Aralık ayının ilk günü Gülüç’te seçim vardı. Seçimi  de CHP yaptı. Partinin Gülüç’te ikamet eden üyelerini sandığa çağırdılar ve “Bize  iki başvuru var. Başvuranlar arasında tercihi biz değil sizin yapmanızı istiyoruz. Demokrasinin bu en temel kuralını Gülüç’te işleterek örnek olmak istiyoruz. Evet şimdi söz sizde. Siz ne derseniz o olur/olacaktır! Şimdi  biz kimi belediye başkan adayı gösterelim? Partimizin değerli üyeleri. Ayrımsız hepiniz şimdi gelin sandığa da özgür oylarınız ile başkan adayını siz belirleyin” diye sordular.

Kötü mü oldu?

Gülüç meydanı ana baba günüydü.

133 üye listede vardı ama, adayların akrabaları, yakınları, yandaşları oradaydı.

Yani hareket geldi partiye.

Adam adama markaj yapılarak sandıktan çıkmaya çalışan adaylar, çevredeki etkin ve yetkinlerden destek almaya çalışırken, gıcık yaratmamaya da çalıştı.

İlk aşamada önemli olan önseçim sandığından çıkmaktı çünkü.

 

Ülkemizde yaşanan “atamalı siyasete” karşı olduğumdan özellikle gittim ve bir süre izledim bu seçimi.

Seçime gözetmen olarak gönderilen Bartın Milletvekili Rıza Yalçınkaya ile sandık başında sohbet ettik ve DSP’li yıllarındaki anılarını/anılarımızı paylaştık ayak üstü bir süre. Ön seçimin  CHP’ye heyecan getirdiğine dikkat çekerken “Belediye meclisleri de ön seçim ile belirlenmeli ki, örgütün istediği olsun. Şu anda belediye başkanları kendilerine müritlik yapacak olanları meclis listesine yazıyor. Oysa söz örgütte olsa bu atamalı meclis üyelerinin bir tanesi bile sıralamaya giremez. Örgüte emek verenler listelerde yer alır ki, bu da kazanılacak bir başkanlıkta söz sahibinin örgüt olmasıdır” dedim.

Milletvekili Yalçınkaya “kesinlikle doğru ve böyle olmalı” dedi.

Muhabbetimiz demokratik kurallardan söz etmek ve örgütün egemenliğinin savunulması noktasına gelince sandıkta görevli olanlar bile “O zaman biz de belediye meclislerine aday oluruz. Örgüt bizi tanıyor. Emeği biz veriyoruz ama meclislere başkaları giriyor” diye içlerindeki bir yangını dile getirdiler.

İşte Gülüç.

Partinin üyeleri sandığa gitti ve belediye başkan adayını belirledi.

Şimdi kaybeden adayın ık-gık demeye hiç hakkı var mı?

Daha ötesi kazanan aday da arkasına örgütü alarak daha güçlü değil mi?

 

Şimdi Gülüç’teki olayı yaygınlaştırıp da, sözü Kdz. Ereğli’ye getirmiş olsak ,CHP’den kaçıp giderek başka partilerde şanslarını deneyenler belediye başkanlığına aday olmazlar mıydı?

Koyardınız sandığı önlerine iş biterdi.

Örgüt ayağa kalkardı.

Sadece seçimden seçime hamallık işleri için aranan partililer, aday belirlemede söz sahibi olunca değerli olduklarını hissederlerdi.

Adayı belirleme haklarını kullanmak kadar onur verici ne olabilir?

Yine bir adım ötesine gidersek, belediye meclisi için  de büyük bir yarış başlardı.

Bu yarış ateşlerdi partilileri.

Ve listeyi belediye başkanı veya yandaşları değil, örgüt yapmış olurdu ki o meclis sadece ve sadece partinin  duruşu çizgisinde politika üreterek disiplinli davranırdı.

Peki kazanan kim olurdu?

Elbette parti.

Partili oylarıyla belirlenen belediye başkan adayı ve meclis sıralaması orduya dönüşür ve seçimi kaybetme riskini bile silip atardı.

Geçmişte de görülmüştür ki, önseçimler partilileri “Aman sende. Tepeden iş bitiriyorlar ve sonra da adam tanımıyorlar” ön yargısından kurtarır böyleliklei, başarıya giden yolun önüne kimse de çıkamazdı.

 

Gülüç’teki önseçimde duyulan heyecanı en azından Ereğli’deki belediye meclisinde gerçekleştirebilecek CHP’liler, düşüşe geçtikleri bugünkü süreci tam tersine dönüştürme şansını yaratabilirler.

Ama…

Ama bunu istemek gerekir.

Hatta isterken, belediye meclisi için yeniden aday adaylık sürecini de başlatmak gerekir ki örgüt ayağa kalksın.

Ve örgütün istediği liste oluşsun.

 

Tek bir soru yöneltmek istiyorum CHP’li olan partililere:

Belediye meclisi için bir önseçim yapılsa, nasıl bir sıralama çıkar ortaya? Belirlenecek meclis listesinde şu anda adı geçenlerden kaçı girebilir? Seçilecek olanlar da kimin emrinde olur?

 

Demokrasi tepeden inme gerçekleşmez.

Taban halktır.

Halkın dediğinin olabilmesi için de adayları halk belirlemelidir.

Altı ilkesinden bir tanesi “halkçılık” olan CHP’de de “atamalı siyasete” teslim olmak, kabullenmek ve ön seçim için sesini çıkartmamak da garip bir çelişkidir…