- Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Mehmet Ali Öktem: "Özellikle yağış rejimi ve nem artışı kemirgen popülasyonlarını artırabiliyor, bu da virüsün doğadaki dolaşımını güçlendirebiliyor. Yağışlı geçen yıllarda kemirgen sayısındaki artış virüsün çevresel yükünü yükseltebilir"

Uzmanlar, iklim değişikliğiyle değişen yağış rejimleri ve nem oranlarıyla doğal yaşam alanlarına yönelik insan müdahalesinin, kemirgenler aracılığıyla bulaşan hantavirüsün yayılım riskini bazı bölgelerde artırabileceği uyarısında bulundu.

İklim değişikliğinin ekosistemler üzerindeki etkileri yalnızca çevresel sorunlarla sınırlı kalmayıp bulaşıcı hastalıkların yayılım dinamiklerini de değiştiriyor.

Uzmanlar, kemirgenler aracılığıyla insanlara bulaşabilen hantavirüs enfeksiyonlarının, sıcaklık artışları, yağış rejimlerindeki değişimler ve habitat dönüşümleriyle bazı bölgelerde daha sık görülebileceğine işaret ediyor.

AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Mehmet Ali Öktem, hantavirüsün kemirgenlerden insanlara geçen, genetik bilgisini DNA yerine RNA molekülü üzerinden taşıyan ve bu nedenle özellikle hızlı değişim gösterebilen RNA virüsü grubunda yer aldığını söyledi.

Hastalığın ilk kez 1950'li yıllarda Kore Savaşı sırasında tanımlandığını aktaran Öktem, virüsün bugün farklı coğrafyalarda farklı kemirgen türleriyle taşınan geniş bir aile oluşturduğunu belirtti.

Hantavirüslerin coğrafyaya göre farklı klinik tablolar oluşturabildiğinden bahseden Öktem, Amerika kıtasında görülen Andes virüsü gibi bazı türlerin akciğer ve kalp tutulumu ile seyreden, ciddi solunum yetmezliğine yol açabilen hantavirüs pulmoner sendromu ile ilişkilendirildiğini, Avrupa ve Asya'yı kapsayan eski dünya hantavirüslerinin ise Renal sendromlu kanamalı ateş adı verilen ve daha çok böbrek yetmezliğiyle seyreden klinik tablolara neden olduğunu anlattı.

Virüsün, kemirgenlerde belirgin bir hastalık oluşturmadan idrar, dışkı ve tükürük yoluyla çevreye yayıldığını, insanlara ise çoğunlukla virüs taşıyan toz ve partiküllerin solunmasıyla bulaştığını kaydeden Öktem, "Tarla sürme, ahır temizliği ya da kırsal alanlarda yapılan faaliyetler sırasında havaya karışan partiküller risk oluşturabilir. İnsandan insana bulaş ise oldukça sınırlı, yalnızca bazı Andes virüsü varyantlarında nadir vakalar görülebiliyor." dedi.

Öktem, ölüm oranlarının virüs tipine göre değişmekle birlikte yüzde 5 ila 50 arasında değişebildiği bilgisini verdi.

- "Nemli ve kapalı ortamlarda daha uzun süre canlı kalabiliyor"

İklim değişikliğinin hantavirüsün yayılımında doğrudan olmasa da dolaylı etkiler oluşturduğunu dile getiren Öktem, şöyle devam etti:

"Özellikle yağış rejimi ve nem artışı kemirgen popülasyonlarını artırabiliyor, bu da virüsün doğadaki dolaşımını güçlendirebiliyor. Yağışlı geçen yıllarda kemirgen sayısındaki artış virüsün çevresel yükünü yükseltebilir. Güneş ışınımı ve ultraviyole etkisi ise virüsün dış ortamda kalıcılığını azaltıyor. Buna karşılık nemli ve kapalı ortamlarda daha uzun süre canlı kalabiliyor."

Trabzon'da sahipsiz hayvanlar için doğal yaşam alanının yapımına başlandı
Trabzon'da sahipsiz hayvanlar için doğal yaşam alanının yapımına başlandı
İçeriği Görüntüle

Kırsal bölgelerde yaşayanlar ile tarım, ormancılık ve saha çalışmaları gibi doğrudan doğayla temas gerektiren meslek gruplarının daha yüksek risk altında bulunduğunun altını çizen Öktem, Türkiye'de hantavirüs riskinin bölgesel farklılıklar gösterdiğini bildirdi.

İklim değişikliğiyle birlikte bu risk haritasının da dinamik biçimde yeniden şekillendiğini ifade eden Öktem, pandemi düzeyinde yayılım ihtimalinin ise mevcut koşullar ve bulaş özellikleri dikkate alındığında düşük olduğunu söyledi.

- "Bölgesel ve tür bazlı tarama yapılması gerekiyor"

Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Zooloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Sözen, Türkiye'de 2000'li yılların başından bu yana yürütülen saha çalışmalarının yalnızca kemirgen popülasyonlarını izlemekle sınırlı olmadığını, aynı zamanda insan faaliyetlerinin doğal yaşam üzerindeki etkilerini de ortaya koyan kapsamlı bir veri seti oluşturduğunu belirtti.

Türkiye'de 69 kemirgen türü bulunduğunu, bunların 15 kadarının hantavirüs taşıma potansiyeline sahip olduğunu kaydeden Sözen, bu türlerin dağılımının yalnızca biyolojik değil, aynı zamanda insan baskısı, arazi kullanımı değişimi ve iklim etkileriyle de yeniden şekillendiğini söyledi.

Her türün taşıyıcı olup olmadığının tek başına yeterli bir kriter olmadığının altını çizen Sözen, aynı kemirgen türünün farklı bölgelerde farklı taşıyıcılık özellikleri gösterebildiğini vurguladı.

Sözen, "Doğu Anadolu'da virüs taşıyan bir tür, Akdeniz'de taşımayabiliyor, bu iklim koşulları kadar insanların doğaya müdahalelerinin de hastalık dinamiklerini etkilediğini gösteriyor. Özellikle ormanlık alanların kesilerek tarıma açılması, bozkır alanların sürülmesi, yeni yerleşim alanları oluşturulması ve habitat yapısının değiştirilmesi bazı kemirgen türlerinin çoğalmasına yol açabiliyor. Bu nedenle ülke genelinde bölgesel ve tür bazlı tarama yapılması gerekiyor." diye konuştu.

Sözen, ayrıca Türkiye'de daha önce dünya literatüründe taşıyıcı olduğu bilinmeyen bazı kemirgen türlerinde de hantavirüs tespit edildiğini, bunun hem biyolojik çeşitlilik hem de hastalıkların doğa-insan etkileşimiyle şekillenen yayılım dinamikleri açısından önemli veriler ortaya koyduğunu sözlerine ekledi.

Kaynak: AA