Ne diyordu ?neyleyim sarayı, neyleyim köşkü, içinde salınan yar olmayınca? diye. Ne kadar anlamlı buluyor ve bu şarkının ardından koşmanın gerekliliğine kendini inandırıp sevgi yağmurları altında geçmişten arınıp, yepyeni yarınların tuğlalarını ve taşlarını ilmik ilmik koymak isteyerek sil baştan yapabilme akılcılığını da yaptın. Mevsimler anlamlı kılındı, gecelerin içindeki siyah yıldızlardan çiçek yapıp taçlar taktın geleceğine. Mektuplar yağmur gibi aktı. Çiçeklerin en özel ve güzeli ile tık tık tık ettin o özlemlerinle. Kararını verdin, Koştun, Tükürdüğünü ise hiç yalamadın, İnsan onurunu da her şeyin önünde tuttun. Net olmanın güçlülüğü ile uzakları yakın ettin zamanlar boyu, başakların sarılığında mavi gözlü yarinin özlemiyle. Yaşamına bir anlam geldi. Coşku dolu yüreğinin akarına öylesine bıraktın ki kendini, beyninin kenarına köşesine ara sıra gelip takılan ?acaba?ları dehdehleyip hep kovaladın. Olmaz! Kalite ve kültür denen bir kavram apaçık iken ortada, çirkinlikler filizlenemez ki. Beslenemez de. Konduramadın bir toz. Numara-mumara aklının ucundan bile geçmedi. Oyalardan sevgi sundun, Selleri ser yapıp, serlere ?han?lar ekledin. Tatlı mı tatlı Zeynep kızın minik evinin terasına konuk bir kardeşin geleceğini hayal ettin. Sevdaların harmanında bindallının pulları döküldü bir bir mutluluk rüzgarıyla. Uçtun. Ayaklarını yerden kestin. Umutlarını dostlarınla paylaştın. Şarkılar anlam kazandı. Sözler de kolye olup tüm güzellerin boyunlarında dans etti. Ablam dediğin, kardeşim diye yüreğine bastığın, büyük ile küçük arasında ince bir ayar çektiğin o rüya döneminin ?deh deh!? filmlerine malzeme olacağını aklının bir ucuna getirmemenin ayıbı falan yok ortada. Sen sevdin. Sen sevginin gereğini yaptın. Sen onurla oynamadın. Sen sırttan vurmadın. Sen numara ise hiç çekmedin. Sen ?söz ağızdan çıkar? kararlılığınla düzgün insan örneği sergiledin. Ve o gün geldiğinde inanmak istememenin bir anlamı olmadığını anladın. Çünkü; hayaller ve gerçekler gün ola ki gelip oturdu karşına. ?Kandırdım seni? dedi. ?Oynadım seninle? sözleriyle şakacık çeken titrek mum ışıklarının alaca karanlığından süzülen sesler çınladı kulaklarında. Çimdik attın. Öyle ya; ortalık magazinleşti. Kamera şakası olmasın sakın? Birisi kafa mı yapıyor? Yoksa devre kalmış bir trenin kompartımanında mıydın? Bilmedin. Bilemedin. Anlayamadın. Hey çocuk? Bu iş böyle. Senin gibi nicelerinin canını yaktılar. Hepsi aynı. Azıcık fırsat bulduklarında, hemen ?ekonomik? koşulları öne çıkarırlar. Parasız mutluluk olur mu? Geç bunları anam babam geç. Yok böyle bir şey. Parasız üç-.beş ay ancak cinsellik olur. Sonra?!! Evet ya sonra?!! ?Lök? gibi oturur karşına ekonomik koşullar ve başlar kemirmeye. Çok kemirgendir de kerata. Sadece yer. Üretmeden yiyen böyle bir kavram bir başka olayda yoktur. Hep boş arkadaş boş?. Maddiyatın öne çıkmadığı bir şey kalmadı insanlar arasında. Allahın bir selamı bile ?acaba bu selamı vererek ne elde ederim? diye düşünülebiliyorsa, paran yoksa ve karizmatik gücün de zayıfsa seninle lastik top gibi oynarlar. Oynadılar da. Sen, bu süreçten hızlı bir şekilde çık. Sakın, bir salaklık daha yaparak geçmişe dönebilme hayalleri de kurma. Bir insan bir hata yapar, olabilir. Ama aynı hatayı ve hele de yine aynı kişiyle yaparsa salakoğlu salaktır. Geriye bakma. Kağıt peçete gibi kullanıldın ve atıldın. Gerçekler acıdır. Ne diyor bestelenmeyen şu şarkı: ?Yar koynunda yar olmalı Sevgisi dupduru su gibi Akmalı içerilere içerilere Tutku denizinde gözler asla yalan söylememeli Kör olmalı yalan gözler Susmalı diller Uçmamalı uçurtmalar??