Gözlerimiz yollarda kaldı ha vallahi ha billahi.
Evet evet.
Yola bak yok.
Havaya bak yok.
Tepeye bak yok.
Nereye baksak yok.
Sadece çarşı içinde görüyoruz o da uzaktan ve yüksek tepelerdeki köylerden gelen araçların tavanında.
Bembeyaz.
Sanki nur gibi duruyor.
Özlemimiz kar!
Karı özledik.
Ocak ayının ortasına geldik ve halen daha görmedik ki kar yağışını.
Işıkların arasından süzülüşünü.
Sarı ışıkta sarımtrak.
Beyaz da ise akpak.
Kar yağışını özlemek de ne hoş.
Duygusal.
Heyecan verici.
Tutkuları özgür bırakan bir his sanki.
Pazar günü gecesinde bahçede gördüğümde atıştırmasını seyrettin bir süre.
Seyrettikçe hipnoz oldum sanki.
Yıllara doğru uzanıverdim farkındalığımı unutarak.
Yıllar yıllar yıllar.
Kim derdi o yılları hovardaca yiyip bitireceğimizi?
Neler saklı değil mi o yıllarımızda.
Neler neler.
Bir girmeye kalkarsak o yılların koynuna ısındığımız kadar üşüdüğümüz karlı gündüz ve gecelerimiz vardır.
1.5 metreden daha çok kar yağdığını hatırladığımız günler aklıma geliyor.
Kandillide Armutçuk Özel İlkokuluna giderken tünel gibi açılmış karlı yollardan gelip gittik.
Eskimo değildik biliyordum ama, o yaşlarda boyumuz neydi ki.
O yaşlarda tabi ki tünel gibi anılara yer etmiştir o karlı kış mevsimleri.
Kara ulaşımı kesildiğinde demir ulaşımı tek çare olurdu. Yüzlerce insan renkli renkli giysilerle Murat Timurcanın babasının şeflik yaptığı tren istasyonunda vagonlara doluşarak Ereğliye gidiş gelişleri arasında yer alışımızı yaşayanlar unutamaz ki.
Geçmişin en heyecan verici olaylarıydı bunlar.
Yenikuyudan yaya olarak rat mahallesine yürüyenlerin dışında, ring seferiyle yolcuları bırakma seferine çıkan EKİnin kamyon otobüsleriyle atılan turları.
Evimin penceresinden kar yağışını böyle izledim.
Uzun bir yolculuktu sanki o dakikalar.
Ne kadar da çok.
Ve özlem yüklü.
14 Ocakı yollayıp 15 Ocak akşamında geldi kar Ereğlinin Kemer Mahallesine.
Şimdi kar geldi ve yattı toprağa ki, büyük aşkıyla buluştular.
Kemerde kar.
Ve toprak.
Bilmiyordum ama sonraları öğrendim ki, Ereğlinin en iyi pırasası Kemerde fışkırırmış topraktan.
Toprak ile kar bütünleşip ve üzerinden bir süre geçince, pırasanın lezzetine lezzetler katılırmış.
Bu nedenle kemer pırasası çok meşhurmuş.
14 Ocak gecesi Kaynarca Konutlarında oturan meslektaşım Ali Suat Eser ile msn de söyleşiyorduk kar üzerine.
Dışarıda lapa lapa kar yağdığını ve kar topu isteğinin olduğunu dile getiren Suat Esere, bizim köyde kar yağmıyor, ah bir yağsa demiştim.
Yağdı işte.
Lapa lapayı biz de gördük.
Rüzgarda da savrulunca nasıl oynaşıyor taneleri.
Enerjinin hareketi bu.
Enerjinin.
Enerjimizin.
Kimi zaman tavan yapan, kimi zaman da sıfır çeken enerjimiz.
Yıllar nasıl da sürüklüyor canlıları.
Cana can katıp çoğalttığı gibi tüketiyor da!
Bugün de yağar ise kar; çıkmayacağım evden.
Bahçede kardan adam yapacağım torunuma.
Gözlerine kömür.
Burnuna havuç da koyacağım.
Başına bir bere de geçirdim mi aksesuar tamam.
Bir tek süpürgesi eksik.
Onu da buluruz bir yerden.
Kendi kendime bu sözü verdim.
Salı günü sallansa da, kar yağıyor ise torunum Ekin ile ben lapa lapa kar yağışının altında kızak kaymaya bile çalışacağım.
Kar tanelerindeki beyazlığın sıcaklığında yılların biriktirdiği duygularımı anlatacağım torunuma.
Biz bize kar seyrederek.