Kurtuluş Savaşı’nın ilk ve tek deniz çatışmasını yapıp ilk ve tek deniz şehidini veren Gazi Alemdar tahlisiye gemisine hak ettiği İstiklal Madalyası’nı hala alamamıştır.

Gazi Alemdar Müze Gemisi Yaptırma ve Yaşatma Derneği Başkanı Can Canver Alemdar Destanı’nın 105. Yıldönümünde yaptığı konuşmada, tarihi süreci ayrıntıları ile anlattı ve en sonunda Ereğli halkının İSTİKLAL MADALYASI isteğini dile getirdi.

Kurtuluş Savaşı’ndaki Alemdar’ın rolünün önemine tarihten bilgiler aktararak vurgu yapan Can Canver’in konuşmasının tam metni şöyle:

EREĞLİ’DEN 12 MÜRETTEBAT

Türk-Sovyet Dostluk ve Yardımlaşma Antlaşması gereğince, Sovyetler askeri lojistik destek vereceklerdi ancak Anadolu donanmasının elinde derme çatma Rüsumat No.4 motoru, Aydın Reis ve Preveze gambotları ile Dana yelkenlisi dışında bunları taşıyacak gemi yoktu. Kuruçeşme limanında tahlisiye asli görevini dahi yapmasına engeller konulan Alemdar gemisi personeli bunu bildikleri için 23 Ocak 1921 gecesi gemiyi İstanbul’dan kaçırdı. 8 mürettebat ölüm riskini hiçe sayarak Sivas Kongresi’nin ulusal kararları ve Misakı Milli hükümleri ile TBMM’nin tam bağımsızlık ve milli egemenlik ilkeleri doğrultusunda vatan savunmasına katılıyorlardı.

Ertesi sabah Ereğli limanında coşkuyla karşılanan Alemdar, Liman Reisi Binbaşı Nazmi Bey ve Ereğli Müdafaai Hukuk Cemiyeti’nin çaba ve katkıları ile kömür ve diğer lojistik desteklerini temin etti, Ereğli’den 12 genç gemi mürettebatına katıldı.

YA İSTİKLAL YA ÖLÜM

Alemdar, 26/27 Ocak gecesi Trabzon’a gitmek üzere limandan ayrıldı Yeni katılan personel de ne için yola çıktıklarını, ulusal kararların ne olduğunu kavramış, Ulusal Kurtuluş Savaşına katılmanın onur ve gururu ile bir an önce Trabzon’a ulaşmak için heyecanlanıyor, acele ediyordu. Ancak Ölüce Feneri hizasında bekleyen Fransız gambotu yollarını kesti, esir edip önce Zonguldak’a götürdü, sonra İstanbul’a iade edilmek üzere yeniden yola çıkarıldı. Türk denizcileri Çeştepesi Burnu önlerine geldiklerinde ‘’Ya İstiklal, Ya Ölüm’’ kararı ile kendilerini esir alanları esir aldılar ve Alemdar’ın burnunu Ereğli’ye çevirdiler. Durumu fark eden Fransız gambotu ile Alemdar arasında Ulusal Kurtuluş Savaşımızın ilk ve tek deniz çarpışması cereyan etti, geminin serdümeni Recep Reis Ulusal Kurtuluş Savaşının ilk ve tek deniz çarpışması şehidi oldu. Bozhane denizcileri ve Çeştepesi siperlerindeki Kuvayı Milliye milis güçlerinin ateş desteği ile Fransızların elinden kurtulan Alemdar, Çobançeşmesi kumsalına baştankara oturtuldu.

ANKARA HÜKÜMETİNİN ŞARTLARI

Ardarda iki gün Ereğli limanına gelen Valdek Roussou zırhlısı ile 2 torpido muhribi esir Fransız yüzbaşısı ve erlerinin geri verilmesi, Alemdar personelinin ve geminin teslim edilmesini içeren bir nota verdiler. Silahsız bir küçük geminin bir savaş gemisini yenmesi ve beş askerini tutsak alması dünya denizcilik tarihinde şimdiye kadar görülmemişti. Fransızlar kırılan onurlarını ve zedelenen itibarlarını kurtarmak istiyorlardı. Ancak Fransa, TBMM Hükümetinin direnci karşısında 2 Şubat 1921 günü Ankara Hükümetinin şartları doğrultusunda 3 maddelik Alemdar Antlaşması’nı kabul etmek zorunda kaldı :

1-Alemdar gemisi milli Türk hükümetinin elinde kalacak,

2-Fransızlar 10 millik kara sularımızda dolaşan gemilerimize müdahale etmeyecekler,

3-Fransız esirler iade edilecekler.

3 maddelik Alemdar Antlaşması ilk bakışta basit, alelade, yüzeyel, yerel hatta tek bir gemiyi ilgilendiren bir metin olarak yorumlanabilir ancak zımni nitelikteki antlaşma TBMM’nin Misakı Milli kararları açısından çok önemli açılımlar içermektedir:

ALEMDAR PERSONELİNE KURŞUNA DİZME KARARI

Antlaşmanın ilk hükmü ile, İngiltere’ye rağmen müttefik devletlerden Fransa tarafından milli hareketin, TBMM Hükümeti’nin milli ve meşru olduğu alenen ilan edilmiş oluyordu. Yine bu madde ile Alemdar gemisinin korsan ve deniz haydudu suçlaması ortadan kaldırılıyor, ulusal bağımsızlık mücadelesine katılan yurtsever bir gemi olduğu tescilleniyordu. Bilindiği gibi Alemdar, İstanbul’dan kaçırıldığı zaman, İngilizler Alemdar’ı deniz korsanı ve haydudu ilan etmiş, personeli hakkında da kurşuna dizilme kararı çıkartılmıştı.

Oysa Uluslararası Bayrak Yasasına göre gemiler, bayrağını çekme iznine sahip oldukları devletin tabiiyetine sahiptirler. TBMM Hükümeti, Alemdar Antlaşması için yapılan görüşmelerde Alemdar’ın milli hükümetin meşru malı olduğunu bu nedenle özellikle vurgulamış ve kabul ettirmişlerdir.

Öte yandan gayrı ticari amaçla kullanılan devlet gemileri, münhasıran kamu hizmetine tahsis edilen devlet gemileridir. Arama-kurtarma gemileri bu grupta yer alırlar ki Alemdar da bir tahlisiye gemisidir. Gayrı ticari devlet gemileri, harp gemileri gibi bayrağını taşıdıkları devlet dışında diğer devletler yönünden mutlak yargı bağışıklığına sahiptirler. Ancak, Milletlerarası hukuk nezdinde deniz haydutluğu yapan bir gemi, bayrak devletinin korumasından faydalanamamaktadır. Müttefiklerin, Ankara Hükümeti’ni şaki ve bagi, Alemdar’ı da deniz haydudu sıfatlamasının nedeni, bu müdahale hakkına uluslararası gerekçe uydurma çabasıdır.

Alemdar’ın Fransız gambotuna karşı çıkması ve Fransız yüzbaşı ile erlerinin esir alınması bu kapsama alınmak istenmiştir. Deniz haydutluğu suçunun oluşması için öncelikle saldırı eyleminde şiddet, alıkoyma ya da yağma olaylarının bulunması gerekmektedir. Oysa Alemdar tam tersine bu eylemlere maruz kalmıştır.

ALEMDAR ANLAŞMASI BEYNENMİLEL HALE GELDİ

Antlaşmasının 2.maddesi de Türk hükümeti açısından siyasi, politik, ticari, ekonomik ve devlet meşruiyeti bakımından çok önemli kazanımlar sağlıyordu. Türk karasularının 10 mil olduğu tescilleniyor, bu alan içinde Türk gemilerine dokunulamayacağı vurgulanıyordu. Bu hüküm yıllar sonra uluslararası deniz hukukunun en önemli unsurlarından biri haline getirilmiştir. 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesinin karasularının sınırları, karasularının genişliği ve normal esas hat maddeleri, Alemdar Antlaşması’nda vurgulanan konuyu beynelmilel hale getirmiştir.

Ayrıca Ereğli, o dönemde Açık Liman statüsündedir. Açık liman; gemilerin idari açıdan kolayca girip çıktıkları liman anlamına gelir, dolayısı ile hiçbir şekilde gemilere müdahale yapılamayan limanlardır. Oysa Fransızlar’ın birkaç kez Alemdar’ı limandan alıp götürmek istemeleri bu uluslararası statüyü ihlal ettiklerinin bir göstergesidir.

Antlaşmanın ikinci maddesi Türk hükümeti açısından bir başka önemli bir kazanım daha sağlamaktadır. Bu hüküm Misak-ı Milli’nin ‘’Siyasi, adli, mali ve diğer konularda gelişimine engel olan kayıtlara yani kapitülasyonlara karşıyız’’ hükmüne de vurgu yapmakta ve denizde kabotaj hakkını dile getirmektedir. Denizde kabotaj deyimi, genel olarak bir ülkenin limanları arasında deniz yolu ile yolcu ve yük taşınması, karasularında römorkaj ve kurtarma gibi denizcilik hizmetlerinin yürütülmesidir ki Alemdar da bir kurtarma gemisidir. Dolayısı ile Fransızlar’ın Alemdar’ı Ereğli limanında göz altında tutma ve ayrılmasına izin vermemeleri, bu uluslararası hakkı da engelledikleri anlamına gelmektedir.

Alemdar Antlaşması’nın 2.maddesi zımni olarak Fransa’nın Türk hükümetinin kabotaj hakkını kabul ettiğinin üstü kapalı bir ifadesidir. Türk Kabotaj Kanunu ise 1 Temmuz 1926 tarihinde yürürlüğe girecektir.

Zımni anlaşma, karşılıklı uyulması gereken kuralları düzenleyen ve yönetime karşı halka koruyucu bir tampon işlevi gören sözlü bir sözleşme türüdür. Açık şartları, müzakereler sırasında açıkça tartışılır ve belgelenir, böylece belirsizliğe çok az yer kalır. Zımni şartlar ise sözleşmede açıkça belirtilmez ancak yine de anlaşmanın bir parçası olarak kabul edilir.

Trabzon'da yol yapım, bakım ve onarım çalışmaları sürüyor
Trabzon'da yol yapım, bakım ve onarım çalışmaları sürüyor
İçeriği Görüntüle

İTİLAF DEVLETLERİ TARAFINDAN TANINDI

Alemdar Antlaşması’nın en önemli zımni koşulu, metin maddelerine sadakat yükümlülüğüdür. Yani geminin Ereğli limanında inaktif bir şekilde tutulması ve Kurtuluş Savaşı’na katılmasının önlenmesi hükmüdür.

Alemdar Antlaşması, taraflarının birinin Fransa olması nedeniyle Kurtuluş Savaşı’nda imzalanan kurucu antlaşmalardan biri olmuş ve Ankara Hükümeti’nin bir itilaf Devleti tarafından ilk kez tanındığı anlaşma özelliğini taşımıştır. Ankara İtilafnamesi’ne giden yolu ve süreci de açmıştır.

Alemdar’ın Türk denizcilik tarihini süsleyen bu kahramanlığı askeri değeri kadar siyasi, hukuki ve diplomatik alanlarda da milli Türk devleti için yüksek manalı bir başarı olmuştur. Bu siyasi anlaşma TBMM Hükümeti’ni, Fransızlar’ın fiilen ve resmen tanımış bulunması demekti. Alemdar olayı, Fransızlar aracılığı ile Kuvay-ı Milliye’nin korsan ve eşkıya grubu olmadığını tüm dünyaya göstermiştir.

ALEMDAR’A ŞART

Alemdar’ın tez elden yüzdürülüp Trabzon Bahriye Kumandanlığı emrine gönderilerek Türk ve Rus limanları arasında iskelelerimize gelecek savaş araçlarının taşınmasının hızlandırılması gerekiyordu. Ancak Fransızlar anlaşmayı kabul etmek için Alemdar’ın savaş süresince hareketsiz bir şekilde Ereğli limanında kalması şartını koymuşlardı. Bu nedenle kumsala baştankara oturtulmuş olan geminin zarar görmemesi için yüzdürülmesi ancak kıyıya bağlı tutulması kabul ettirilebildi.

Sakarya Savaşı sırasında Rusya’nın verdiği askeri lojistik malzeme ve silahlar getirilememiş, Anadolu harekatı, kendi öz kaynakları ile direnmişti. Anadolu Kuvayı Milliye donanmasının Alemdar’a şiddetle ihtiyacı vardı. Nitekim 29 Haziran 1921 günü Bahriye Dairesi Reisi Şevket ( Doruker ) Bey gizlice Ereğli’ye geldi ve Alemdar’ın komutanı Kıdemli Yüzbaşı Nuri ( Pekergin ) Bey’e geminin gizlice Trabzon’a kaçırılması emrini verdi. 24 Eylül gecesi Sakarya Zaferi coşkusu ile Kestanekarası fırtınasından yararlanan Alemdar Ereğli’den Trabzon’a doğru yola çıktı.

20 Ekim 1921 günü Fransa ile Ankara Hükümeti, Ankara Antlaşmasını imzaladı. Fransa, yeni Türk devletini tanıdı ve aramızdaki savaş durumu sona erdi. Bu, Ankara Hükümetinin ilk kez batılı bir devlet tarafından resmen tanınması anlamına gelmektedir. Fransa müttefik bloğu parçalayıp İngiltere’yi yalnız bırakıyordu.

ALEMDAR TBMM NİN EMRİNDE

Alemdar, Büyük Taarruz öncesi kendine düşen görevleri fazlasıyla yerine getirdi. Rusya’dan askeri malzeme, silah, cephaneyi cepheye sevk edilmek üzere Anadolu limanlarına taşıdı, 13. Tümenin 55.Alayını Samsun’a getirdi, silah ve cephane sevkiyatının güvenle ve kesintisiz devam etmesi için defalarca Averof ve 2 Yunan torpidosunu kendi üzerine çekti, karaya oturan Şahin ve Gülcemal vapurları ile diğer gemileri kurtardı. Zaferden sonra da Doğu Karadeniz’den kaçmaya çalışan Abacı ve Sarı Yani Pontos çetelerini yakaladı.

Gazi Alemdar gemisi ve personeli Ulusal Kurtuluş Savaşını yöneten TBMM Hükümeti’nin emrine girerek deniz cephesine katılmış, ‘’Ya İstiklal Ya Ölüm’’ şiarıyla Kurtuluş Savaşımızın ilk ve tek deniz çatışmasını yapmış, ilk ve tek deniz çarpışması şehidini vermiştir. Alemdar, Kurtuluş Savaşımızın ve yeni Türk devletinin kurucu antlaşmalarından biri olan Alemdar Antlaşması ile TBMM Hükümetinin batılı devletler nezdinde milli ve meşru olduğunu anlaşmayı imzalayan Fransa aracılığı ile tüm dünyaya ilan ettirmiştir.

İSTİKLAL MADALYASI KANUNU

Ancak bugüne kadar tüm talep, çaba ve girişimlere rağmen Gazi Alemdar Gemisi çoktan hak ettiği İstiklal Madalyası ile onurlandırılmamıştır. Kurtuluş Savaşının ilk ve tek deniz çatışmasını yapması, ilk ve tek deniz çarpışması şehidini vermiş olması ve zımni nitelikte TBMM Hükümeti’nin yasal ve meşru olduğunu tüm dünyaya ilan ettirme ve buna vesile olma nitelikleri bile Kdz Ereğlisi’nin onuru ve gururu olan Gazi Alemdar gemisinin İstiklal Madalyası ile şereflendirilmesi için yeterli sebeplerdir.

İstiklal Madalyası yasası, 29 Kasım 1920 tarihinde TBMM’nde mebusların oybirliği ile kabul edilmiştir. Buna göre cephede ve cephe gerisinde fedakarlık gösterenlere İstiklal Madalyası verilmesi uygun görülmüştür.

Mareşal Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya 21 Kasım 1923 Çarşamba günü yine TBMM’nin oybirliği ile kırmızı şeritli İstiklal Madalyası verilmesi kabul edilmiştir. Belirtilen yasa ile toplam 95.261 şehit ve gaziye İstiklal Madalyası verilmiştir.

İstiklal Madalyası 1924 yılında Rusya’dan sevk edilen askeri mühimmatı gemilerden alıp iskeleye nakleden İnebolu Mavnacılar Cemiyeti ile bunları iç kesimlere taşıyan İnebolu halkına verilmiştir. 30 Ocak 1929 gün ve 3579 sayılı kanun gereğince Türk Kurtuluş Savaşı’nda milli orduda görev alan alay sancaklarına da birer İstiklal Madalyası verilmesi kabul edilmiştir.

Kurtuluş Savaşı’nda Fransız işgaline karşı kentlerini savunmak için kanlı şehir savaşları veren, açlığa, kıtlığa, bombardımana karşı fedakarca direnen Maraş kentine 1925, Antep’e 2008, Urfa kentine 2016 yılında hak ettikleri İstiklal Madalyaları verilmiştir.

ALEMDAR TÜRKİYE’NİN MARKA DEĞERİ

Ama ne yazık ki deniz cephesinde savaşları, askeri mühimmat taşıyan ve taşıyan gemileri koruyan, Kurtuluş Savaşı’nın ilk ve tek deniz çatışmasını yapıp ilk ve tek deniz şehidini veren Gazi Alemdar tahlisiye gemisine hak ettiği İstiklal Madalyası’nı hala alamamıştır.

Gazi geminin taşıdığı ve sahip olduğu bu üç sıfat sadece onun, Ereğli’nin değil tüm Türkiye’nin marka değeri olup sadece bunun bile onun İstiklal Madalyası ile onurlandırılması için bir gerekçe olarak kabul edilmelidir.

Bizlere bu onuru ve gururu yaşatan Gazi Gemi Alemdar’a ve fedakar mürettebatına göstermiş oldukları kahramanlık ve vatanseverlik nedeniyle şükranlarımı ve minnet duygularımı, kahraman ve yurtsever gazi personeline saygılarımı sunuyor, Devlet Büyüklerimizin ona hak ettiği İstiklal Madalyası’nın verilmesi için çabalarını eksik etmeyeceklerini umuyor ve diliyorum. Başta Serdümen Recep Reis olmak üzere vatan savunmasında canlarını feda eden tüm şehitlerimizin manevi huzurlarında saygıyla eğiliyorum. Türkiye Cumhuriyeti’mizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve kahraman silah arkadaşlarını minnet ve saygı ile anıyorum.

#karadenizereğli #alemdargemi #gazigemialemdar #müze #kurtuluşsavaşı #cancanver #istiklalmadalyası #tbmm

Muhabir: İlknur Turt