Bu yaklaşım, benzer suçlara davetiye çıkarmak değil midir?
Bu karar, kamu vicdanını yaralamayacak mıdır?
Bu ülkenin yurttaşlarının can güvenliği nasıl sağlanacaktır?

10 Ekim 2025 tarihinde gazeteci ve çevre aktivisti Hakan Tosun’un , İstanbul Esentepe’de vahşice darp edilerek öldürüldüğüne dikkat çeken Kdz. Ereğli Çevre Platformu (KERÇEP) “Kamera kayıtları açıkça göstermektedir ki; saldırganlar Tosun’u defalarca tekmelemiş, başını hedef almış, yere düştükten ve hareketsiz kaldıktan sonra dahi şiddeti sürdürmüşlerdir. Görüntülerde ayrıca olay yerinde bulunan ve iştirakçi olduğu değerlendirilen motosikletli üçüncü bir kişi de yer almaktadır.” Dedi.
Bu cinayetin aydınlatılması için Kdz. Ereğli’den çağrı yaparak seslenen KERÇEP’in açıklamasının tamamı aynen şöyle:
Bu cinayet, yalnızca iki saldırganın şiddet eylemi değildir; olayın hemen sonrasında yaşananlar da en az saldırının kendisi kadar kuşku uyandırıcıdır.
· Hakan Tosun’dan uzun süre haber alınamaması,
· 27 saat boyunca ailesine bilgi verilmemesi,
· Çantası ve fotoğraf makinesinin kaybolması,
· Kimliksiz defnedilmek istendiğine dair iddialar,
- Olay yerindeki kamera kayıtlarına zanlı yakınlarının müdahale ettiği yönündeki bilgiler.
Bu karanlık noktaların tamamı aydınlatılmalıdır.
Soruşturma kapsamında iki saldırgan tutuklanmış, Büyükçekmece Cumhuriyet Savcılığı’nca hazırlanan fezleke Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı’na gönderilmiştir. Ancak fezlekede saldırganların “öldürme kastıyla değil, yaralama amacıyla hareket ettiği” ileri sürülmüştür.
Oysa Adli Tıp Kurumu raporu son derece nettir:
Hakan Tosun’un ölümü; künt kafa travmasına bağlı kafatası ve yüz kemik kırıkları, kafa içi kanama, beyin kanaması ve beyin doku harabiyeti sonucu gerçekleşmiştir.
Baş bölgesine yönelen, yerde hareketsiz kalan bir insana devam eden saldırının “yaralama kastı” olarak değerlendirilmesi hukuken de vicdanen de kabul edilemez.
Tosun ailesinin avukatlarının açıklamalarına göre, sanıkların “ağırlaşmış yaralama” suçundan cezalandırılması ve lehlerine “haksız tahrik” hükümlerinin uygulanması talep edilmektedir. Oysa kasten öldürme suçunun cezası müebbet hapistir. Yapılan vasıflandırma ile cezanın alt sınırı yaklaşık 14 yıla düşmekte; olası bir haksız tahrik indirimi halinde ise sanıkların 2–2,5 yıl gibi bir sürede tahliye edilmesi ihtimali doğmaktadır.
Kdz. Ereğli’den açıkça soruyoruz:
Hunharca dövülerek öldürülen bir insanın yaşamı 2–2,5 yıl ile mi ölçülecektir?
Bu yaklaşım, benzer suçlara davetiye çıkarmak değil midir?
Bu karar, kamu vicdanını yaralamayacak mıdır?
Bu ülkenin yurttaşlarının can güvenliği nasıl sağlanacaktır?
Bu dava yalnızca Hakan Tosun’un davası değil; gazetecilerin, çevre savunucularının, gerçeği belgeleyenlerin, itiraz edenlerin yaşam hakkı davasıdır.
Hakan Tosun, Reşit Kibar, Aysin ve Ali Ulvi Büyüknohutçu, Metin Lokumcu, Av. Cihan Eren.
Doğayı, yaşamı, kamu yararını savunan insanlar öldürüldü. Susturulmak istendiler. Ancak onların onurlu mücadeleleri hafızamızda ve vicdanımızda yaşamaya devam ediyor.
Hakan Tosun için adalet istiyoruz.
Cinayetin tüm yönleriyle aydınlatılmasını, olası iştirakçilerin ortaya çıkarılmasını ve faillerin kasten öldürme suçundan yargılanmasını talep ediyoruz.
Adalet sağlanana kadar takipçi olacağız.






