Her dinleyişinde akıyor da akıyor. Hem de nasıl? Hem de yara yara gidiyor bir şeyleri. O kadar anlam yüklü ki. O kadar duyguları boşaltıp gözpınarlarına hitap ediyor ki. O kadar sevda yüklü ki. O kadar sevgilerin en büyüğü ki. O kadar çok ?tık?lar var ki içinde. O kadar mavilerle sevişmiş sarının özü var izinde. O kadar gökteki bulutlar, martılar, güvercinler ki. O kadar toprağın gizleriyle dolu ki. O kadar aşkların yakıp yıktığı taşların sesi ki, O kadar viran eylemiş haneler ki. O kadar çalınan yürekler ki. O kadar sazın mızrabı ki. O kadar sessiz dünyaların sesliliği ki. O kadar buğdayın tanesi ki. O kadar titreyen bir çift el ki. O kadar garip ki. O kadar umutların dünyası ki. O kadar can ki. O kadar anlamak ve anlaşılmak ki. O kadar git gel tuzağından uzakta ki. O kadar satırlarında mücadele hırsı var ki. O kadar dalgaların hırçınlığı ki. O kadar dinginlik ki. O kadar kuzuların meleyişi ki. O kadar şarkıların dillerindeki feryat ki. O kadar gülümseyen bir yüz ki. O kadar ıssız gecelerin sıcaklığı ki. O kadar ciğerlerin nefesi ki. O kadar kara gözün yeşilliğindeki nefes ki. O kadar sabırların türküsündeki halay ki. O kadar dört tekerin lastiğindeki ateş ki. O kadar zırt ki. O kadar diyarların zenginliği ki. O kadar gönüllerin kirpiği ki. O kadar çığlık ki. O kadar yürekli ki. Ve bir o kadar da; saygısını koruma ilkesiyle dopdolu ki? Bilir misin? Bilebilir misin ki!.. Hayır? hayır? hayır?. Ne bilirsin, ne de bilebilirsin. Asla!.. Sen bu sağanakların yıkıp getiren, şimşekleriyle kör yürekleri uyandıran, selleriyle de tüm sevgisiz bedenleri ateşlendiren gerçeği bilemezsin. Yaşadığını sanmışsın ama hiç de yakınından bile geçmemişsin. Sen, doktorculuk oynamışsın. Sen o hemşirenin gülen yüzündeki fotoğrafın karesinde bile yoksun ki. Sen tatlılığı şuh bir kahkaha, sevdayı da kırmızı kurdelalı kızın sepetindeki elmanın allığında bulacağını sanmışsın. Sen gönlün ve gönül arasında bağ kuramamışsın. Sen ?O kadar? tutkuya uzak kalmışsın ki, sevgi denizinin kenarında bile ayağını ıslatamamışsın. Sen bir tutam kır çiçeği, Belki küçük bir ıslaklığın gerilimi, Parlayan gözün aktıkça çoğalan aşkı, Gamzelerden süzülen emek terinin suyunda bile yıkanamamışsın ki. Sen, sevenin sevgisini taşıyamayan, Umutsuz geceleri sevgiyle yıkayan, Buğulanan bir gözün notalarındaki hıçkırık, Yarının karanlığını yırtmaya kararlı ışık, Uzatılan sımsıcak bir elin tutacağı Kolaylıkları zora sokan Kurumaya giden yoldaki verimsiz bir karanfil Evet? evet? evet?. Sen o şarkının özüsün. Sen o şarkının sözünün bütünlüğü, Kanatların sertliği, Yediveren güllerinin pembesi, Yazları kışa çeviren Gözyaşlı Leyla?sısın. Viran eden, Acı çektiren, Hoşluğu boşa çeviren, Sevgisinin gerçekliğinden kuşku duyan, Aşk duygusunun sihirine giden merdivenlere koşamayan, Hayalleri yedi renk taşlarda paramparça eden, Büyük ustaya ?kendim ettim kendim buldum? dedirten Leyla?nın ta kendisisin. Leyla?. Leylaların dünyasından çık git. Bir daha da gelme. O şarkı ve diğer şarkılar sensiz kalsın. Daha fazla ağlamasın şarkılar?