Bilmem hala duruyorlar mı?
Bizim evin bulunduğu Yeşiltepe'den yola çıkardım.
Anadolu Lisesinin önünden geçerdim.
Bir tarafta sıralı ağaçlar.
Bazen iki taraftaydılar.
Arasından yürüyerek geçerdim.
Öylesine içime çekilirdim ki.
Sonrası yol kenarına dizilmiş evleri fark etmez,
Meydan başında dışıma dönerdim.
Ağaçların büyüsü bir başkaydı.
Alpay'ın Eylül şarkısını dinlerken hep o yol gelirdi aklıma.
Eylül'de konfeti gibi dökülen yapraklar.
Okulumun yolu.
İş hayatımın yolu.
Ağaçlı yollar.
Bazen yeşile bürünür.
Bazen sararır kızıla karışır.
Yürürken mevsimler gelip geçerdi yanı başımdan.
Usulca mevsime göre bürünen yapraklardan.
Bilmem hala duruyorlar mı o ağaçlar ?
Eylül ayındayız.
Sevgili Eyüp telefonla arayıp hatırımı soruyor.
Yeni yazımı geciktirdiğimi hatırlatıyor.
Okurlarımdan özür diliyorum.
Küresel krizde elim kolum bağlı oturamazdım.
Kapitalizmin beni yutmasına izin veremezdim.
Üstelik bu kadar ayakta kalma mücadeleme rağmen!
Katılımcı Maltepe gazetesinin salonunu kafeye dönüştürdüm.
Siyasetçi,STK temsilcisi dostlarda destek verdi.
Ailece sahura kadar çalışıyoruz.
Sosyoloji eğitimi alan kızım Dilara'ya da staj gibi oldu.
Ama çok yoruldu.
Bir gün benim gibi yıllar sonra paylaşacak bol bol anısı oldu.
İşte bu ekonomik kriz evimi ve işimi vurmağa kalkınca çok yoğunlaştım.
Belki de bu krizi bize dayatanların istedikleri buydu!
Uyanmışların başlarını kaldırmalarını, yerlerinden kıpırdanmalarını istemiyorlardı.
İstedikleri gibi oldu.
Yazamadım.
Okuyamadım.
Bu yüzden geciktim.
Eylül le yeniden merhaba.
Bu arada Eyüp'e sormayı unuttum!
Fındıklar kurudu mu?
Kestaneler çıktımı?
Kalan dağlarda muşmula var mı hala?
Anadolu Lisesinin önündeki ağaçların yaprakları sarardı mı?
Yeşiltepe konfetilerle donandı mı?
Kabasakal'a bentler ne zaman yapılıyor?
Özledim.
İstanbul'un tuzaklarını çözdükten sonra;
Ereğli Milliyetçiliğim iyiden kabardı!
Ya sizlerin?