Bir ülkede, bir şehirde, ilçede, kasabada, ya da bir toplumda, bir sektörde her zaman olumlu ya da olumsuz iz bırakanlar vardır. Bizim medya sektöründe de bu böyledir. Birileri gelir ortaya çıkar yaptıklarıyla davranışlarıyla ürettikleriyle, haberleriyle iz bırakır. İşte bunlardan biri de ‘’Bizim Şaban’’dır. Bizim Şaban Gündüz.

Antalya’ya geleli daha dün gibi… Rusya’da eğitimini tamamlamış ve Zaman Gazetesi’nin Antalya temsilciliğinde çömez bir muhabir olarak işe başladı. Hem de ekonomi muhabiri olarak. Toplantılarda aykırı sorularıyla, vurucu sorularıyla ‘’kim bu çocuk’’ dedik. Önce Zaman Gazetesi’nde çalıştığı için kimimiz hep ön yargılı yaklaştık. Kimimiz selam bile vermedi. Ya da ‘’Bizden’’ olmadığı için gazeteci olarak tanımadık.

Ama Şaban’ı tanıdıkça, yaptığı haberleri okudukça daha çok sevmeye başladık. Sevdikçe daha fazla tanıdık.

Şaban Gündüz, yaptığı haberlerle vatandaşların sağlığının korunması, daha sağlıklı gıda tüketmesini sağlamak adına ilk mesleğe başladığı Antalya’da zorlu bir dönem yaşadı. Örtü altı üretimde insan sağlığını tehdit eden zirai tarım ilaç kullanımı konusunda üreticileri,  işinden atılma pahasına da olsa uyarıcı haberler yaptı. Yaptığı haberler, kimi zaman üreticileri, kimi zaman hükümet yetkililerini kimi zaman da il yöneticilerini belki de kendi yöneticisini de kızdırdı. Buna rağmen Şaban doğru habercilikten asla taviz vermedi.

 

Şaban ile ben görev yaptığım dönem içinde ayrılmaz bir bütün olmuştuk. Haberlerimizi birlikte yapıyor, haber kaynaklarına beraber gidiyorduk. Bazı arkadaşlarımız, Şaban ile olan bu birlikte hareket etmeye bir anlam veremiyorlardı. Çünkü bana komünist, solcu, Şaban’a ise F tipi, Fettullah Gülen cemaatinin adamı derlerdi.  Ya da öyle biliniyorduk. Arkadaşlarımız şaka yollu da olsa serzenişte bulunurlardı. ‘‘Nedir bu birliktelik’’ diye. İşte o birliktelik, doğru habercilik yapmaktı.

Dedik ya Şaban acemi muhabir olarak geldiği Antalya’da pişti, kendini geliştirdi. Kısa süre içinde girdiği mesleki yarışmalarda peşpeşe ödülleri aldı. Kendini çok sevdirdi. Kimi zaman bazılarımız içten içe onu kıskandık, kimimiz de onun başarılarından gururlandı.

Biliyorsunuz bizim meslekte ‘’Meslek dayanışması’’ oldukça zordur. Çünkü gazeteciliğin temel unsurlarından biri de meslektaşlar arasında haber atlatmak vardır. Gazetelerde manşetlerde haber çıksa bile kendi kıskançlığımızdan dolayı o haberi yapan arkadaşımızı kutlamayız çoğu zaman. Eline, yüreğine, gözüne, vizörüne sağlık’’ diyen  çok az arkadaşımız vardır. Konuyu nereden nereye getirdik.

Oysa konumuz Şaban. Şaban Gündüz meslek dayanışmasının en güzel örneklerinden biri oldu. Aslında ekonomi muhabirleri arasında meslek dayanışması oldukça sağlam.

DHA’da bir dönem gazetecilik yapan, şimdi kendi işini kuran ve büyütmeye çalışan Mahir Varlı şimdi Mehmet Çınar, Akşam Gazetesi’nden Mustafa Kozak, Cumhuriyet Gazetesi’nden Gürsu Kunt, Sabah Gazetesi’nden Talat Öztuzsuz, Zaman’dan Şaban olmak üzere ekonomi muhabirleri kendi aralarında işbirliğini geliştirerek ortak dayanışma ve birlikte hareket etmeyi başaran meslektaşlarımız oldular.

Uluslar arası ya da ulusal büyük kongrelerde bu arkadaşlarımız ortak çalışma içine girer, birimiz bir konuşmacının kasetini, diğeri bir başka önemli konuşmacının kasetini çözer ortak havuzda haberleri de birlikte yazardık. Fotoğraf alışverişi de yapardık. Yemek yiyememişsek herhangi birimiz o arkadaşa yemeğini, meyvesini veya içeceğini yanı başına getirirdi.

İşimizi bitirir, içki içmek isteyen içkisini, ya da başka bir içecek içerdi. Şaban da ortama uyardı. O da kolasını, meyve suyunu içerdi. Bir bakardınız Şaban ortalıkta yok. Ama nereye gittiğini bilirdiniz. Beş, on bilemediniz onbeş dakika sonra çıkar gelirdi.

Şaban, acemi muhabir olarak geldiği Antalya’da uzmanlaştı, kendini geliştirdi. Bugün yaş meyve sebze üretiminde sağlıklı gıda tüketebiliyorsak kuşkusuz bunda Şaban’ın da yaptığı uyarıcı haberlerle büyük  emeği vardır.

Şimdi Şaban’ı İzmir’e uğurluyoruz. Geldiğinde ‘Hoş geldin’’ diyemedik ama şimdi ‘’Güle güle’’ diyoruz. Yolun açık başarıların daim olsun Şaban.  Seni çok seviyoruz.