Yaşam denen süreç dört nala koşuyor sonsuzluğa doğru rüzgarlara kafa tuta tuta. Gökyüzünün şimşekleri kesemiyor önünü. Ne para ne de pul. Hele ki makamlar. Engelleyemiyor. O koşuyor. O süpürerek gidiyor yılları leblebi gibi yutarak. Değil yüzlerce, milyonlarca yılın içine gizemli sırları saklı tutarak evrenin derinliklerinde benliğini arıyor. Yaşam bu. En büyük deli. En büyük çılgın. En büyük de güç. Yaşamın bu karmakarışlığı içinde sen neredesin? Ne yapıyorsun? Nelerle uğraşıyorsun? Ve bu sonsuzluğa bir nefes kala bir tutam kır çiçekleri ile süslenmiş sevgi tomurcuklarını koparıyor musun? Acımasızca. Sadistçe. Can yakarak. Canının bir ömür boyu "canımı canım yaktı" yarasıyla yaşayan ölü olmasını sağlayarak. Kırıp dökerek. Verdiğin sözden dönerek. Numarasız (!) sevgileri git-gel kararsızlığında yok ederek. Arsızca tüketerek. Şimdi sen aşk denen duygudan korkuyor musun? Oturduğun evi, Çalıştığın işi, Bulunduğun ortamı, Arkadaşlarını, Aileni. Ve kendini birbirinden ayıramıyor ve tüm bu varlıkları aşkına tercih mi ediyorsun? Peki? Sürüneceksin. Sürüm sürüm öyle sürüneceksin ki, ta ki o gerçek ile yüzyüze geldiğinde anlayacaksın. "Bne ne yaptım" desen ne yazar ki? Anlamsız kalır. Gözyaşları nehir olsa da giden gelmez. Gitmiştir çünkü. Belki de dünyaya veda etmiştir. Belki de kelebeği avlamıştır aşka susayan avcılardan biri. Hiç sevgisiz yaşanır mı? Elbette ki, seni sen yapan değerleri ve varlıkları unutmadan. Hepsini bir bütün yaparak. Hepsini dostlar kahvehanesinde buluşturarak. Hepsini sevgi denizlerinde açıklara yelkenleri fora ederek. Hepsini severek. Hepsini "BİZ" kavramında buluşturarak. Birlikte koşmayı neden becermiyorsun yaşamın sunduğu güzellikleri paylaşarak? Neden? Aklın mı yok? Korkak mısın? Veya yaşamına yön verme cesaretini mi yitirdin? Nedir ne değildir? Bir tarafta milyarlarca yılın içine kaçınılmaz bir şekilde her canlı gibi gideceğin gerçek yolculuk. Öte yanda, o yolculuğu seni çok seven biriyle tek yürek ve tek yürek olarak sevgi çiçekleri arasında koşmanın hazzı. Önünde iki şık var. Üçüncüsü yok. Ya "sevgimin arkasındayım" diyerek, verdiğin sözü tutacaksın. Ya da, sonsuzluğa aşk duygularını yüreğinde saklı tutarak tek başına gideceksin. Yani; ya herro ya merro. İşin garibi ne biliyor musun? Seni çok seven bir yürek onca kırıklığına rağmen, vazgeçemiyor. Böylesine volkanlar gibi patlamaya hazır bir sevgi tepilir mi? Ezilir mi? O sevgi ormanında ve doğanın koynunda siyah yıldızlara da parlama fırsatı vererek sevişilmez mi? Malum üç "tık"ın gizeminde aşk ve mutluluk seni bekliyor. Tercih sadece senin. Senin? Peki sen, halen daha belirsizlikler yumağı ile teselli aramayı yine sürdürecek misin?