Bu haber kez okundu.

USTA  GAZETECİ YOĞUN BAKIMDA

Akgün’ün kardeşi Çaycuma Denge Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni Cevdet Akgün, ağabeyinin rahatsızlığı ile ilgili olarak durumu  ŞEREFSİZ KANSERLE AKRABA OLDUK!” yazısında şöyle ifade etti:

Sanırım aile adına bu konuda açıklama yapmak görevi yine ailenin en küçük erkek çocuğu olarak bana düştü. Biz Akgün Ailesi olarak o çok şerefli KANSER ile akraba olduk. Hayatında (siyasetçi idi. Sosyal içici diyelim. Demokrat Partili, Adalet Partili) Rahmetli Babam Bilal Akgün’ü sirozdan kaybettik. En büyük ağabeyimiz –Maden işçisi- İsmet Akgün bizi kanserle tanıştırdı. Öyle bir ağabeydi ki; kardeşleri için bir an olsun canını vermekten korkmayacak kadar yürekli insandı. 47 yaşında bizi terk etti. O şivesini hiç bozmadı. Sürmene Birlikle geldiği Zonguldak’ta -Tatoslu- olarak öbür dünyaya gitti. Bilal-Safinaz Akgün’ün 10 çocuğu vardı. İki ablamızı biz hiç tanımadık  Ben tanımadım-. 8 kardeş büyüdük. En büyük ağabeyimizi İsmet Akgün’ü kansere yenik düşürdük. Sonra benden iki yaş büyük ağabeyim Muzaffer Akgün kanser nedeniyle beyin ameliyatı oldu. Hala sağ. Onun konusuna sonra açıklık getireceğim. Sonra benden iki yaş küçük olan kız kardeşim Ayşe Akgün Aydın kanser oldu. O yürekli ve kudretli idi kanserle iyi boğuşuyor. Hala ayakta. O Ailemizin direği. O dünyadaki haber ajanslarından daha önde hep oldu. Onun hızına ben gazeteci olmama rağmen asla yetişemedim. Yaşam bu ya bu defada Ablam Safiye Akgün Gülay kanser oldu. Beyin ameliyatı geçtiğimiz günlerde yapıldı. Tedavisi sürüyor. Ablan Safiye’nin 5 çocuğu onlarca torunu var. Ama hiç fark etmez. Onun tek çocuğu var oda ben. Annemi kaybettikten sonra 24 saat bei izleyen bir anne, bir abla o. Kardeşim Ayşe gibi. Ama Ablam abartıyor bazen. Facebook’ta sapıklık bile yapmama izin yok. O direk yazar –Kardeşim niye uymadın. Karnın aç mı diye- Nasıl cevap vereceksin. –Ablacığım iyiyim. İşler var. Merak etme yemek az önce yedim. Her şey idi- diye. Bazen kar kış kıyamette sabaha karşı onun evine gitmek zorunda kalırdım iyi olduğumu gösterme uğruna. O da beklerdi beni camda. Şimdi aynı evlerde ben onu bekler oldum. Ailede İsmet ağabeyimden sonraki ablam Almanya’da yaşar. Ancak hastalıklar sebebiyle Emine Akgün Çelik ablam daima Türkiye’de. Onlardan sonraki ağabeyimiz ki bizim atamız Muhammet Akgün şükürler olsun ki; bu melanet hastalığa Emine ablam gibi, Trabzon’da yaşayan en küçük kız kardeşimiz Nuray Akgün Keleşoğlu gibi yakalanmadı. Bana gelince. Bana sormayın. Öyle kanserle falan uğraşıp ta ölemem ben. Özelimde her ne yaşarsam yaşayım ben. Beni ne kalp krizinden, nede kanserden öldürmeye bu alemin gücü yetmeyecek. Ben her gece bilgisayar gibi kendimi resetliyorum. Tek kaldıramadığım kahbelik ve kalleşliktir. Ama ben defaten ödetirim. Kimsenin de şüphesi olmasın. Ben Gazeteci ağabeyim Adnan Küçükvar’ın dediği gibi –Puçluğa puçluk sadaka yerine geçer- ilkesini asla unutmadım. Bana yapan fazlasını bekleyecek. Normal bir çocuk olarak büyümedim ben. Ben 6 yaşındayken pokeri oynuyordum. Millet okuma yazmayı öğrenmeye çalıştığı dönemde. Ben 29 harfi tersinden yazarak sevgilime mektup yazan insanım. Hala Ülkü Ocaklarının efsane başkanı Recep Piriştine; -Cevdet sen, Metin Küçükvar, Oktay Özkara sigaralarınızı nereye saklardınız. Bir defa sizi yakalayamadım- diye söylenir durur. Nereden bilsin ki; O külüstür çalışmayan –Teşkilattaki – TV’nin arkasına vidalarını gevşettiğimiz yere sakladığımızı.

 

 MUZAFFER AKGÜN İYİ OLACAK


Geçen gün cebimdeki anahtarları saymaya kalktım ben bile anlamadım. Hani Polis üzerimi arasa bu anahtarla ne diye sorsa. Ben bile benim vereceğim cevaba inanmam. Zonguldak’ta Terakki Mahallesinde ablam Safiye Gülay’ın evinin ve teras katının anahtarı. Çaycuma’da şirketin tuttuğu evin anahtarı. Fatih sitesinde iki evin anahtarı. Ankara ve diğer illeri saymıyorum. Çaycuma’da kalmadığım gecelerde ya Terakki’de ki evde yada Kozlu’da –Baba evi hariç- Muzaffer’in yanına gidiyorum. Muzaffer Ağabeyimle 3 aydır birlikte yaşıyoruz. Benim gece yaşantım sebebiyle onun saatleri uyuşmadı hiçbir zaman. Bir gün sabah altıda eve geldim. O namazını kılmış dışarı çıkmaya hazırlanırken. Baktım kahvaltı hazırlıyor. Bananda –Kahvaltı yapacak mısın- dedi. Bende hayır dedim. Soğuk su var mı? Diye sordum. O da bana- Dolaba senin için koydum- dedi. Ben soğuk biralarımı dolapta nasıl unutmuşum. Açınca gördüm. Çaycuma’da matbaadan gazete basımından geri dönmüşüm. Ben doğal olarak birayı alı içtim o şaşardı. Ne yapıyorsun dedi. Bende ona ben güne şimdi başlıyorum dedim. Sonra ben uyudum.

Geçtiğimiz Pazar günü iki telefonumu da kapattım. İnanın beş saat uyumak için neler vermem. Saat iki gibi duşumu aldım ve telefonlarımı açtım. Baktım MUZO aramış. Daha çay içmeden onu çevirdim. Ama telefonun şarjı bitmiş. Her halde bir yerde diye düşündüm. Son olarak Cumartesi Zonguldakspor maçından sonra konuşmuştum onunla. O gece saat 02.00 civarı eve gittim. O normalde ışıklardan birini açık bırakırdı. Kapı anahtarı ayrı bir mevzu. Zillide yok öyle bir modern binanın. Varsa da ben sarhoş olduğum için hiç görmedim. Evde yok diye ben oradan ayrıldım. Cep telefonu kapalı idi. Pazartesi günü ise onu merak ettim. Mustafa Özdemir kardeşimi aradım. Haberiniz var mı diye. O da çalışanlarını aradı. Bana ağabey yok dedi. Bu görüşmeler sürerken Ayşe kardeşim aradı –Ağabey; Muzaffer abime iki gündür ulaşamıyorum- dedi. İşte o andan sonra harekete geçtik. Ve Recep Ağabeyin oğlu –Koçumuz- Kürşat Piriştine evin balkonundan tırmanıp kapıyı açtığında tüm manzara karşımıza çıktı. 24 saat evde ilaçlarına ulaşmak için uğraşmış Muzo. Yolda Mustafa kardeşimin bana sözleri sözleri asla unutmayacağım. O halde BEÜ Tıp Fakültesine kaldırdık. Sol tarafına kısmi felç inmiş. Beyinde hasar. Ancak belleği ve zihni açık. Bana -Ev çok kirlendi, temizlikçi ile temizlet- dedi. 7 Yıldır konuşmadığın ağabeyinle üç aydır aynı evdesin. Gerçi zaman zaman. Çünkü bende ev sayısı fazla olunca her yere yetişemiyorum. Şu an Tıp Fakültesinde yoğun bakım ünitesinde. İnanın ben iyi olacağına inanıyorum. O ki çantasındakilerin ne olduğunu, evraklarının nerede olduğunun bilincinde bize söylediyse ben iyi olacağına inanıyorum. 
O gece 7 yıl öncesine gittim. SSK (Atatürk Devlet Hastanesi). O gece sabaha kadar sohbet etmiştik. Bir nevi hesaplaşma idi. Bu defa hesaplaşacak bir şeyimiz yoktu. Sadece evin temizliği. Onu da Ablam ve kız kardeşim halletti. 
Bu süreçte gazeteci dostlar, Gazeteciler Cemiyet başkanları hepsi aradı hal hatır sordu. Onun dışında çok dost aradı. Hepsi geçmiş olsun dileğinde bulundu. Hepinize yürekten teşekkür ediyorum. Merak etmeyin MUZU iyi olacak. Ben onun ilacının ne olduğunu biliyorum. Siz dua edin yeter. Sevgiyle kalın.

Anahtar Kelimeler:
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Bunlar da Dikkatinizi Çekebilir

banner251

banner185


banner294