Emekli Tümgeneral Osman Özbek Kdz. Ereğli’ye geldi ve konferansta konuştu. Özbek Paşa, konferans öncesinde Gazeteniz Önder’in merkez bürosunu da ziyaret ederek yayın hayatımıza başarı dileğinde bulundu.

Osman Özbek Kdz. Ereğli’ye ilk kez geldiğini belirtirken “denizden geçtim sadece önünden. Bu kenti bilmiyorum ama ismini çok duydum” dedi. Özbek sorduğumuz  soruları da tüm açık yürek yürekliliği ile yanıtladı.

Özbek Paşa’ya yönelttiğimiz sorular ve yanıtları şöyle:

 

 

- Ergenekon örgütü iddiasıyla tutuklanan ülkemizin bir çok önde gelen aydını hapiste yatıyor.  Ancak sürece baktığımızda yanıtını arayıp da bulamadığımız bazı durumlarda yaşanıyor. Örneğin, içerde neler oluyor ki gözaltına çıkarılıp mahkemeye çıkıncaya kadar veya serbest bırakılıncaya kadar ki dönem öncesinde çok şeyi söyleyen ve sert ifadeler kullanmaktan kaçınmayan bu olayın içindeki bazı insanlar  daha sonra birden bire suskun kalıyorlar. Peki neden?

 

YANIT: Birinci öncelikli olarak telefon dinlemelerine bağlıyorum. Telefon dinlemelerinde elde edilen bilgilerden ziyade sonradan bu bilgilere katılan ve monte edilen tertip ve komplolar sizin karşınıza çıktığı zaman, böyle bir şey var bundan kurtulamazsın deniyorsa o insana, o da hiç olmazsa mahkeme sonuçlanana kadar biraz susayım diye bir taktik geliştirir. Sinan Aygün susmaz bence niye sussun? Bende Sinan Aygün ile karşılaştığımda iki defa sordum. Sinan Bey niye konuşmuyorsunuz dedim. Zamanı gelince konuşacağım dedi.

 

-Zaman?

 

YANIT: Biraz daha bekliyor. Tutuksuz sanıkların ifadeleri bitmedi henüz. Bunlar bitecek yargıç dosyayı önüne koyup karar verecek. Bundan bir şey çıkmadığını biliyoruz. Biz de görüyoruz takip ediyoruz. Buna bir karar verecek. Karar verdiği zaman sonu gelmiştir. Değişik bir karar çıkarsa, o karar da Sinan Aygün gibi çıkanları tatmin etmediyse adalet yerini bulmadı diyorlarsa yine konuşacak. Adalet yerini bulduysa yine konuşacaktır. Onun opsiyonu 5-6 ay daha bana göre. Ama onun dışında konuşanlar var Mustafa Balbay çıktı konuştu.

 

- Konuşmayanları sordum efendim?

 

YANIT: Konuşmayanlardan kim var mesela dikkatimi çeken mesela Erol Mütercimler’i çok korkmuş gibi gördüm. Toplumda öyle insanlar da olabilir. Yani benim fazla dikkatimi çekmedi. O gün dinledim demek ki yapı olarak öyle. Mücadele adamı doğru bir insan bir iddialık uğruna mücadele veriyorsanız ülkenizde bana göre konuşacaksınız. Her zaman her yerde konuşacaksınız.

 

- Peki şu olabilir mi? Bugünkü soruşturmaları inceliğimizde hatta zanlılardan birinin nişanlısıyla yaptığı konuşmaların bile iddianameye girdiğini okuyoruz yani. Bireylerin özel yaşamını susturmaya yönelik şantaj olarak önlerine koyabilirler mi?

 

YANIT:  Olabilir. Her şey olabilir, yapılabilir. Ama yalnız şu var. Karşı gruptan hiç kimse yok. Bu yönetim değiştiği zaman aynı şeyler yani bu yönetim kullandığı dinleme cihazları kulvar değiştirecek. İşte o zaman göreceksiniz ki daha değişik şeyler, her konuda dış ilişkilerde, özelleştirmelerde, ordu ile münasebetlerde, yargı ile ilgili bunların kendi aralarındaki konuşları. Bunlarda çıkacak ortaya. O zaman bunları kim kurtaracak?

 

- Peki bu süreç ne zaman bitecek?

 

YANIT: Bana göre bu süreç Atatürkçülerin lehine bir süreç. Yani bunlar kendi kendilerini sonlarını hazırlıyorlar. Ama içerde yatıyorlar. Yatacaklar. Bana da diyorlar dikkat et diye. Bende hazırım. Hiç sorun değil yani. Bu süreç bir sene de sürebilir iki sene de sürebilir. Dayanacağız. Dayanacağız ama bunun sonucunda kazanan Türkiye olacak vatanseverler olacak. İşbirlikçiler olmayacak bana göre. Kesinlikle olmayacak. Bu süreç fetret devri (bunalım devri) gibi bir süreç Cumhuriyetin fetret devri bu. Yani ben çok umutsuz değilim. Mesela yüzde 38’e düşmüş oy Anayasayı değiştireceğim diyor. Öyle bir şey var mı dünyada yok. Yüzde 38’de kimse değiştiremez Anayasayı dünyada. Değiştiremeyecek zaten. Bakın çok şeyini kaybediyor. Amerika’da ki Newssiwing dergisinde dünkü haberinde Cadı Avı diyor. Cadı Avı olayını bilirsiniz değil mi? Yani Hristiyanlığa karşıt olan insanlar tutuklanmış. Cadı yani. Burada da yine aynı onun gibi Atatürkçüler cadı olarak görülüyor. Halbuki cadı değil bu Atatürkçüler. Kimseye de zararları yok. Haberal 25 tane ödül aldığı için mi cadı? Haberal ikibin tane böbrek ve karaciğer ameliyatı yaptığı için mi alınıyor. 31 Yaşında ilk nakil yaptığı için mi cadı? Böyle harika bulunmaz örnek önder bir tabibimiz bu. Yani sen uluslar arası 25 tane ödül almış bir insanı kalkıp içeri atıyorsun. Yani bu kabul edilebilecek bir şey değil. Ama Türkiye’nin geleceği açısından ben bütün bunları deşifre edileceği için, deşifre ettikten sonra da bunlar bir daha iktidara gelemeyecek şekilde kimlikleri ortaya çıkacak, düşünceleri ortaya çıkacak ve yargılanma sırası onlara gelecek diye düşünüyorum. Yani ben ümitsiz değilim.

 

-Peki elinde silah varken, tank varken, top varken, tüfek varken, uçak varken, Türk Silahlı Kuvvetlerin belli bir gücünü kullanma yetkisi varken, darbe yapmayan insanların, emekli olduktan sonra darbeci olarak suçlanmaları, gözaltına alınmalarını ve tutuklanmaları nasıl görüyorsunuz?

 

YANIT: Silahlı Kuvvetleri önce kendilerini koruyacak sonra emekli olanları koruyacak. Silahlı Kuvvetlerin önüne bir dayatma ile gelinmişse Silahlı Kuvvetlere bir zarar verme söz konusu ise bir tehdit var ise Silahlı Kuvvetleri buna dikkat eder. Sayın Genel Kurmay Başkanı ne demişti hukuki çerçeve önemli dedi. Bana bir hukuki çerçeve çizdiler. Ben o çerçeveyi kabul ettim. Çerçeve dahilinde gereken soruşturmalar yapılıyor ama bu demek değildir ki biz konuyu takip etmiyoruz.

Sayın Genel Kurmay Başkanını iyi anlamak gerekiyor. Ben çok iyi takip ediyorum. Bu Genel Kurmay Başkanı olayı takip ediyor. Ama bundan önceki Genel Kurmay Başkanını ben eleştirdim. Ama bu Komutan diyor ki bana bir hukuki çerçeve çizdiler. Ben o hukuki çerçeveyi kabul ettim, hukuk adına adalet adına ve ben demokrasiden yanayım Silahlı Kuvvetler darbeci olamaz ve barınamaz. Bunlarda çok güzel. Avrupa Birliği bunu duymak istemiyor mu? Halkımız ordusunu seviyor ama darbe yapmasını da istemiyor.

Silahlı Kuvvetleri diyor ki madem ki benim önüme bir hukuki çerçeve çizildi. Ben o çerçeve dahilinde savcının isteklerini yerine getiririm. Ama bundan sonraki açılımlar sizin o sorunuzu gayet güzel yanıtlayacak. Mesela Karadayı ile ilgili denildi ki. Karadayı’nın olayları askerliğindeki olaylardır askeri savcı bakar. O zaman İstanbul Savcıları iki Orgeneralle ilgili söylentileri dosyaları bana göre Genel Kurmay Adli Müşavirliğine devretmeleri gerekiyor. Neden bunu söylüyorum? Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının Karadayı ile ilgili aldığı karar içtihat gibidir. Ama şuana kadar yanlış yapılıyor.

Mesela bir yanlışı daha var. Hukukçulara sordum. Dedim ki İstanbul Savcısının iki önceki Genel Kurmay Başkanını İzmir’de dinlemesi yasal mı dedim yasal değil dediler. Kim diyor bunu hukukçular diyor. Peki niye gitmiş. Haddini aşmış diyorlar. Peki bunun şikayetleri ilgili mercilere girse değerlendirilir mi diye sorduğumda değerlendirilir diyorlar. Yani suç işlemeyi savcı göze alarak gidip görüşüyor. Görüşemez. Oradaki savcıya talimat verecek ya da resmen onu çağıracak tanıksınız diye. Eğer ki hukuki işlem herkese eşit uygulanıyorsa. Diyelim ki diğer iki orgeneralle bir farkı olmaması lazım. Niye O’na ayrıcalıklı muamele ediyorsunuz değil mi?

 

- Cumhurbaşkanı Abdullah Gül için Sincan Ağır Ceza Mahkemesi yargılanmalı diye bir karar aldı.

 

YANIT: Kanunda yargılanamaz diye bir madde yok. Hukukçular açıklamıştı seçim zamanında yargılanabilir, çok şey değil. Mesela Avrupalı Başbakanların ifade verdiğini hatta Bush’un bile ifade verdiğini de hatırlayabiliriz. Dokunulmazlık yasasına girmiyorsa girmiyor zaten onun ki zannediyorum. Mademki Türkiye’de elit yok ve  herkes eşit o da versin ifadesini diyorum.  DTP’liler de gitsin versin ifadesini.

 

Muhabir: Haber Merkezi