Yeni bir yıl.
Yeni bir şeyler yazmak gerek.
Sözün bittiği yer olmalı.
Yinede geçmişe gidiyorum.
Ne kadar geçmişi bilirsen o kadar geleceği yaşarsın.
Anlarsın.
Geldiğin yeri anlarsın!
Yeşiltepedeyiz.
Gaz lambası ve lüks var evimizde.
Elektrik henüz mahalleye gelmediği için.
Yakındaki gölette çamura bulanan ayakkabılarımızı yıkıyorum.
Akşam olsun diyorum içimden.
Akşam.
Oluyorda.
Gaz lambasının ışığında sofraya oturuyoruz.
Annemin pişirdiği tavuğun etrafına yumuluyoruz.
İçeri yeni giren babam kağıda sarılı rakı şişesini çıkarıyor.
Vallahi en küçüğümüze bile cam bardağında sunuyor.
Kıvırcık salatası muhteşem.
Yeşil soğanı da bol!
Lades tutuşuyoruz babamla.
Gülüyoruz.
Tombala oynuyoruz.
Abim hafiften sarhoş oluyor.
Geç saatte bulaşık yıkamak için kuyuya iniyorum.
Bir kova su dolduruyorum
Başımı şehre çeviriyorum.
Bizim oradan baktığımızda Erdemir lojmanları.
Işıl ışıl!
Işıklar altında!
Orada olmak istiyorum.
Öyle bir geçerki zaman!
O ışıkları geçtim.
İstanbuldayım.
İstanbul bu yılda ışıl ışıldı.
Vitrinler.
Ağaçlar.
Meydanlar.
Işıklarla bezenmişti.
Yılbaşında Işıklı bir yerdeydim.
Karşıdan muhteşem Adalar görünüyordu.
Işıklar altındaydı.
Işıl ışıldı.
İçimden orada olmak istedim.
Tam o an o kısa öykü geldi aklıma.
Adam evindeki camından bir akşam karşıdan geçin trene bakıyormuş.
Işıklı trenin içerisinde olmayı istemiş birden.
Tam o sıra trenin içindeki adam camdan gelip geçen evlere bakıyormuş.
O ışıklı evlerden birinde oturup camdan seyretmeyi istemiş.
Işığın gizemi!
Hep ona doğru gitmek istiyoruz.
İçimizdeki ışığı ne zaman açığa çıkaracağız?
Işıklar altında girdiğimiz 2011 de.
İçimizdeki ışıkların yanması dileğimle.