Bir göçük haberi aldım Gelik’ten.

İstanbul’da ekranlardan izliyorum.

Bu kaçıncı göçük diyorum.

Anılarıma dalıyorum.

Ne çok anılarım var benim.

Sahilden geçen gemiler gibi.

Ne çok limana uğramışım.

Neler neler görmüşüm.

Madeni bilirim.

Yerin kimbilir kaçıncı katında karanlığı tanırım.

Tanıdım yıllar önce.

Şapkalara kondurulan minicik ışıklı madenci kafalarını.

Bilirim.

Karanlığın ortasında karanlık kömüre vurulan kazmaları gördüm.

Bir kazmada ben tutmuştum.

Sanırım 25 yıl önceydi.

Gazetecilere madenler gezdiriliyordu.

Sonsuz gibi karşımızda duran karanlığı bilirim.

Yerin altını bilirim.

Madenin öteki yüzünü de gördüm.

1983 yılında meydana gelen grizu faciası!

Kandilli dispanserinin koridoruna dizilen cesetleri!

Feryat içindeki aileleri!

102 kişinin yaşamını kaybettiği o facia!

Unutamam bağlı bulunduğum ajansa güçlükle haber yazdırışımı!

Cep telefonları da yoktu.

Karla kaplı Ereğli-Kandilli yolu!

İstanbul’a beni bağlayan telefonda bekleyişlerim.

Ertesi günü bana yardıma koşan Ajansın Ankara muhabirleri.

Onlardan öğrendiklerim.

Kimler kimler?

Ümit Turpçu, Sökmen Baykara, Emin Özgönül!

Savaş Ay’la da yolda tanıştırılıyoruz.

Milliyetteydi!

Aradan kaç yıl geçmiş!

O yıllarda Telefonla bağlandığım İstanbul’dayım.

İstanbul’da ekranlarda maden kazasını izliyorum.

Teknoloji ilerlemiş!

İnsanlar değişmiş!

Değişmeyen enerji kaynakları!

Kazaları yerinde duruyor!

Bu kaçıncı maden kazası?

Bu kaçıncı maden şehidi!

Uzun Mehmet yaklaşık iki yüz yıl önce kömürü bulmuş!

İki yüz yıl sonra yeni bir enerji kaynağı bulan yok mu?

Doğru yerde yanlış zamanlar!

Doğru yerde ve doğru zamanda olmayı başaramayacakmışız!

Türkiye çağ atlayamayacak mı?

Türkiye çağın neresinde?

Hala yerin bilmem kaçıncı katında!

Karanlıkta mı?