Bu kelimeyi duyunca dikkat! Mânidar ki, hep topluluklara birilerinin ihtiyaç olduğu zamanlar vurgulu vurgulu söylenir. Dernek seçimleri, genel seçimler, oda seçimleri, yerel seçimler... Her konuşmada, her konferansta, her mitingde, her cümlede, her mikrofonda, ‘birlik’. En samimi olmayanından, tam da ‘köprüyü geçerken’inden. 'Siz birlik olun da, bir böl-yönet yapacağız' dercesine. Ya da dikkat dağıtmak için, sanal düşmanlar yaratırken.
 
Önce birleştir, sonra ayrıştır. Ayrıştırılan kimliklerden herhangi biri olmakla geçiyor hayatlarımız. Sokakta yürürken; ben şunlardanım, buna oy verdim, benim kimliğim şu, tercihim bu diye bağırmıyoruz. Kimsenin de umurunda değil. Biraz garip gelmiyor mu? Hayatınızın merkezine koyduğunuz, sizi siz yapan değerleri dönem dönem hatırlamak...
 
Peki bu 'merkezdeki' değerler ara sıra hatırlanıyorsa, diğer zamanlarda kararlarımızı neye göre veriyoruz?
 
O değerler aslında hiçbir zaman geri çekilmiyor, hep oradalar. Ortada üçüncü bir ses yokken hep birlikte yaşayabiliyoruz. Yani üçüncü 'şeytan'ın, başkalarının sizin etki alanına girdiği iddiasıyla yolunuza çıkması anında başlıyor sorunlar. ''''Bunlaaarrr bizden değiiilllll.'''' kulağınızda canlandı değil mi? Bir gün bile susmuyor ki... Sizi tanımayan birinin, 'diğeri'ni tanımlaması mümkün olmadığından, aslında bu 'kimlik siyaseti', herkesi 'kimliksizleştirerek ayırma siyasetine dönmüş oluyor.
 
Saf bir amaç için kullanıldığında değerli olsa da, saf amaçlara sahip yöneticilerle pek karşılaşmadığımız da bir gerçek. Bu satırları cebinize koyduğunuzda; 'Birlik insanların aynı amaç için bir araya gelmesidir' klişesinden çıkıp, 'Ayrıştırılma çabası yokken toplumun en sıradan hâli' bile desek, günümüz ihtiyaçları için yeterli olmaz mı?