50`lerde belirlenen hedefti küçük Amerika olmak.
Chevrolet, cadillac otomobiller rüyalarımızın süsüydü. Bol nikelajlı, kuyruklu arabaların içindekilere imrendik, uzaktan görsek de. Marlboro sigarasının kovboyu olmayı düşledik, yeri geldi. Hollywood artistleri gibi taradık saçlarımızı. Onlar gibi giyindik, dans ettik.
Marshall yardımı diye bir şeyler duyardık; bizim eve de kıyağı olur mu diye bekledik. Üzerinde Türk ve ABD bayraklı tokalaşan el simgeli boş un çuvallarını çivitleyip, yatağımıza yastık kılıfı, pencereye perde yapınca mutlandık. Amerika`nın küçüğü olmanın öyle kolay olmadığını anlatınca büyüklerimiz, umut kapımızı açık bıraktık. Bekledik?
Bazılarımızın okudukça düşünmeye, düşündükçe konuşmaya başladığına tanık olduğumuzda, takvimler 60`lı yılların orta yapraklarındaydı. Kitabın önemiyle ilgili duyumlarımızla ona yöneldik. Taksitli satışların da özendirmesiyle evimizin vitrinini kitaplarla doldurduk. Kapağını hiç kaldırmadığımız ansiklopediler, romanlar, kültür düzeyimizin kurtarıcısı oldular. Biraz okuyunca, kimimiz halk kahramanı, kimimiz de kuramcı olmuştuk. Kılık kıyafetlerdeki köklü değişimler dışa vurumun işaretiydi.
Hayatında çıplak ayakları toprakla buluşmamış, eline çapa almamışlar, kafalarına kasket takıp köylü; alnı ter yüzü görmeyenlerimiz de tulum giyip işçi olmuştu. Dudağımızla burnumuz arasındaki kılların bakımına yönelmemiz de aynı yıllardaydı.
Yolu izi olmayan en ücra köylerimizin kahvehanelerine kadar, her yere astığımız Netekimci paşa fotoğraflarının duvarlardaki ömrü az olsa da, beyinlerdeki izi hâlâ geçmiş değil. Bir de vagon penceresinden gülümseyen resmi...
Kuru üzüm, fındık, incirle girdiğimiz uluslararası pazarlarda teknolojik ürünlerle yarışmamız ekonomik değişimi de beraberinde getirmişti. En serbest piyasada rekabet yaratarak artırdığımız değerler oldu. Borsa, döviz, enflasyon gibi? Faizcilik Batı taklitçiliğidir görüşü ağır basınca kâr payına yöneldik. Böylece dolaşımdaki nakit, tek renge bürünmüş oldu.
Demokratik hak kullanımı seçimlerin ürünü siyasilerimizin, uzun soluklu yürüyüşleri yepyeni toplumsal ve kültürel açılımı beraberinde getirmişti.
Yitirdiğimiz değerleri gelecek kuşaklara aktaracağına inandığımız festivallerin kalkınmamızdaki katkıları unutulmamalıdır. Büyük sahnelerde anlı şanlı ve de çok ünlü sanatçılarla ailece bütünleşmek, kent tanıtımlarının yerelden genele, hatta sınırlarımızı aşmasında çok yararlı olduğu söylenebilir.
Büyük şehirlerde ne varsa, köylerde, kasabalarda da o olacak öngörüsünün daha da geliştirilip Paris, Dubai gibi somut örneklerle pekiştirilmesi, siyasilere olan inancımızı geliştirdi.
Trafik keşmekeşi, mafya, çete, susuzluk, yolsuzluk, kadrolaşma, çevre kirliliği, betonlaşma, rüşvet, kapkaç, kumar, okullarda ikili öğretim, kalabalık sınıflar, kuyruklar?
Hepsi yaşamımıza girdi.
Nerden, nereye?
Son günlerde de tartışılıyor?
Türkiye Malezya olur mu?
Onu bilmem ama, Beşiktaş`ın şampiyonluğu çok zor?
Yorumlar