Bak geçtiğimiz yazın üzerinden koskoca onikiay birden gelip geçti işte. Zaman akıyor. Günler, aylar ve yıllar. Yani bir ömür bitiyor. Hatırlar mısın o yaz aylarına merhaba demeye hazırlandığınız mayısın son günlerindeki heyecanın tadını. Nasıl da mutlu olup mutluluk saçıyordun. Rüzgarlar senin için esiyor, Yağmurların iç gıcıklayan ıslaklığı yaprak tanelerinin arasından süzülüp de düştüğünde toprağa sevgi tozları saçılıyordu evrene. Şimşeklerden korkmuyor, Aykırı otları bile iplemiyordun onca kararsızlığına rağmen. Böyle başlattın duygu pınarlarının türkü söylemesini. Ateş böcekleri sıralanıp da, alkış tutmuşlardı malum o gecikmiş buluşmaya. Çiçekler eğilmiş, kuşlar serenat senfonileri ile süslemişlerdi duygusallığın gizlerini. Elele bir ömüre? Çok iddialı ve net olmanın kararlılığı bindikçe damarların üzerine, bir nefes kadar yakınlaşmıştı her şey. Evet bu kez olmalıydı. Ve asla hiçbir de engel tanımadan, olası engellere de "dur!" diyebilme cesaretiyle yakalanan sevda boş ve anlamsız saçmalıklara kurban verilmemeliydi. Öyle de oldu? Kilometreler, kararlı olmanın üstünlüğünde vız gelip çaresizliğe soyunup kaybolup giderken geceleri, mesafe kavramı tükendi her yeni günde umutların sihirinde. Sevda ve sevdalılık basınca insanın bedenini, kim korkar veya çekinir ki şeytanın hinliğinden. Şeytan uykudaydı. Uyanmasını kimse de istemedi derken, gel-git zamazingoları harekete geçip bilinç altını gıdıklamaya başlayınca şeytan efendi uyurken gülmeye başladı. Şeytanın güleryüzlüsü. Hem de nasıl. Öyle gülüyor ki, bahar esintilerinin kokteylinde saklı hinlikler arada kaynayıp giderek, gel-git sendromlarına bomba yağdırarak iç çökertmeye başlamıştı çoktan. Bu çoktan olmuştu bile b??. Sevmek ve sevgisinin ardında durmak gibi hikayeler masala dönüşmeye ve tarihin kara sayfalarında sırtından hançerlenen aşklar dosyasına savrulurken, "acil kurtarma operasyonları" yetemedi. İhanet girmişti araya. İhanetin ilk adresi maddiyattı. Cepli kefene sahip olanlar, duyguları değil mal varlıklarını öteki dünyaya kaçırmak için ihracat bağlantıları içinde saldırmaya başladılar. Neyin var? Kaç tane? Transferi ne zaman? Kiminle yapacağız? Kimin malı. Kimin parası. Kimin çatısı. Kimin halını. Kimin şusu-busu-osu? Şeytan girmişti araya arsızca; doğa sırtından vurulmuş, gökdelenler yükselmeye başlamıştı sevda dünyasında. Maddiyat son anda bir koşu tutturup, geçivermişti final sahnesinde duyguların önüne. Hem de ne geçiş. Geride sadece paslı bir nal kalmıştı. Bir de gecenin karanlığını yırtarak öten horozun kanat çırpınışları. Paranın sesi, suyun sesi ve kadının sesi hoşluğundan öte yol hiç yoktu. Bitti bitiyor derken, vuruldu hançer tık tık tık diye pencerenin ötesinden. Kalemler sustu. Şarkılar ve halaylar durdu. Gözlerin kirpikleri sildi. Kaşları da veda mektubu yazdı. İşte bir yıl daha geride kaldı mayıs ayının son gününde. Ve Haziran geliyor. Nice on haziranlar gidecek uzaklara. Sevgiyle ve sevgisinin büyüklüğüyle. Yıllar geriye asla dönmezken, gidenlerin ardından yakılan ağıtlar anlamsız kalıp, ege sokaklarında kına dağıtılacak. Mutlaka bir gün. Kınalı kınasız sevda tüccarlarına?