Günümüzde kullanılan seçim propaganda stratejilerinin çoğu II. Dünya Savaşı öncesinden kalma. Sloganlar, afiş formatları… 90’ların Türk siyasetinindeki saygı bile aranır olmuş, kimlik siyaseti/ötekileştirme tırmanmış halde. Partilerin gençleşememesi, vizyoner çalışanların sistem içindekilere rakip görülüp kurumdan uzaklaştırılması bunların başlıca sebepleri ve tabii yapılan işlere vizyon eklenmesini zorlaştıran unsurlar.
 
Seçime yaklaştıkça adeta kulaklarımız kanıyor. Sadece yalanlardan değil, bir o kadar da gürültü kirliliğinden. 'Gürültü kirliliği'nin yorum olması ile terim olması arasında çok ince bir çizgi var aslında. Yapılan çeşitli araştırmalarda; o bas bas bağıran seçim araçlarının, seçmen davranışı ile doğrudan bağlantısının kurulamadığını o kadar az kişi biliyor ki...
 
Atıp tutuyorlar meydanlarda, utanmasalar 'yerli uzay gemisi yapacağız diye' kandıracaklar seçmeni. Hatta, zaten utanmıyorlar. Bütün çalışmalarda en önemli etken samimiyet. Etik ihlâller ile samimi 'strateji' üretmekten bahsetmiyoruz, samimiyeti samimi sunmak bütün olay.
 
Kıraathaneler, parklar, bahçeler havada uçuşuyor ateşli gündem arasında. Ders kitaplarının içini boşaltıp sonra ‘kıraathanede kitap okusunlar’ demek samimi görünmüyor. Millet o kadar okusa zaten seçim sonuçları böyle mi olur? Kömüre makarnaya oy vereni kekle çayla çekmek kolay tabii.
 
Kadınlar çocuklarla parklarda yuvarlansın istiyorlar… Türk kadınının toplumda buna layık görmek, süs eşyası muamelesi yapmak, kadın cinayetleri araştırma önergelerini reddedip, mobbing'i dikkate almadan, cinsel suçlara 'rıza' demek de seçmene samimi gelmiyor. Bunlar yapılsa zaten herkes çimlerde yuvarlanır, kimseye de sormaz.
 
Yerli otomobilin kasasını yapmakla 'beynini' yapmak arasında hakikaten 'ince' bir fark var. Gerçekten merak etmeden Anadol'a, Devrim'e, yerli uçak fabrikasına ne olduğunu; danışmanların yarattığı illüzyon dünyanın dışına çıkmadan korkuyu pazarlamak da samimi olmaktan uzak.
 
Kendi vekilleri bile gücü ‘âdil’ tutmayı bilmezken; kayırmanın önüne geçilmeden, liyakat gelmeden, 18 yaşında aday çıkarıp erdemli davranmasını beklemek de pek samimi gelmiyor. 18'lik üniversiteli vekilin hocası diyebilecek mi yarattıkları korku imparatorluğunda; 'oğlum sen bu dönem dersten kaldın' diye? Siyaset etiği olmayınca insan gençleri dahî âlet ediyor. Gençlerin önünü her fırsatta kesen statükocu dinazorların kendileri olduğunu düşününce tablo hayli ironik.
 
Barzani ile el ele miting yapıp açılım süreci başlatanların TV'lerde, meydanlarda ‘ötekiler terörist' korkusu salıp kimlik siyaseti kasması samimiyetle alakası yok. Düşman yarat, sonra ‘sizi ben kurtarırım' diye çık işin içinden…
 
Wikipedia'ya salla, Youtube ve Twitter'ı istediğinde kapat, Booking'i engelle, Uber’in üzerine bas ama 'Elon Musk' yanımızda de çık işin içinden… En ileri teknolojiyi getireceğini söyleyip ertesi gün Uber'i taksici oylarını garantilemek için yasaklamak asla samimi olamaz. Ama temiz iş. Basın 'özgürlüğü'nden bahsetmiyorum zaten yasaklanmış da olabilir.
 
Meslek örgütlerinden yandaş olmayanlara fikirlerini sormayıp, yandaşlara 'padişahım şöyle iyiyiz böyle iyiyiz' dedirtip haber yaptırmak hiçbir zaman samimi olmadıklarını kanıtlıyor resmen. Kim kaldı ki beyan edecek profesyonel ihtiyaçlar listelerini?
 
Tenisin medeniyet olduğu bir dünyada; raketinizin olmadığını, topunuz olduğunu düşünün. Vizyon da buna benzer; yokluğu hâlinde işgücü potansiyeli, yeraltı kaynakları, gençlerin motivasyonu, jeopolitik avantajlar birer rakı masası malzemesi olarak kalır. Tabii rakısını gizleyenlerdenseniz işiniz kolay; inananları taklit edip, samimiyetsizce dînî içerikli bol cümle kullanın, oy bile alırsınız dikkat çekmez.