Bir varmış, bir, iki, üç yokmuş. Adı, sanı bilinmeyen güneşi ve aydınlığı yakalamaya çalışan ülkenin birinde demokrasi, hak, adalet ve hukuk birden bozulmaya başlamış. Bu ülke birden kör bir karanlığın çıkmazına girmiş.

Karanlık bir türlü dağılmıyor. Güneş yüzünü göstermiyor. Adı sanı bilinmeyen bu ülkede, güneşi almak için de bir avuç insandan başka kimse yokmuş yok etrafta…

Karanlık, bu ülkenin orta yerine ağır ağır, sinsi sinsi yerleşirken, karanlığın tehlike olduğunu gören ve güneşi yakalamaya çalışan bir avuç insan da ‘’İtibarsızlaştırılarak’’ yandaş medya ile birlikte dijital araç gereçlerle, sanal suçlarla toplama kamplarına konuluyormuş.

Ülkenin aydınları, bilim adamları, ülkeyi savaş ve barış ortamında koruyan, ülkeyi bölmeye çalışanlarla yıllarca savaşan üst düzey  komutanlarını da hapsetmişler.

Ülke vatandaşlarında korku hakim olmaya başlamış. Uzaktan kumandayı elinde bulunduran ülke dışında çok uzaklarda olan, sözde dost ülkenin dünyayı yöneten ve ‘kara gözlük’ takanların çalıştığı  şirketleriyle işbirliği yaptığı  iddia edilen bir zatın da muhteşem şekilde ülkesine döneceği ve yönetime sahip olacağı konuşuluyormuş. 

Bir varmış bir yokmuş, develerin tellal, pirelerin berberlik yaptığı adı sanı duyulmayan bu ülkede, önce içkili yerlerle ilgili tartışmalar çıkmış,  sonra ülkenin idare şeklinin belirlendiği tarihinin kutlanması, ardından da, yedi düvele karşı verdiği mücadelenin başlangıcı olan ve gençlere hediye edilen günün kutlanması yasaklanmış.

Tek tük, birkaç gazeteci ve yazarın dışında pek gürültü koparan olmamış. Ülkenin insanları da pek tepki göstermemiş. Günlük işlerini sürdürüp yaşamlarını devam ettirmişler.  Çünkü o ülkenin yaşayanları çok sabırlıymış. 

Ama bu ülkenin işçi sınıfı da,  vatandaşına önderlik yapacak bir örgütlü gücü de kalmamış. Çünkü bu ülkenin gençleri, işçi sınıfının önderleri de ‘’Kara Eylül’’ döneminde silindir gibi ezilmiş, yok edilmiş. Bunlara rağmen bu ülkenin sakinleri yine de çok sabırlıymış.   Yapılan zamlara, kendi yaşamlarını olumsuz etkileyecek, ülkeyi karanlığa gömecek olumsuzluklara da ses çıkarmıyormuş. Yani karanlığa iyice alışmaya başlamışlar. Ama içlerinde umutlu olanlar da varmış. 

Onlar da  ‘’Bu insanlar yapılanlara hiç ses çıkarmıyorsa sonunda bir bildiği vardır. Ses çıkarmıyorsa bir bildiği vardır. Ya büyük bir patlama gösterip dersini verir ya da iyice kabullenir’’ diye kendilerini avutuyormuş.  Masal burada bitmiyor tabi ki.

Bakalım ne olacak, bekleyelim görelim. Bu ülkeyi güneş aydınlatacak mı, yoksa karanlık iyice bastıracak mı?  Ne dersiniz. Alın size bir bilmece…Siz bu bilmecenin neresindesiniz.

YANLIZLIKLAR

 

Yalnızlıklarımı birbirine ekledim

çoğalttım.

Yanına hüznü çağırdım.

hüzünlerimi birbirine ekledim

çoğalttım.

Yanına umutlarımı ve hayallerimi

ekledim.

Çocukları davet ettim.

mutlulukları

birbirine ekledim

çocuklara verdim.

28.10.2011-Antalya-FC)

========================================================

BAKINIYORUM

Bakınıyorum öylesine

garip.

Gitmeli mi

kalmalı mı,

Umutlarım nereden esecek.

Cumhuriyet Bayramı törenleri de

yasaklandı.

 

Van ve Erciş'te enkazda

hem insanlığı

hem de cumhuriyeti arıyorum.

ah cumhuriyet...

asıl deprem sende oldu.

kimsenin de seni enkazdan

çıkaracağı yok.

(30.10.2011-Antalya-FC)