Vatan var vatan!
Bizim vatan.
Toprağıyla taşıyla bizim.
Ayıyla, yıldızıyla, mavi gözleriyle bizim vatan.
Her noktasında türkülerin çağladığı vatan.
Sıra gecesiyle,
Horonuyla,
Efesiyle,
Bozlağıyla,
Ah a benim sözleriyle,
Gitme dedim ocakları nağmeleriyle,
Bizim vatan.
 
Vatan’da Anadolu var.
Diğerlerinde de öyle.
Mavi Karadeniz’i dinliyorum gözlerim açık.
Dipdiri.
Dahası duru.
Adı Filiz soyadı da Karadeniz söylüyor horon havalarını.
Aklıma bir anda çarık geliyor.
Adını bilip kendisini bilmeyen, hatta hiç giymeyenler ne bilir çarığı.
Çarık dediğin bir nesne.
Ve de özel.
Onu da bulamayanlar çok oldu.
Yalınayak derler.
Hatta Ereğli’nin ünlü mü ünlü Yalınayak’ı da vardı.
Sormayın söylemem.
 
Nereye getireceğim sözü biliyor musunuz?
Trabzon lastiğine.
Ne lastikmiş o!
Çarık giyenler için Trabzon lastiği günümüzün en iyi ayak giyeceği.
Birinci sınıf kösele.
Deri!
Hey gidi yıllar hey gidi!
Bu ülke nereden gelip nereye geldi.
Peki, “gayruka” diye bir şeyi bilen var mı?
Trabzon lastiğinin pabucunu dama atmıştı gayruka.
Bir diğer adıyla naylon ayakkabı.
 
Yokluğu bilmeli insan.
“Yok” sözcüğünün anlamını.
Sadece mısır unu ve su ile pişirilen malayı bilmeli.
En azından öğrenmeli.
Demeli ki, bu ülke nasıl kuruldu?
Nereden nereye geldi?
 
Trabzon lastiğini giyenlere “ayrıcalıklı” diye bakıldığını hayal edemeyenler, bu ülkenin taşının toprağının, halayının, horonunun duygusal ulusal dayanışmanın ilk adımı olduğunu asla akıllarına bile getiremezler.
 
Bilmek gerek dünü.
Dünümüzdeki acıları.
Bilelim ki, bu ülkeyi bize özgürce armağan edenlere dua etmeyi de unutmayalım.
Unutturmayalım da!