Yağmurlar senin sevdanı anlamaz. Rüzgarlar ise umutlarını. Hele ki, siyah noktalı ateş böcekleri bilir mi o geceleri? Bilmez. Tanımaz. Anlamaz. Hissedemez. Yağmur, rüzgar ve ateş böceği. Düşün ey arkadaş düşün. Dur bir dakika. Derin bir nefes çek şundan. ?Oh!? de bakalım. Gevşe. Sinir sistemini regüle et. Dinlen. Kuzu postunun tüylerini okşa. İstersen bir kenarından tut ve başla bakayım saymaya. Onbirmilyonbin mi? Peki o halde devam et. Altmışyedinin yıldızsızına gelince haber ver? Saçma mı geldi. Ya arkadaş ne saçma değil ki. Yaşamın saçma olmayan ve insanı insan yaptığını söylediğimiz nesi kaldı koruyabildiğimiz? Var mı? Söyle korkmadan. Bağır bağırsana. Duysun cümlesiz alemin bütünlüğündeki canlılar. Mikroplar cinsiyet değiştirsin. Atmacalar bebekleri korusun. Şimşekler de tüm doğayı kirletenleri temizlesin. Bu iş çılgınlığa giden tüm çıkmaz veya çıkılır yolların ilk adımı olsun. Kayalar sevişsin. Çiçekler gökyüzünün tüm bulutlarında gezintiye çıksın. Birdenbire!.. Garibanlar baş tacı oluverse. Yüreklerinin karalığını fizikli kimyalarıyla saklayanlar açığa çıkarılsa. Sadece güzel insanlar dans etse. Benliği tepeden tırnağa kirli olanlar buz üstünde ısınmaya çalışsa. Ak düşen saçlar bir konuşsa. Dağılsa her şey. Göğnuğunüzün yari dut ağacının derinliğinde incirin sihrinde aslan sütünü yudumlasa. Kestane de bu arzulara bal kaymak olup ırmak gibi taşıverse. Coşkuna coşkulular selam dursa. Defne yaprağının yeşili, sevmeyi bilenlere yelken olsa. Titrese sevmeyi bilen ve inanan canlıların tümü. Gökyüzünü havai fişeklerinin dansı kaplasa. Yağmur mavi, kar pembe yağsa. Karanlık hiç gelmese gecenin koynuna. Hep aydınlık. Hep aşk. Hep güzelliklerin yıldızları kaplasa göğünleri göğüslerini. Renklerin tonları aslan sütünün aklığından akıverse gönüllere. Durmasa. Durdurulamasa. Hani senin o nerede kaldı ?görecek günler var daha? masalların.? ?Telaşe yok!? safsatalarını kimler yıldırımların karlı ve soğuk ege sokaklarında tribünlere çıkardı? Düşün..! Düşündükçe, malum ve bitmek bilmeyen hafifliklerin içinde saklı numaralı tık tık tıkların fener ışıklarında, karanlığın yüzüne tokat gibi çarpan gerçeklerini anlamalısın. Buldun mu? Numarası kaç? Okunmuyor mu? Hep öyledir!... Numarasız numaralar. Saçmalığın ilk adımı yalan trenleriyle yüklü baygın bakışlar. Karanlığı yırtan gibi gözüken gerçeklerindeki gerçeksizlikler. Hep böyle. Yalancı. Ve hasta. Bugün coşulmalı. Bugün bayram olmalı. Bugün geçmişi silip atıp, karanlığın içinde saklı kalmış olan sonsuzluğu yakalama gününe döndürülmeli. Bugün dimdik çıkılmalı gökyüzüne. Emekle. Yürekle. Bir ayrılık ve bir yoksulluk kabullenilmeli. Çirkinliğe mahkumları çarpık ve numaralı kaderleriyle baş başa bırakarak her şeyi doğal papatyalardan bir tutam çiçekle yeniden yola çıkılmalı. Bugün özel olmalı. Numaralı yerlerden geçmeden. Sevgili olmalı. Sevmeli. Sevilmeli. Yaşama da birlikte koşabilme kararlılığı içinde tutunmalı. Sevgiyle. Yüreği sevgili olanlar ile hemen şimdi. Yarını beklemeden. Hızla?