Geçtiğimiz ay, İstanbulda gazetecilerin katılım konusunda pek itibar etmedikleri bir toplantı yapıldı. Frıedrich Ebert Stıftung, Umut Vakfı, Bianet ve Avrupa Gazeteciler Federasyonu tarafından ortaklaşa düzenlenen bu toplantının ilgi çekici yanlarından birisi de yurtdışından gelen konuşmacı konukların sözleriydi.
24 Kasım Cumartesi günü yapılan Türkiyede Medya ve İfade Özgürlüğü toplantısında Avrupa Gazeteciler Federasyonu Başkanı Arne Konig, Türkiyenin kaderi konusunda ise 1990lı yıllarda öldürülen gazeteciler ülkesi olduğunu ve şimdilerde ise hapisteki gazeteciler listesinin en başında olduğunu söyledi.
Buna karşılık Arne Konig basın özgürlüğü konusunda Avrupanın geriye gittiğini vurguladı ve örnekler verdi. Özellikle Avrupanın içinde bulunduğu durum ifade özgürlüğünün korunması bakımından hiç de iç acıcı değil. En tipik örnek ülke, Macaristan. Açıkça ve isteyerek ifade özgürlüğünü baskı altında tutmak konusunda hiçbir tereddüdü bulunmuyor. Rusya ise hak ihlali konusunda birinci olmak için Türkiye ile yarışıyor. Belki Türkiye olarak deneyimlerimizi aktarıp basın özgürlüğü konusundaki sorunları nasıl çözeceklerine yardımcı olabiliriz. Çünkü ifade özgürlüğü konusunda Avrupadan çok daha zengin deneyimlere sahibiz. Basın özgürlüğünün korunması konusunda mademki bu deneyimler bizim işimize pek yanamıyor belki Avrupalılara yarayabilir.
OSCE Medya Özgürlüğü Temsilcisi Dunja Mijatovic, tutuklu gazeteciler sorununu mercek altına aldıklarını söyledi.
En ilginç tespitler ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Hakimi Işıl Karakaştan geldi. Özellikle AİHM kararları ve bu kararlar karşısında ülkelerin durumunu anlatırken yaşadığımız topraklar üzerinde ifade özgürlüğü konusunda ne kadar fakir olduğumuz da ortaya çıktı. Strasbourgdan Türkiye iyi gözükmüyor. Ankaradan ise hiç iyi gözükmediğini hepimiz biliyoruz.
Prof. Karakaşın verdiği bilgilere göre; AİHMnin faaliyete geçtiği 1959 yılından 2011 yılı sonuna kadar olan dönemde hakkında en çok ihlal kararı verilen ülke Türkiye. AİHMnin yaklaşık yarım yüzyıl içinde verdiği 15 bin dolayında karardan 2 bin 747si, yani yüzde 18.49u Türkiye hakkında ve büyük çoğunluğu ihlal içeriyor. Mahkemeye yapılan başvurularda Rusyadan sonra ikinci olmamız, bir gelişme gibi gösteriliyor ama burada yanıltıcı bir durum var diyor Prof. Karakaş. 31 Ekim 2012 tarihli listeye göre Rusyadan AİHMye gelen başvuru sayısı 30 bin 100. Türkiye için bu sayı 17 bin 100. Ancak Karakaşa göre: Rusya ile ilgili şikâyetlerin yüzde 90ı mahkeme tarafından daha başında atılacak, kabul edilmeyecek nitelikte. Ancak Türkiye hakkında yapılan başvurularda atılabileceklerin oranı yüzde 40 dolayında. Bu da şikâyetlerin yüzde 60ının incelenebilecek ve başvurunun kabul edilebilir nitelikte olduğuna işaret ediyor. Bu durumda şikâyet toplamında da Rusyanın önüne geçiyoruz.
Işıl Karakaş, ihlallerin geleceğine dönük olarak da şu öngörüde bulunuyor: Türkiyeden gelen dosyaların önemli bir bölümü tekrarlanan şikâyetler. Zaten bu tür başvurularda artık hükümetten görüş bile istemiyoruz. Sonuçta bu tür şikâyetlerin büyük çoğunluğu dairenin önüne gelecek ve en az bir ihlal çıkacak demektir. Durumumuz hiç parlak değil... Prof. Karakaş şöyle konuşuyor: Karşımızdaki panoramada örneğin işkenceyle ilgili ihlal kararlarının ifade özgürlüğünden sayıca fazla çıkması öncelik politikasından kaynaklanıyor. Örneğin bu yıl mahkemeden ifade özgürlüğü maddesinden yalnızca 5 ihlal kararı çıktı. Sayı az olunca Türkiye ifade özgürlüğü açısından güllük gülistanlık bir ülke gibi gözüküyor. Oysa gerçek durum, biliyoruz ki böyle değil. Türkiyede basın özgürlüğünün Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10uncu maddesine uygun bir şekilde gerçekleşmesini engelleyen pek çok yasa hükmü ve yargı kararı var.
Prof. Karakaş, bu noktada 1959-2011 yılları arasında AİHMnin ifade özgürlüğünden verdiği ihlal kararları arasında en çok ihlalin Türkiyeye gittiğini hatırlatarak, Türkiyenin şampiyonluğu hiç bırakmadığı bir alan ifade özgürlüğüdür diye ekliyor. İstatistiklere göre, mahkeme tarihi boyunca Türkiye hakkında ifade özgürlüğünden toplam 207 ihlal kararı çıkmış. Türkiyeye en yakın ülke ise 32 ihlal kararı ile Avusturya. Prof. Karakaş, Bazı ülkelerin hiç ihlal kararı yok. 207 çok büyük bir rakam, daha büyüğü yok. Kaldı ki, öncelik politikası nedeniyle zaten gerçek durumu da yansıtmıyor diyor.
Yani, durumumuz başka bir ifadeyle şöyle: Türkiyede bugün ifade özgürlüğü alanındaki ihlallerin yaygınlığı bu istatistiklerin yansıttığından çok daha vahimdir
AİHM, kararına göre kabul edilebilir eleştiri sınırlarının özel şahıslarla kıyaslandığında siyasiler açısından daha geniş olduğu yolundaki içtihadını hatırlatan Prof. Karakaş, Mahkemenin bu konuda yerleşik bir içtihadı var diyerek, bunun değişmesinin söz konusu olmadığını kayda geçirdi ve ekledi: Politikacıların eleştiriye tahammül alanının geniş olması gerekiyor...
Sonuçta AİHM yargıcı Strasbourgdan görünen tabloyu şöyle özetliyor: Bugün Türkiyede gözlenen şudur: Ceza hukuku ve orantılı olmayan sert cezalar medya üzerinde baskı yaratmaktadır. Bu tespit, AİHMnin 1999dan bugüne verdiği Türkiyedeki basın özgürlüğü ile ilgili bütün kararların temelini oluşturuyor. (Erdoğdu ve İnce/Türkiye/1999 kararı)
AİHM istatistikleri bakımından 1959-2011 yılı arasında 52 yıl içinde ifade özgürlüğü konusunda bize en yakın ülke olarak gözüken Avusturyanın 32 ihlal kararına karşı, 1990 yılında AİHMsin zorunlu yargı yetkisini kabul eden Türkiyenin 1990-2011 yılları arasındaki 21 yıl içinde hakkında verilen 207 ihlal kararı, sadece rakam olarak değil içinde bulunduğumuz durumun en acı istatistiği
Temel hak ve özgürlüklerimizin omurgası olan ifade özgürlüğü hakkının bu kadar çok ihlale uğratıldığını bile bile, gazetecileri hapiste tutan bir ülkede yaşamak utanç verici eziyetin daniskasıdır.
Bu gün 10 Aralık, insan hakları gününüz kutlu olsun demeye dilim varmıyor.