Covid-19 bütün dünyada insanların çoğunu eve bağladı. Bizim ülkede de yasaklara uyum sağlamaya alışkın bir halkımız var. Evlerde oturuyoruz bir tür tutsak gibi. Dışarı çıkmanız yasaklanınca ne yapılır böyle bir ortamda. Eğer yazı-çizi gibi bir uğraşınız varsa yazar çizersiniz, kitap okursunuz, müzik dinlersiniz, eski defterlerinizi, eski fotoğraflarınızı karıştırırsınız, bol bol da düşünürsünüz. Çünkü düşünmek şimdilik yasak değil.

Mesela ben geçmişe döndüğüm zaman, anılara daldığım zaman çok mutlu hissetmiyorum kendimi. Çünkü çocukluktan başlayarak ilk gençlik ve sonrasında da küçük mutluluklara rast gelen anılarım pek az. Çoğunlukla geçmiş hep acılarla dolu. Şimdi baktığımda, hatırlamaya çalıştığımda bile yüreğim daralıyor. Şu günlerde Cumhur İttifakı çevreleri her taşın altında, kendilerine yönelik her eleştiride darbe arıyorlar. Unutuyorlar ki 27 Mayıs da dahil bütün askeri darbeler sağ iktidarlara yaramıştır. Sağ kesimi iktidara getirmiştir. Ülke halklarına en büyük zulmü getiren 12 Eylül darbesi ile kurulan düzen bugün iktidardaki AKP’nin işine yaramamış mıdır? 1981 Anayasa’sı ve Siyasi Partiler Yasası tek adam düzeninin temellerini oluşturmamış mıdır? Ülkede devlet terörü estirmek 12 Eylül darbesiyle olanaklı kılınmamış mıdır?

Covid-19 gibi insanlığı sarsan, geleceğinden kuşkulara düşüren virüs mücadelesinde bile siyasetçiler yine de nefret tohumlarını saçmaktan geri durmuyorlar. Ortamı geriyor, insanları birbirine düşürüyorlar, tehditler, aşağılamalar birbirini izliyor. Bu arada emek insanları evini nasıl geçindireceğinin kaygısına düşmüş, dar gelirliler ve yoksulluktan perişan haldeki insanlar kime, neye ve nasıl güveneceklerini bilmeden şaşkınlık içindeler.

Toplumun bu durumu pek şaşırtıcı da gelmiyor bana. Çünkü medyanın hemen tümüne egemen olan iktidar partisi ve onun trolleri, yandaş basını o denli acımasız ve yalan haberler yayıyorlar ki oluşan bilgi kirliliğinde neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlamak çok da kolay olmuyor. Bu da yetmiyor iktidar erkine. Muhalif diye belledikleri aslında sadece gazeteciliğin eleştiri hakkını kullanan yazar ve çizerlere karşı sansür ve acımasız cezai müeyyideler uyguluyorlar. İktidarın kapı kulu haline getirilen RTÜK, Basın İlan Kurumu ve de adli sistem en ufak eleştiride bile iktidarın tahammülsüzlüğünü dikkate alarak, kalan iki buçuk dürüst medya üzerinde baskısını ortaya koymakta gecikmiyor.

Örneğin, en çok izlenen haber kanallarından biri olan FOX TV’ye ve onun sunucusuna, Halk TV’de Ayşenur Arslan’ın Medya Mahallesi programına, Tele-1’e hem yasaklamalar, hem ağır para cezaları aynı anda peş peşe geliverdi RTÜK’ten. Oysa bütün sosyal medyayı sallayan Ülke TV’de insanları ölümle tehdit eden iğrenç yayına hiçbir tepki gelmedi yetkili ve etkili kişilerden. Kraldan çok kralcılığın bu kadar da yaygın olduğu dönemi hiç hatırlamıyorum. Grup Yorum’un Gitaristi İbrahim Gökçek’in cenazesi de olaylı geçti. Bir ibadethane olan cemevine cenaze yakınlarını dağıtmak için biber gazıyla giren polisleri de şaşkınlıkla izledik. Ekranlarda ve sosyal medyada. İnsanın dirisinden vazgeçtim ölüsüne bile saygı gösterilmediği ülkemde böyle pervasızca davranabilen bir otoritenin bulunması zulüm değil de nedir.

Daha söylenecek çok şey var. Oysa bu güzel bahar günlerinde bir yandan virüsle uğraşan halkımıza güzel şeyler söylemek istiyor insan. Ama olmuyor. Cezaevlerinde koronavirüs hastası olduğu haberleri yayılıyor sosyal medyada yalanlama ya da haberi doğrulama açısından Sağlık Bakanlığından ya da Adalet Bakanlığından bir açıklama bekliyorsunuz ama tık yok. Onun için yazıyoruz, söylüyoruz ama etkili-yetkili kimseye ulaşabildiğimizi hiç zannetmiyorum.

Yazımın başlığını ünlü Fransız Şair, Senarist Jaques Prevert’den aldım. Prevert’in siz okurlara sunacağım şiirinin değişik başlıklarda üç beş çevirisi var. Bunların içinde en çok Can Yücel’in çevirisini yeğliyorum. “Orman Siyaseti” Türkçe söyleyen Can Yücel. Birlikte okuyalım.

Acımıyorsunuz bre kaz kafalılar

Paslı baltanızla körpe fidanları hep

Deviriyorsunuz da

Cifesi çıkmış ağaçları

Çürümüş köklerine

Kurumuş dallarına rahmet

Baş-tâcı ediyorsunuz yahu!

Bi’de üzerlerine birer altın-yaldız levha asıp

Tarihi değerler, Milli Şahsiyetler diye yutturuyorsunuz!

Ormanın kelinde leş gibi çürük odun kokarken

Alıp başını gitmişken kuşlar

Siz kazık kakıp orda caka satıyorsunuz

Ele güne kazık atacağız diye aklınızca

Bre kaz kafalılar

Marş okuyup kaz adımı atıyorsunuz!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner185