Avcıymış avcı. Avcılık konusunda da tecrübesini konuşturmadığı kimler gelip kimler geçmiş bilmiyormuş sayısını. Unutmuş. Kimi zaman hatırlamaya mı çalışıyormuş ne? Zaman. Zaman ve tevellüt. Zaman ve gerçekler. Zaman ve av. Zaman ve avcı. Dedim ya; unutmuş zamanın esir aldığı tecrübesi tecrübesizleşen soyunun ademden geldiği söylenen ademin milyarlardan milyara geçen süreçteki torununun torunu. Avcı. Büyük avcı. Gelmiş geçmiş büyüklerin (!) büyüğü avcı. Çetelesi rakamları karıştırıp, bir dahaki sefere seanslarına abone oluyormuş. Çokmuş avları. Avları üst üste koyuyor, avcılığı ile de duyduğu gururu isterik kahkahalarının arasına sıkıştırarak ?beceri? üzerine kitap yazmaya bile kalkıyormuş. Avcı ya. Yazar ya. Becerir ya. Affetmez ya. Enayi de dedirtmez ya. ?Ya?larını yan yana dizsen düzineler ile gerçekler ortaya çıkarmış. Fıışşş? Ne avcı be abi. Öyle bir avcı ki, ne uçan ne de kaçan cırt! Yakalanıyor. Yani muhabbet ve fantezi sofralarının garnitürü oluyor. Bir iki derken sıkıyor ve ?deh? puluyla yollanıyor. Demeyin ki olmaz olmaz. Analar ne aslanlar ne aslancıklar doğuruyor. Vura vura gidiyor. Aslan ya. Parçalar. Yer. Dağıtır. Tutar Bırakmaz. Sever. Sevgisini ilerilere taşır ve aşık olma ayaklarına bile yatar. Uyanıktır. Feleğe ters çember çevirtir. Şeytanı dansa kaldırıp toplumun içinde yüz üstü bırakarak güç gösterisinin en kralını sergiler. Avcı ya. Avcı? Vurur iki şakağının tam ortasından. İkiseksen üç dokuz, bir de ondokuz. Öyle derler. Diye diye de avcılar ava giderler. Bu da aslan postundaki kral olarak süzülmüş bir meydana. Vurmuş. Susturmuş. Racon kesmiş. Şiir parlatmış o ıssız gecede. Havai fişeklerin haykırarak isyanları patlatılırken, boydan çekmiş fotoğrafını. Sonra da yandan yandan demiş. Arz-ı endam etmiş iş tutmaya. İş de tutmuş. Üçüncü kaçı derler. İşte ondan. Brütü falan filan hesap edilince, Eline de o ?ondan? geçmiş. Finalde ?Yürü, ense traşını görelim? sözü çok koymuş. Çizilen karizmasını aklına bile gelmemiş. Avcı iken av olmanın mahcubiyeti içinde, kalakalmış. İşte o gün ?avcı? kendisinin de bir gün ?av? olacağı gerçeğini kabullenme olgunluğuna varmış. Üşümüş. Isınmış. Rolantıye almış. Uzunu, kısası, ortası derken, sevgi yitip gitmiş aptallar dünyasına, sevgiyi ayaklar altında silindirlerle ezip geçenler ermiş muradına. Sevgi, bir ?öz? olup da konuşabilme ve anlatabilme olgunluğuna erişebilse, ne avcılar ne avlar, ne avcıların çömezleri su dökemezlermiş eline. Sevgi, çizmiş. Sevgisizler kazanmış. İşte o gündür bu gündür, avcılar da ?av? kekliği olgusuyla, av olup gitmişler sonsuzluğun koynuna. Ağustoslar gelip geçtikçe; Biri birine vurmuş, dokuzların sonsuzluğuna. Avcı av olduğunu anlayıp, sırtına vurulan hançerin alçaklığında sitem etmiş sevgiye, sevgisine, sevgililere? Dünya o gün durmuş. O gün; sevgi gerçeği sonsuzluğa gömülmüş?