Yaşam köprüsü uzar gider sonsuzluğa.
Neler gelir geçer üzerinden.
Hırlısı hırsızı.
Doğrusu yanlışı.
Şusu busu.
Can yakanı yakmayanı.
Ağzı ile konuşanı bilmem neresi ile gaz çıkaranı.
Yaşam bu.
Köprüsü de böyle.
Renkli mi renkli.
Eşeği var ineği var.
Siyahı var beji var.
Varoğlu var.
Umut vereni var umutsuzluk trenine postalar halinde sıra sıra yollayanıda.
Pul kolleksiyonu mübarek.
Bastırıyor.
Tükürüklüyor.
Sonra da şap diye yapıştırıp yolluyor.
Muzur gülüşlerinde saklı hinliklerinin çıkmaz sokaklara açılan penceresinden nanik yapanların cehaleti var.
Numara var.
Yalan var.
Kılı kırk yardığını sanan basitlikeri var.
Yaşam köprüsü bu.
Yaşam.
Siyah yıldızları ışıldatmaya kararlı olduğunu söyleyenleri de var.
Kırmızıyı sevenleri de.
Söz var.
Sözcük var.
Upuzun gecelerin ateşi var.
İsteklerin içinde saklısız arzuların dışa vurumu da var.
Heyecan var.
Kesik atışlar da var.
Var işte.
Yani öyle.
Var ya.
Var!..
Yaşanacak yarınların taşlarını güvensizliğe terk etmek var.
O var şu var.
Satmak var.
Çok şey var.
Yani dönme dolap.
Dönüyor, döndürüyor ve muzur gülüşün sözüm ona akılllığı var.
Akıl işte.
Çok akıl.
Çok çok akıl.
Ama rüzgar böyledir.
Ekilir.
Ekildikçe de fırtınalar biçilir.
Akıl ya.
Akıllılık.
Sen işte sen.
Hey sen.
Yoldan geçen.
Geçmeyen.
Bir derenin akarında dinlenen sen.
Denizin kandilindeki gaz yağı.
Sen o can yakan sen.
Yaktın!
Yakıp dağıttın.
Helal sana.
Kocaman bir aferin.
Çok çok çok kocaman aferin.
Bu aferin senin olsun.
Sadece senin.
Kendini kutla.
Ve mutlu ol sonsuza kadar yaşayacağın mutsuzluğunla mutlu ol.
Bu nasıl mutluluksa .