Sponsorlu Bağlantılar

“SAVAŞ DÖNEMİNDE GİBİYİZ”

Tarih: 2016-06-22 09:18:25

DEMİRCİ: Kurum üretmiyor ve göz göre göre zarar ettiriliyor. Şimdi bunu bahane ederek özelleştirmeden söz ediyor, bizi tahrik ediyorlar. Madenciler ve Zonguldak halkı özelleştirmenin açlık, yoksulluk, sendikasız, sigortasız, emeklilik umudu olmayan ve ölümle burun buruna yaşamak olduğunu biliyor. Ya il olarak kalacak ve Türkiye’ye can vereceğiz, Ya kasabaya dönecek, olup biteni seyredeceğiz.

 

Genel Maden İşçileri Sendikası’nın (GMİS), Zonguldak’ın Kurtuluşu’nun 95. Yıldönümü ve Uzunmehmet’in Kömürü Buluşunun 187. Yılı etkinlikleri kapsamında düzenlediği “TAŞKÖMÜRÜ VE DEMİR-ÇELİK PANELİ” GMİS Şemsi Denizer Salonu’nda yapıldı. Semineri GMİS Genel Başkanı Ahmet Demirci yönetti. Sencer İmer ile Nuri Ali Akçin’in konuşmacı olarak katıldığı seminere, Zonguldak, Bartın ve Karabük milletvekillerinden sadece Ünal Demirtaş’ın katılmadığı kınandı. Panelin açış konuşmasını yapan GMİS Genel Başkanı Demirci, her yıl 21 Haziran’da  Zonguldak’ın kurtuluşunu ve Uzun Mehmet’in kömürü buluşunu birlikte kutladıklarını  belirterek   “Uzun Mehmet’in kömürü bulduğu tarih 8 Kasım 1829. Bu yıl 187. Yılını kutluyoruz. Arada tam 92 yıl var. Bölge insanının, yerli ve yabancı şirketler tarafından açlık, yoksulluk ve sefalet içinde çalıştırıldığı 92 yıl var geride.” Dedi.

 

Demirci konuşmasını şöyle sürdürdü:

 

ZORLA ÇALIŞTIRMAYI DEĞİL, VERİMLİ ÇALIŞTIRMAYI PLANLADILAR

 

Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları, Sanayi Devrimine ayak uyduramayan Osmanlı İmparatorluğu’nun dağıldığını, Sanayi Devrimini yapan ülkelerin Zonguldak Havzasından taşkömürünü alarak güçlerine güç kattıklarını biliyorlardı. İşte bunun içindir ki Ulusal Kurtuluş Savaşı ile bitlikte sahip çıktıkları ilk bölge Zonguldak Kömür Havzası ve maden işçileri oldu.

Onlar, ülkenin kurtuluşu için, tam bağımsızlığın kazanılması için, ekonomik bağımsızlığın şart olduğunu öngörüyorlardı.

Ve Zonguldak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sanayi hamlesinin başlatılacağı bir bölgeydi.

TBMM’den 12 Eylül 1921 tarihinde, 151 Sayılı Ereğli Havza-i Fahmiyesi Maden Amelesinin Hukukuna Müteallik Kanunu çıkarttılar. İşçilere sahip çıkıp çalışma şartlarını düzenlediler.  Türkiye’de çalışanların ilk sosyal güvenlik kurumu olan Amelebirliği kuruldu. Zorla çalıştırmayı değil verimli çalıştırmayı planladılar. Tüm şirketleri denetim altına aldılar ve Havzaya devlet ciddiyetini getirdiler.  Zonguldak’ı kurtarırken, Türkiye’yi ve milletimizi kurtarmanın kıvılcımını ateşlediler.


 



BORÇLARI ARTIRARAK, İTHALAT YAPARAK BÜYÜMEKLE ÖVÜNÜLMÜYORDU

 

Devlet 1924 yılında ilk kez şirket kurarak kömür üretmeye başladı. 1 Nisan 1924 tarihinde Zonguldak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ilk ili oldu.  1924 yılı sonunda üretim 950 bin tona çıktı.

1929’da Dünya ekonomik bunalım ile boğuşurken İş Bankası da kömür şirketi kurarak ocak işletmeye başladı. 1935 yılında Havzanın en büyük şirketi olan Fransızların Ereğli şirketi devletleştirildi.

Birinci Dünya Savaşı’nın galipleri arasında olan Fransızlar 1920 yılında kendi şirketlerinin mal varlıklarını bahane ederek şehir merkezini işgal etmişlerdi.

İkinci Dünya Savaşı döneminde 1940 yılında Ereğli Kömür İşletmeleri kuruldu, yabancı ve yerli tüm şirketler devletleştirildi.

Sonrasında Filyos Ateş Tuğla, Kardemir, Çatalağzı Termik Elektrik Santrali (ÇATES), Erdemir, Bartın Çimento, SEKA ile birlikte Zonguldak, 3 şehir olacak kadar büyürken Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bölgesinde ve dünyada söz sahibi, saygın bir ülke oldu.

Zonguldak, kurtulurken Türkiye kurtuldu. Zonguldak büyüyüp gelişirken Türkiye gelişti, kalkındı.

O zamanlar borç alarak,  borçları artırarak, ithalat yaparak büyümekle övünülmüyordu.

O zamanlar üretim yaparak, yeni iş alanları kurup istihdam yaratarak, ihracat yaparak ve borç ödenerek övünülüyordu.

Özellikle 1990’lardan sonra uygulanan ekonomik politikalar üretim ekonomisini bozdu, tüketim arttı, üretim geriledi, borçlar arttı ve Türkiye emperyalist güçlerin doğrudan ve dolaylı müdahalelerine açık hale geldi.

 

SOKAKLARA ÇIKTIK UYARDIK

 

Biz Genel Maden İşçileri Sendikası olarak, Zonguldak halkı olarak 1990 yılından bu yana, yani Yeni Dünya Düzeni hikayelerinin anlatıldığı günlerden bu yana uyarılarımızı yapıyoruz.

1990 Madenci Grevimiz ve 4-8 Ocak 1991 Zonguldak-Ankara Yürüyüşümüz büyük bir uyarıydı.

Nitekim hata yapan o Hükümet kısa süre sonra değişti.

Sonra yeni Hükümet kuruldu, onlar da 5 Nisan 1994 Kararlarını aldılar. Kardemir kapatılıyordu, Erdemir satılıyordu.  Armutçuk ve Amasra maden ocakları kapatılıyordu.

Maden işçileri başta olmak üzere, işçilerden çiftçilere, emeklilerden memurlara, işsizlere, siyasetçilere ve muhtarlara kadar bölgemizdeki tüm halkımızla birlikte, hep beraber sokaklara çıktık, uyardık. Paneller, toplantılar yaptık, raporlar hazırladık. Kararların Zonguldak ile ilgili bölümleri uygulanmadı ve söz konusu 4 kurum bugün üretime devam ediyor. Türkiye’nin başka bölgelerinde direnemeyenler pek çok üretim tesisinin kapanmasına neden oldular.

 




ULUSAL KURTULUŞ DÖNEMİNDE GİBİYİZ

 

Biz her şeye rağmen ayaktayız ve ülkemiz ekonomisine katkı veriyoruz. Türkiye bugün üretmeye ve kendi kaynaklarını değerlendirmeye mecbur hale geldi.  Cumhurbaşkanından yerel siyasetçilere kadar herkes bunu önemle belirtiyor.

Türkiye’yi bugünlere taşıyan Zonguldak ve Zonguldak ekonomisinin belkemiği Türkiye Taşkömürü Kurumu tarihinin en zor dönemini yaşıyor.

2015 yılı taşkömürü üretimi 1 milyon tonun altına düştü.  Oysa TTK’nın kuruluş kapasitesi yıllık 5 milyon ton.

Tıpkı Birinci Dünya Savaşı, yani Ulusal Kurtuluş Savaşı döneminde gibiyiz. 1924 yılında il olduğumuz dönemdeki üretim sınırındayız. Ya il olarak kalacak ve Türkiye’ye can vereceğiz, Ya kasabaya dönecek, olup biteni seyredeceğiz. Oysa burada 1 milyar tonun üzerinde kömür rezervi var.

Türkiye’nin sadece bu bölgesinde bulunan ve koklaşabilir özelliğiyle ülkemiz demir-çelik sektörünün güvencesi olan taşkömürünü yeterince üretemediğimiz için, bölgemizdeki Kardemir ve Erdemir de dışarıdan kömür alıyor.

 

ENÇOK KÖMÜR İTHAL EDEN BÖLGEYİZ

 

Doğaya bırakılan düşük kalorili ve atık kömürü değerlendirmek için kurulan ÇATES’e kömür verilemiyor.

Özelleştirilen ÇATES, ithal kömüre dönme hesabı yaparken, kömür var gerekçesiyle bölgemize kurulan enerji santralleri tamamen ithal kömür kullanıyor.

Yeni santral projeleri hazırlanıyor.  Çevre, doğa ve insan sağlığı hiç önemsenmiyor. Kömür havzamız en çok kömür ithal edilen bölge oldu ve Türkiye sınıra dayandı. Cari açığımız kadar enerji ithalatımız var.  Şimdi yerli kaynaklara dönüş yolları arıyoruz.

Evet, yerli kaynaklarımıza döneceğiz.  Ama bu işi devlet ciddiyeti ile yapmak Soma faciaları gibi yüzümüze, gözümüze bulaştırmadan yapmak mecburiyetindeyiz.

 

KURUM GÖZ GÖRE GÖRE ZARAR ETTİRİLİYOR

 

2015 yılında koklaşabilir taşkömürü ithalatı için 3 milyar dolarımız dışarıya gitti.

Ülkemizin yıllık yaklaşık 30 milyon ton taşkömürüne ihtiyacı var.

TTK Genel Müdürlüğü’nün talebine rağmen 2010 yılından bu yana işçi alınmıyor. Bugünkü norm kadro 14 bin, ama çalışan sayısı 8 bin 500’lere geriledi. TTK Genel Müdürlüğü 2010 yılından bu yana işçi talebinde bulunuyor. Son alarak 2014 yılında 4 bin 600 işçi istendi, ama siyasi irade, Hükümet almadı.  Bugün itibariyle işçi açığı 5 bin 500’e ulaştı.

Kurum üretmiyor ve göz göre göre zarar ettiriliyor. Şimdi bunu bahane ederek özelleştirmeden söz ediyor, bizi tahrik ediyorlar. Madenciler ve Zonguldak halkı özelleştirmenin açlık, yoksulluk, sendikasız, sigortasız, emeklilik umudu olmayan ve ölümle burun buruna yaşamak olduğunu biliyor.

Biz ve Türkiye, Karadon’da, Kozlu’da, Soma’da, Ermenek’te özelleştirmenin ölüm olduğunu gördük.

Soma faciası sonrasında bazı haklar tanınınca ocakları kapatarak binlerce insanı işsiz bıraktılar. Yer altı maden işletmeciliği kâr hırsıyla yapılamaz. Bu sektörde Türkiye Taşkömürü Kurumu’nun yerini doldurabilecek bir şirket yoktur. Biz özelleştirme düşüncesine karşı her zaman mücadele ettik ve etmeye devam ediyoruz. Türkiye’nin koklaşabilir özellikteki bu taşkömürüne ihtiyacı var. Tek çıkar yol işçi açıklarını gidermek ve gerekli yatırımları yapmaktır.

Aslında zarar eden Türkiye’dir. Türkiye’nin enerji ithalatına ödediği para, düşük petrol fiyatlarına rağmen yıllık 30 milyar dolar civarındadır ve cari açığına denk gelmektedir.

Türkiye’nin kendi kaynaklarına dönmekten başka şansı olmadığını artık herkes kabul ediyor.

Ülkemiz madenciliğinin hafızası olan TTK ve TKİ mutlaka korunmalı, geliştirilmelidir. Ülkemiz madenlerini tespit etmek için kurulan MTA daha aktif hale getirilmeli, personel açığı giderilerek teknolojik olarak desteklenmelidir.

 

“GENEL MÜDÜR KURUM İÇİNDEN OLMALI

 

Demirce panelin ara bölümünde yaptığı değerlendirmede ise şunları söyledi:

 

TTK Genel Müdürü Burhan İnan emekliliğini istedi. Tam da bu arada yeni Genel Müdür, Kurum içinden mi yoksa dışından mı olsun tartışması başladı. TTK’nın özelleştirilmesi tartışmaları yaratılarak Zonguldak’ta bir ayrışma, bölünme olsun isteniyor. Biz bu tartışmayı son derece yanlış buluyoruz. Böylesi devasa bir kurumu tanımayan ve madencilik sektörünün ruhunu bilmeyen, onlarla yaşamamış, acıları paylaşmamış, bölgeyi tanımayan bir kişi bu Kurumu yönetemez.  Bu sektör hata kaldırmaz. Belirsizliklerin, kaosun ve hataların bedeli ağır olur.  TTK Genel Müdürü bu nedenle kurum içinden atanmalıdır.

 

 

“ÖZELLEŞTİRME DEMEK ÖLÜM DEMEKTİR

Zonguldak’ta TTK’nın özelleştirilmesi tartışmasını başlattılar. Biz ve Türkiye, özelleştirmenin ne demek olduğunu çok iyi biliyoruz. Bizler özelleştirmenin ne demek olduğunu Karadon’da, Kozlu’da, Soma’da, Ermenek’te gördük.

Yeraltı madenciliğinin kâr mantığıyla yapılabilecek bir iş olmadığını bilmeyen kalmamıştır. Yani özelleştirme demek ölüm demektir. Biz taşeronlaşma girişimlerinin bedelini iş cinayetlerinde ödedik. Böyle devasa bir Kurumun özelleştirilmesi,  müesseselerinin parçalanması, havza madenciliğinin terk edilmesi demektir. Bunun sonucu katliam olur. Soma Faciasının yaşandığı ocak ile bizim ocaklarımızın büyüklüğü karşılaştırıldığında bu daha iyi anlaşılacaktır.

Zonguldak’ta ya da Soma’da veya başka alanlardaki özel işletmeler, TTK’yı işletemeyeceklerini bilirler. Bu nedenle özellikle yeraltı madenciliği devlet ciddiyetiyle yapılmalıdır.

 

“MTA AKTİF HALE GETİRİLMELİDİR

Büyük Öndemiz Mustafa Kemal Atatürk tarafından ülkemizin zenginliklerini aramak için kurulan Maden Tetkik Arama Kurumu, 1990 sonrası izlenen yanlış politikalar sonucu etkisizleştirildi. Tıpkı kurulduğu yıllarda olduğu gibi kendi kaynaklarını kullanma ihtiyacı hisseden Türkiye, Maden Tetkik Arama Kurumu’nu mutlaka aktif hale getirmelidir.

MTA’nın işçi açıkları giderilmeli, teknolojik olarak yenilenmelidir.”

Bunlar da Dikkatinizi Çekebilir

Yorum Gönder

DİKKAT!

x

Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.