Özgürlük misali kuştur, kötülük misali nedir? 

Herkes, her türlü düşünceyi, ideolojiyi, dini, kendi adına ifade etme ve açıkça söyleme hakkına ve özgürlüğüne sahiptir. En berbat olan düşünce dahi dokunulmaz değildir.

En güzel masallara inanmak serbesttir, inançlar inanmak içindir. En güzel masallarla, kötü masallar hep vardır. Balkabağı araba olur, inanılır, çünkü masaldır.   

Misallerle yazılı “ Kelile ve Dimne”; Hint Filozofu Beydeba’nın darbımeselleridir…

Yazarının kim olduğu belli değildir. “Beydeba” olabilir, “Bidbay” olabilir yahut “Pilpay”. Bunlar isim değildir, unvandır. Kitabın Vişnu Mezhebi’ne mensup bir Brahman tarafından miladın 300 senesi dolaylarında yazıldığı söyleniyor. Halkın mukadderatına hâkim sınıfı eğiterek halkı bunların zulüm ve tahakkümünden korumak gayesi ile anlatılan masallardır diyebiliriz…Olmaz ama masal işte, inanış böyle!

Eseri Farsçadan Arapçaya çeviren ve yazan İran kültürünü Arap alemine yaymak isteyen Abdullah İbnü’l Mukaffa’dır. Kelile ve Dimne’de Kral sorar, Filozof misallerle cevaplar. Hükümdarı bu eserde eleştirme olanağı bulan İbn-El-Mukaffa hayvanları konuşturur. Bu sayede iktidar mevkiinde bulunanları dilediği gibi hırpalar, tenkit eder. Devrin padişahı Halife Mansur’a karşıdır. Eserde Filozof Beydeba’nın kral Debşelim’e karşı rolünü üstüne almış ve bu sayede devrin padişahını istediği gibi eleştirmiş, alaya almış ve halkı hükümdarların şerrinden korumak için ne söylemek mümkünse hepsini söylemiştir. (Age. Sayfa21).  

Masallardan bir masal…Kitabın sekizinci bölümü “Kral ile Kuş” [i] başlıklı darbımeseldir.

Kral Debşelim, Filozof Beydeba’ya dedi ki:

-          Bu misali de dinledim. Birbirinden mutlaka sakınmaları icap eden ve birbirlerine karşı içlerinde öç besleyen kimseler hakkında da bir misal (…) söylemenizi istiyorum”

Filozof; Hindistan hükümdarı Feridun ile Fenze adlı kuş arasındaki darbımeseli anlatmış.

Fenze adlı kuşun bir yavrusu varmış. Kral, Ana Kuş ile yavrusunu ve aralarında konuşmalarını çok severmiş. Kral iki kuşu karısının yanına koymuş ve korunmalarını emretmiş. Kralın da bir çocuğu varmış. Çocuk yavru kuşu seviyor ve birlikte oynuyorlarmış. Ana Kuş her gün ikisine de dağdan topladığı çok güzel meyveler getiriyormuş. Bir parçasını kralın oğluna, bir parçasını da kendi yavrusuna veriyormuş. Yıllar böyle geçmiş, çocuklar büyümüşler. Günün birinde ana kuş dağlara meyve toplamaya gittiği sırada, yavru kuş şehzadenin kucağında duruyormuş ve birlikte oynuyorlarmış. Fakat yavru kuş şehzadenin kucağını kirletmiş. Bu harekete kızan şehzade kuşu tuttuğu gibi yere çarpmış ve yavru kuşu öldürmüş.

Ana Kuş geri döndüğünde yavrusunun öldüğünü görünce; “Sözlerine güvenilmez, kendilerinden vefa beklenilmez hükümdarlara   yazıklar olsun! Bu gibi sevgisiz, saygısız, kimseyi sevmez ve ancak elindekileri almaya göz attıkları kimselere yüz verir yahut ilgisinden yararlanmak istediklerine iltifat eden hükümdarlara lanet olsun! Muratlarına erdikten sonra, her şeyi, her dostluğu, her sevgiyi, her iyiliği unutan, suç bağışlamayan, hak tanımayan, riyakâr, günahkâr hükümdarlar belalarını bulsunlar. Bunlar, en büyük günahları işleyerek bunları küçümserler ve işlerine gelmeyen en küçük şeyi büyüttükçe büyütürler. Bu merhametsiz, nankör de bu çocukluk arkadaşını ve dostunu öldüren gaddar da onlardandır”  diyerek bağırıp çağırdıktan sonra şehzadenin üstüne atılmış ve gözünü oymuş…

Kral bu hadiseden haberdar olunca çok üzülmüş.

Konağın saçağına konuna Ana Kuş Fenzeyi geri çağırmış. “Sana kimse dokunamaz gel ve güven içinde yaşa” demiş. Ana kuş “haksızlık eden haksızlığa uğrar. Böylesi cezasına hemen çarptırılmazsa ileride kurtulamaz. Hatta bu ceza evlatlarına ve torunlarına bile erişir. Senin oğlun yavruma kıydı. Ben de onun cezasını hemen verdim,” demiş. Kral; “biz senin evladına kıydık, sen de bizden öcünü aldın o halde geri dön”…

Kral çok ısrar etmiş…Artık kimsede kin ve öç alınacak bir şey kalmadığını söylemiş. Kral ve Ana Kuş aralarında çok konuşmuşlar, çok tartışmışlar. Ana Kuş dediklerinden vazgeçmez. Ana Kuş, Kral’a kinlerin ve öç almaların korkulmaya değer şeyler olduğunu söyler. En korkuncunun, en şiddetlisinin hükümdarların kalbinde yol bulanlar olduğunu sözlerine ekler.

“ Çünkü” der; “hükümdarların dini, intikamdır. Bunlar öçlerinin peşinden koşmayı ve öçlerini almayı şerefli ve iftihara değer hareketler sayarlar. Onun için akıllı adam, kinin yatışmasına aldanmaz. Çünkü kalbe yerleşen kin, tahrik edilmezse, küllenen ve eşelenmeyen ateş gibi olur. Nasıl ateş eşelenmekle ve beslenmekle parlarsa, kin de parlamak için vesile arar ve bu vesileyi bulunca alev saçar. Ve o zaman güzel sözle, yumuşaklık göstermekle, yalvarıp yakarmakla, onu yatıştırmaya imkân kalmaz. Çünkü bu çeşit kini, ancak kan dökmek ve can yakmak yatıştırır. Bazı kindar kimseler, gerçi kin duydukları kimselerden fayda umdukları için ses çıkarmamayı tercih ederler. Fakat ben o kadar küçük bir varlığım ki, size herhangi bir fayda getirmeme imkân yoktur. Onun için bana güvenmeyi düşünmüş olsanız dahi bunda bana bir fayda olmasını ummakta zorluk çekiyorum. Çünkü yanınıza döndüğüm takdirde ömrümü korku, endişe ve şüphe içinde geçireceğim. Bu yüzden yapacağımız şey, ayrılmaktan ibarettir.”

Kral yine de ısrar eder…Ana kuşun huzur ve güven içinde yanında yaşamasını ister; “(…) Hükümetlerin en kötüsü, güvenlikten mahrum olandır. Yurtların en kötüsü, verimsiz olandır. Bana gelince, senin yanında güvene kavuşmam, huzur içinde yaşamama imkân yoktur” der Ana Kuş ve bunları söyledikten sonra hükümdara veda eder, uçar gider…

Birbirlerine kin bağladıkları ve birbirlerinden intikam almak istedikleri için birbirine güvenmemeleri gereken kimseler örneğine dair masal burada biter. Diğer hikayeler devam eder gider, misaller çoğalır…  

İnsanlar masallara inanır. İnsanların masallara inanma hakkı vardır. Bunan inanç özgürlüğü diyebiliriz. İnançlara masal demek bir haktır. Buna da ifade özgürlüğü denir.

İfade özgürlüğü özgürlük olarak insana aittir. İnsanlığın müşterek dilidir. Bu dil sayesinde nasıl yaşadığımızı ve nasıl yaşamak istediğimizi ifade ederiz. Kuşlar uçar, özgürdür.  

Yaşama biçimimizi, niyetimizi ve nasıl yaşamak istediğimizi ifade özgürlüğü söyler, yazar, yayar, dilden dile dolaşır, kulaktan kulağa söz olur, masal olur, misal olur, çoğalır!

Kinden ve öç alma duygusundan beslenen özgürlük değildir, sadece kötülüktür.  


[i] Kelile ve Dimne. Hint Filozofu Beydeba Kapı yayınları Kasım 2017 Sayfa 217