere birçok tutuklu meslektaşımızı cezaevinde ziyaret ettik. Ayrıca gazetecilere yönelik davaların sayısının hızla arttığını da gözlemliyoruz. Meslektaşlarımız dava takip etmekten işlerini yapamaz duruma geliyorlar. Sayın Başbakan Ahmet Şık’ın kitabını bomba olarak tanımlıyor, sözün bittiği yere geliyoruz.

Araştırmacı gazeteciliğin önü kesiliyor

Ayrıca araştırmacı gazeteciliğin önü de kesilmiş durumda. Araştırmacı gazeteciliğin önünün kesilmesi altında Türkiye’nin de bulunduğu Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi kararlarına da aykırı. Halkın doğru ve yansız haber alma hakkının ve basın özgürlüğünün korunması bu ülkede herkes için gereklidir.

Gazetecilere yönelik tehditlerin sayısı hızla artıyor

Gazetecilere yönelik tehditlerin sayısı hızla artıyor ve bunlar günlük sıradan bir olay olarak kabul ediliyor, tehditlerin kaynağı ortaya çıkarılamıyor. Bu da hükümetin bu tehditlerden rahatsızlık duymadığı izlenimi yaratıyor.

Hükümet yasal değişiklikleri meslek örgütlerinin görüşünü alarak yapmalı

2005 yılında yürürlüğe giren TCK ile 2006 yılında değiştirilen Terörle Mücadele Kanunu basın ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan birçok hüküm içeriyor. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti olarak bu kanunlarla cezaevinin gazeteci dolacağı uyarısını biz 6 yıl önce yapmıştık. Bu tablo giderek ağırlaşıyor. Hükümetin hazırlayıp geçtiğimiz haftalarda TBMM’ye sevk ettiği TCK’nın bazı maddelerinde değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı ise sorunların çözümü için yeterli olacak gibi görünmüyor. Hatta basın özgürlüğü ile mevcut sıkıntıları ağırlaştıracağı, yeni muğlak kavramlar getirerek uygulamadaki karışıklığı artıracağı düşünülüyor. Biz bu nedenle gazeteciler üzerinde cezaevi ve dava baskısına neden olan bu kanun tasarısının geri çekilmesini ve TBMM’deki komisyon görüşmeleri sırasında gazeteci meslek örgütlerinin görüş ve önerilerine başvurulmak suretiyle yeniden düzenlenmesini istiyoruz.”

Yaptığı haberler nedeniyle 100 yıl hapis cezasıyla yargılanan Radikal Gazetesi muhabiri İsmail Saymaz ise 2006 yılında Nokta dergisi kapatıldığında yaptıkları yürüyüşte 20 gazetecinin bile olmadığına işaret ederek konuşmasına başladı. Saymaz, şöyle konuştu:

“O yıllarda hakkında yazı yazılması zor olan tek kurum Türk Silahlı Kuvvetleri’ydi. Derin devlet yapılanmalarıydı. Bugün bu yapıların eleştirilmesi, haklarında soruşturma açılması memnuniyet verici. Ama şimdi aynı dokunulmazlığın başka topluluklara yüklendiğini görüyoruz. İktidara, yargı ve polis örgütüne ve yaygın baskın bir dini eğilime yönelik en ufak bir eleştiri terör örgütü propagandası ile karşı karşıya kalma nedeni olabiliyor. Gazetelere yönelik iftira kampanyaları, itibarsızlaştırma çabaları başlıyor. Biz Ahmet Şık ve Nedim Şener’in suçsuz olduğunu düşünüyoruz. Onlar ifade özgürlüğünün Türkiye’deki kahramanlarıdır. Kitapların bomba olarak tarif edildiği bir ülke şiir yazdığı için tutuklanan bir Başbakanın hayali olmamalıdır. Başbakan ne kadar şiir yazdıysa gazeteciler de o kadar kitap yazdılar, şiir yazdılar. Bizi Ahmet Şık ve Nedim Şener’in Ergenekoncu olmadığını anlatma zulmünden kurtarmalarını istiyoruz.”

Bunlar da Dikkatinizi Çekebilir

Yorum Gönder

DİKKAT!

x

Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.