Hafta sonu kaçtık Ereğli’den. Corana nedeniyle tatil gibi aktivitelerimiz olmadığından günü birlik veya en çok bir iki gece kalıp dönelim diye çıktığımız yolda, ilk durağımız Ayaş oldu.

“Ayaş yollarından aştım da geldim
Boyunu boyuma ölçtüm de geldim
Boyunu boyuma ölçtüm de geldim
Yalınız yollara düştüm de geldim

Yandım anam yandım yandırma beni
Seviyorum diyerek kandırma beni
Ayaş yollarında kervanım mı var
Beni öldürmeye fermanın mı var”

Türküsünü dinlemedim Neşet Ertaş’tan ama o gözün alabildiği kadar tarlaları izlerken, “ne büyük ülkede yaşıyoruz” biz diye düşündüm.

Ayaş yollarındaki tarla boylarında otomobiller öbek öbek dururken, “yol boylarındaki satıcılar da ucuz satmıyor” dedim.

Aldığım yanıt “Alın teri kutsaldır. Ne alırsan/alırsak üreticiden almalıyız” yanıtı geldi.

Benim şakamın eşşek şakası olduğu bir güzel vurgulandı böylece.

Biz de durduk bir üreticinin tezgahında.

Aaaa o da ne; aracını durduranlar tarlaya dalıyor.

Üreticiden aldıkları torbaya, domates, salatalık, biber, patlıcan dolduruyorlar.

Allah Allah bu da ne?

Torbasını dolduran geliyor ve tartıp veriyor parasını.

Üreticiden tüketiciye canlı yayın.

Müthiş bir şey.

Öğrendik ki, çevreden kentlerde aileler gelir, çocuklarıyla birlikte toplar ve neşeli bir gün geçirirlermiş.

Bu ne demek?

Tarlayı bilmeyen kadının veya çocuğun yiyeceğini kendinin seçmesi. Yani, üretimin nasıl yapıldığını dokunup görerek yaşaması.

Tarlayı biz de gezip torbalarımızı doldurduk.

Mutlu olduk.

Anlattı tezgahtaki kadın “Bizim çalışmalarımızı ve tezgahımızı çok çektiler de televizyonlarda yayımladılar.”

Denk gelmemiş demek ki. İzlemedim.

Harika bir olay.

Tarladan karpuz da koparıp satın alarak yola koyulduk.

Ve geldik Beypazarına.

Önce Bey Palas’ta yerimizi ayırtıp o dar sokaklara attık kendimizi.

Eski evleri ile Safranbolu dan çok büyük bir yer Beypazarı.

O bölge turizmi öyle bir öğrenmiş ve meslek yapmış ki, inanın bacak kadar çocuğundan 70 lik teyzeye kadar herkes “Turist bizim baş tacımız asla kazıklamak yok” der gibi davranıyor.

Mevsim sonbahar olmasına rağmen, akın akın Beypazarına geliyor.

Ticaret şıkır şıkır.

Olmayan yok.

Her türlü baharat üreticiden tüketiciye.

Aklınıza ne gelirse var.

67 yaşındayım ilk kez gördüm yalancı portakalı. Bunu rendeleyip esaslı bir zeytinyağına yatırınca, ağrıyan yerlerine sürüyormuşsun.

Oranın dağlarında varmış bu portakal. Tenis topuna benziyor inanın.

Sabah gezintiye devam edip, yola koyulunca, Çayırhan ve Nallıhan üzerinden dönüş yaptık.

Müthiş gibi bir hafta sonu oldu.

Bir hafta öncede Düzce’deki rafting tesislerini gezmiştik.

Niyetimiz odur ki, her hafta sonu yakınlardaki bir yerlere gitmek.

Gidelim, görelim ve yaşadıklarımızı sizlerle paylaşalım.

*

Eve gelince ilk işim, Neyet Usta’nın o türküsünü dinlemek oldu.

“Beni öldürmeye fermanın mı var
Dediler ki nazlı yarin geliyor
Yoluna gitmeye dermanım mı var
Yoluna gitmeye dermanım mı var

Yandım anam yandım yandırma beni
Seviyorum diyerek kandırma beni
Yandım anam yandım yandırma beni

Seviyorum diyerek kandırma beni
Yandım anam yandım yandırma beni
Seviyorum diyerek kandırma beni.”