Tahtakurularının egemen olduğu devirde geceleri rahat uyuyamazdık. Tahta kasalı karyolalarda ya da yine tahta kerevetlere serilmiş döşeklerde yatılırdı. Karyolanın ya da kerevetin eklem yerlerine yuvalanmış tahtakuruları, mercimek tanesi kadar bünyeleriyle ısırdı mı can yakar ve kan emer. Bir hareketinizle bilmeye-rek ya da bilerek öldürdüğünüz zaman, kanı etrafa bulaşır, pis kokusu da çabası
Sonra DDT adında bir ilaç çıktı da tahtakurularının nesli kurudu.
Tahtakurusu üzerine bunca geyik muhabbetini niçin yaptık?
Siz de ayırdına varmışsınızdır; politikacılar arasında özellikle salı günleri grup toplantılarından sonra, o dedi - bu dedi, bunu - dedi şunu söyledi tartışmaları günlerce gündemi oluşturuyor.
Elbet bunda gazetecilerin laf taşıyıp adeta tetikçilik yapmasının payı yadsınamaz. Haberciler ne yapsın? Televizyonları, gazeteleri haber bekliyor. Haber çıksın ki, aynı haberi üç gün boyunca sekizer kez yinelesinler; izleyenler ve okuyanlar ezberleyinceye kadar
Hele Tayyip Bey muhalefete bindirmişse, gel keyfim gel!
Bu işte habercilerin fazla bir kabahati yok, ama köşe yazarlarına ne demeli? Kendi kışkırtmaları bir yana, bir süre sonra Yahu bunlar ne biçim siyasetçi, memleketin bunca sorunu varken, incir çekirdeği doldurmaz şeylerle, o dedi bu dedi tartışmasıyla vakit öldürüyorlar diye zeytinyağı gibi üste çıkarlar.
Bunu adı Dedim Dedi Tartışmasıdır. Kısaca DDT.
Bu DDT tartışmaları dayanma sınırımızı zorladığı zaman, insanın şu DDT olsa da bu gevezelerin ağzına sıksam diyesi geliyor.
YILDA BİR KADINLAR GÜNÜ
Yarın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Neyse ki, son dönemlerde bir günle sınırlı kalmıyor; Kadınlar Haftası ya da Kadın Hakları Günü olarak
Ne diyelim? Anılıyor mu? Kutlanıyor mu? Yoksa en temel insan haklarının kadınlardan esirgenmesine, kadınlara yönelik şiddetin dehşetine bakarak Yas Günü mü demeli?
Ne denirse densin, bir hafta boyunca konunun gündemde tutulması, sivil toplum örgütlerinin çabası elbet gerekli ve övgüye değer.
Ama bu kadarla mı kalmalı? Bir hafta sonra eski hamam eski tasa mı dönülecek?
Sorunun kökten çözümüne eğilen pek yok. Genelleme yapmadan söylüyoruz; haksızlık etmeyelim. Sorunun köklü çözümü üzerinde kafa yoranlar, yazıp çizenler de yok değil.
Örneğin, HaberTürkün İzmir gazetesinde, genç meslektaşımız Nuray Kaya, köklü çözüm çalışmalarının önemine değiniyor; ders kitaplarının önemi üzerinde duruyor. Ders kitaplarında eskiden ailede anneyle babanın eşitliği işlenirken, giderek kadın ev işlerine hapsediliyor.
Nuray Kaya, bunları Sosyolog Firdevs Gümüşoğlunun Ders Kitaplarında Toplumsal Cinsiyet kitabından aldığını da belirtiyor.
Dileriz, bu konu üzerinde yılda bir kez değil, yıl boyu durulur.
KİM SIZDIRDI?
İmralı görüşmelerini kim sızdırdı? tartışmaları haftanın gündeminde geniş yer buldu. Bir sürü senaryo yazıldı.
Senaristlere biz, bu alanda mevzuatın nasıl olduğu konusunda bazı soruları dikkate almalarını öneririz.
- Görüşmelerin tutanağını kim tutar?
- Devletin haber alma örgütleri görüşmeyi dinleyebilir mi, dinleyemez mi?
- Devletin haber alma örgütleri, özellikle MİT kime bağlı?
- Başbakan Erdoğan niçin görüşmenin içeriğine değinmiyor da sızdıran üzerinden medyayı suçlayarak, geçiştirmek istiyor?
Aslında herşey Başbakana bağlı, ama yine de bu sorular üzerinden iz sürmek yararlı olabilir.
Bütün bulardan sonra, şeytanın aklına son bir soru geliyor:
Tayyip Erdoğan, bunlara hakim değilse, acaba hangi nedenlerle koltuğunu bırakmaz?
TAKSİM GEZİ PARKI...
Tek Adam Tayyip Erdoğan, dört koldan tarihi İstanbulun dokusunu değiştirme çabalarını sürdürüyor. Son hedefi Taksim Gezi Parkına kışlayı yerleştirmek, alışveriş merkezleri yapmak ve yarın aklına ne gelirse onu gerçekleştirmek
Ne yasa dinliyor, ne mevzuat, ne bilirkişi, ne Anıtlar Kurulu, ne şu, ne bu
Önüme çıkan engeli, yasayı değiştirip bertaraf ederim, istediğimi yaparım havasında gidiyor.
Geçenlerde Ahmet Ümitin HT televizyonundaki Yaşadığım Şehir programında, 11 yıldır İstanbulda yaşayan sanatçı yanı da olan bir kadın (adını anlayamadık), arkadaşları arasında şöyle konuşmalar olduğunu aktarıyordu: İstanbul çok değişti, kimliğini kaybediyor, artık gidilecek gibi değil. Nerelere gitsek acaba? Başka yerler bulalım.
Eğer sizin gidecek başka yeriniz yoksa, İstanbula demokratik haklarınızı kullanarak sahip çıkın. Toplanın Gezi Parkına; alanları doldurun.
ULUDERE UNUTMA KENDİNİ
Uludere Roboskîde savaş uçaklarıyla bombalanarak 34 sivilin öldürülüşünün üzerinden 435 gün geçti. Duvarlara ne diyelim?
Uludere unutma kendini!
BİR ŞİİR
17. yy ozanlarından Gevheriden:
Hey ağalar zaman azdı/ Düşmüşe el üşer oldu/ Küllükte sürünen eşek/ Cins atla yarışır oldu // Evlerinin önü yazı/ Yozulur turnası kazı/ Yaşına yetmedik kuzu/ Koyunla vuruşur oldu/ Gevheridir işler hata/ Olur olmaz maslahata/ Çocuklar karışır oldu