Zaman zaman arşivi karıştırarak yazdığım yazıları tekrar okurum. O günden bu güne ne değişti, ne değişmedi diye. Gazeteniz Önder’in 30 Temmuz 2009 tarihli sayısında,  “ Alo Kayboldum, Zonguldak nerede ” başlıklı yazıyı okudum.  Aradan tam bir sene geçmiş. Ama değişen hiçbir şey olmamış. Hatta daha da berbatlaşmış. Fırsat buldukça Zonguldak’ı çok sevdiğini söyleyen siyasetçiler yan gelip yatmış. Yan gelip yatan, Poz üstüne poz satan bu siyasetçiler için bu yazıyı ikinci kez önlerine sunuyorum. Buyurun afiyet olsun…

 

ALOO KAYBOLDUM, ZONGULDAK NEREDE?

Ülkenin en güzel şehrinde yaşayan bizler, nasıl olurda bu cennet şehri kendimize benzetip iğrençleştirebiliriz?

Bu şehirde her şey hayatı zorlaştırmak için var.
Bizler o kadar bilinçsiz insanlarız ki, ne bizlerden, ne de yaptıklarımızdan hiç bir şey olmaz...
Yani ne köy oluruz, ne de kasaba...

Her yerimizi bir koku almış ki sormayın gitsin.
Sıkıyorsa uyar, sıkıyorsa tenkit et, sıkıyorsa böyle değil böyle, de...
Kabak gibi oyarlar valla.
Bir araba dayak yiyerek gözünüzü hastanenin acilinde açarsınız...
Kelimenin tam anlamı ile hayat şartları insanları psikopatlaştırmış durumda.

En iyisi mi bunlara örneklemeler yapayım. Belki anlarsınız!

*   *   *

Arabamla ( Her zaman yapmam ve ihtiyaç olduğunda kullanırım )şöyle bir şehir turu atayım diyorum. Şehir içinde ki yapacağım hız belli ki zaten hız yapmam. Mümkün olduğunca da sağ şeritten giderim.

Arkamdan gelen mahalle dolmuşu “ Dıııt, dııııt ? kornasını çalıyor. Ben hafif yavaşlıyorum, beni geçsin diye

Adam beni geçerken bağırıyor “  Kardeş senin 4. vitesin yok mu? “

Allah Allah bu şehirde zaten 2.  vites ile gitmek sakıncalı. Yollar köstebek yuvası.

“ Var efendim var. Ama siz kenefe mi yetişeceksiniz ki şehir içinden böyle hız yapıyorsunuz. Alt tarafı kapacağınız 2–3 müşteri “

Aman allahım demez olsaydım. Adam direksiyonu bıraktı, camdan öyle bir baktı ki, haraket halinde olmasa yiyecek. Bereket ki Yeşil ışık yandı da kaçtım kurtuldum.

*   *  *

Şehirde tur atmaya çıkmışken Şöyle bir fener turu yapayım deyip ilerliyorum kadırga yokuşuna doğru.  O da ne? ? Tırlar, dolmuşlar, Kadırga yokuşunda birikmişler. Korna üstüne korna. Gören düğün alayı geçiyor sanır. (O kornaya basmak sanki çözüm olacak)

*   *   *

İyi bari diyorum Bizim ünlü Kadırga yokuşunu geçtik. Oraya geçmişken bir hastane ziyareti yapalım.

Hastaneye gidiyorum ziyaret için.
İki tane asansör var. Fakat her ikisin de de “ servis dışı “ yazıyor.
 

Yaşlı, hasta ve sakat yüzlerce insan katları yürüyerek çıkmak zorunda kalıyor. İzdihamı bir görseniz içiniz acır...
Görevliye “ Neden bunlar çalışmıyor? “  diye sorduğumda aldığım cevap ilginç!
”Ziyaret saatlerinde kapatıyoruz!”
Açık bir dille ifade etmek gerekirse;
Halka düşmanlık yani.
” Biz kullanalım fakat bu koyun sürüsü halk faydalanmasın!”

Hastanenin park yerine arabanızı koyamıyorsunuz. Hala anlamış değilim, Hastane önünde otoparkçılar, kâhyalar çoğalmış. Sanki çorbacıya davet ediyorlar”  Boş yerimiz var. Şuraya çekin. Sağ yapın sol yapın.”


Hastane görevlisine soruyorum.

“ Bu hastanenin otopark park yeri yok mu? “  diye

Aldığım yanıt:

“Park yeri sadece doktorlar ve hemşireler için var.”
Halk dışarıdaki paralı otoparka park etmek zorunda!
Arabama binip evime kadar küfür üzerine küfür ediyorum bu bizi düzen düzene.

*  *  *

Neyse başka günler ulaşımımı halk otobüsleri ile yapıyorum

Zonguldak’ ta özelleştirme ilk otobüslü toplu taşımadan başlamıştı.

Yani belediye ulaşımı özelleşmişti ya herkes de bir sevinç. Sanki özeller daha iyi hizmet verecek. Tabi ilk günler heyecanla iyi hizmet de verdiler. Hatta bazı semtlere çalışan halk otobüs şoförleri müşteriye tatlı bile ikram etti.

Ama işte o kadar.

Sonra ne oldu?

Halk otobüsleri tarifelerine uymamaya başladılar. Sefer aksatıyorlar. Duraklarda bekleyenler ise yetkili bulamıyor. Vatandaşı uyaran bir yazı da yok  “ Arızalı   “filan gibi.

Belediye çalıştırmış olsaydı en azından şikâyet edebileceğimiz bir merci de vardı. Şimdi kimi kime şikâyet edeceksin.

·        *  *

Yaz mevsimindeyiz ya! Oh maşallah evler sivrisinek istilasına uğradı.

Çöplüklerin yanından geçemiyorsunuz. O, pis koku burnunuzun direğini kırarak genzinize kadar işliyor. Çöpler günü birlik alınmıyor.

İlaçlama yapılırdı. maşallah onu da göremez olduk şimdi. Hani eskiden bir arabadan doğru mazotlu duman fışkırtırlardı da biz çocuklarda onun arkasında koşardık ya. Sanki hatıralarda kaldı gibi. Ben şahsen göremiyorum uzun zaman, Yoksa teknoloji değişti de bizim mi haberimiz yok.

·        *  *

Zonguldak’a iki giriş var, Biri İstanbul yolu, diğeri Ankara, İstanbul istikametinden Zonguldak şehir merkezine gelenler çarpık yapılanmayı göremiyorlar ama Ankara istikametinden gelenler önce o güzelim cıvıl cıvıl renk cümbüşüne bezenmiş ağaçlar arasından geçen yoldan keyif alıyorlar ama, şehir merkezine yaklaştıkça görüntü karışıyor.

Ne kadar tuhaf değil mi?

Zonguldak’ a ilk kez gelen ahbabım kendi aracı ile geliyor. Arada bir beni arayıp methiyeler düzüyor. “ Bir yeşillik, bu güzel ormanların arasından geçmek çok keyifli “ diyor.

Aynı kişi Zonguldak tabelasını görmesine rağmen arabasını sağa çekip beni arıyor “ Alo Ben kayboldum Zonguldak Nerede?    Zonguldak girişi yazan tabelayı geçtim ama şu anda mezbele bir mahalle arasındayım. Tenekeden evler sanki üzerime yuvarlanacak gibi. Yoksa ben yanlış yola mı girdim? “ 

Utancımdan kıpkırmızı oluyorum. Bereket ahbabım beni görmüyor. Kendisine doğru yolda olduğunu ve şehir içine girdiğinde leş gibi pis kokuyu burnunda hissettiğinde Zonguldak’a geldiğini anlayabileceğini söylüyorum.

He sahi bizim mi yüzümüz kızarmalı, yoksa şehri böyle virane bırakanların mı yüzü kızarmalı.