Korkunç bir kâbus gördüm. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk?ün gençliği benden hesap soruyordu. Sanki tek sorumlusu benmişim gibi! Sanki ülkeyi ben idare ediyormuşum gibi! Aslında o sormadı ben sordum. ?Hayırdır İnşallah ? diye kâbusumu sizlere noktasına, virgülüne dokunmadan aktarıyorum. Kâbuslarım aslında yazının başlarında değil sonlarında? Bakın bakalım o gençlik Mustafa Kemal Atatürk adına bana nasıl kâbus yaşatmış. -Böyle bir şey olmaz. Nedir bu gençliğin hali. -Hayırdır, ne olmuş gençliğe? -Daha ne olsun abi gelen vuruyor giden vuruyor. Sanki ülkenin tek suçlusu bizmişiz gibi. Affedersiniz daha ilkokul çağlarında sırtımıza yük bindirdiler. Çantalar omzumuzda kar kış demeden onları taşıdık. -Eee ne olmuş yani kendi kitap defterini taşıdın -Öyle deme. Lazım olanı da lazım olmayanı da taşıttılar bize. Yorgun argın okula, okuldan da eve gittik. -Evet, bu konuda çok haklısın. Neden okullara öğrenciler için bir dolap-hane yapmazlar ki. Çocukları sırt çantasından kurtarsınlar. -Evet, abi ya. Bir zamanlar gündemdeydi sanırım. Ama beceremediler işte -Keşke çanta taşısaydım. Keşke taşıdığım çantaların içindeki kitapların tümünü okusaydım. -Hem sırtında çanta taşıdın, hem de okumadın. Yani bir nevi hamallık yaptın boşu boşuna öyle mi? -Evet, aynen öyle oldu. -Nasıl oldu bu iş? -Nasıl olacak. Sırtımıza onlarca kilo kitap defter kalem yüklediler. Bizlerde o yükü sene boyu taşıdık. Tabi ki boşu boşuna taşıdık. Çünkü taşıdığımız ders kitaplarından pek yararlanmadık. -Niye yararlanmadınız ki? -Niye olsun! Aldığımız yeni kitaplar dururken öğretmenlerimiz bize; yardımcı ders kitapları ve dergiler aldırdılar. Hem dergileri taşıttılar, hem yardımcı ders kitaplarını ve zorunlu olan ama okutulmayan ders kitaplarını taşıttılar. -Tamam, tamam sen bayağı dertlisin. Peki, sence çözüm ne olmalı ki? - Daha gelişme çağında olan öğrencinin sırtına vur yükü sonra da vurduğun yükten yararlandırmadan (kitaplardan yani ) sınavlarda kafana göre soru sor. Veliler toplantısında ? para da para ?diye canından bezdir. Sonra da başarılı olamayan öğrenci için ? ZATEN BU ADAM OLMAZ? deyip kestirip attır. -Okuyanlar okuyor ama -Evet, okuyanlar okuyor. Yani şanslılar. Evinde eğer varsa üç gözlü bir oda. Odasına çekilip dersini yapabiliyor. O da ailesinin ekonomik durumu iyi ise. Yoksa 3 gözlü oda olmuş. Karnınız açlıktan gurul gurul ederken ders çalışmak mümkün olabilirimi. -Tabi olmaz. -Yani diyoruz ki madem ki Atamız ?Bu memleket gençliğe emanet? demiş. Ata?mızın dediği gibi memlekete yararlı insan olabilmek için bize imkân tanısınlar. -Mesela ne gibi imkânlar istiyorsun gençlik adına? -Çok şeyler istemiyoruz. Bizi Devlet okutsun. Ailemize yük etmesin. Kitap defter, kalem, yurt ihtiyaçlarımızı devlet karşılasınlar. -Devlet karşılamıyor mu yani. Devletin yurtları var okulları da var -Evet, var? Ama PARA PARA? Gidin bakalım bir devlet yurdundan 3 aylığını peşin ödemeden yurttan faydalanabiliyor musunuz, Hem TORPİL olmadan o yurda girme imkânınız var mı? Hadi girdiniz diyelim. Krediler, harçlar..Velilinizin size borç harç gönderdiği paraları gırtlağınızdan geçirerek beslenin bakalım. -Ama yine de öyle olsa bile okulunu bitirenler bitiriyor - Evet, Üniversiteyi bir şekilde bitiriyorlar. Eee sonra ne oluyor. Sokaklar İşsiz güçsüz gezen üniversiteli ile dolmuyor mu? Sokaklar eğitim kalitesi yüksek işsiz gençler ile dolu değil mi? Üstelik hangi birimize söz hakkı tanınıyor ki. -Neden tanınmıyor ki! Sen özgür değil misin mesela? -Özgürlük anlayışınıza bağlı, Yani ben çayla simit yerim özgürüm derim. Adam kalkar viski içer, han hamam sahibi olur o da özgürdür. Ama konuşan gençlik, üreten gençlik yok. Konuşan gençliği, üreten gençliği kör etmişler. Bize küçük yaştan beri ? Sen oku? demişler, ama okumak için imkân sağlamamışlar, ?sen büyük adam ol ? demişler, ama büyük adam olmamamız için önümüze setler çekmişler. Sen oku ama konuşma demişler. Sen oku ama Asla siyasete girme demişler. Hep sen demişler ama bizim için hiçbir şey yapmamışlar. -Neler istemezdim ki; ifademi özgürce anlatabileyim. Benim kılık kıyafetim kimseyi ilgilendirmesin. (Ama bazı tabular varsa da, bu tabulara da saygı göstererek tabi) Beni ve hatta hiçbir kimseyi düşündüğünden, yazdığından dolayı yargılamasınlar. 657 sayılı Devlet sayılı memurları yasasını tamamen değiştirsinler. Kurumlarda veya sokaklarımızda o kadar okuyan, o kadar bilgi birikimine, kültüre sahip insanlar var ama maalesef memur olduğu için fikrini söyleyemiyorlar. Bu insanların siyaset yasağını kaldırsınlar. Meclise okumuş, bilgi birikimine sahip, devlet tecrübesine sahip insanlar gelsin. -Yani siz diyorsunuz ki, Meclisimiz artık tüccar zihniyeti ile doktor zihniyeti ile mühendis zihniyeti ile aşiret zihniyeti ile yönetilmesin -Bakın beni yine yanlış anladınız. Ben meclise tüccar girmesin, doktor girmesin,, mühendis girmesin demedim. Meslek kuruluşlarının tabiî ki bilinçli insanları o mecliste yerini alsın ve bizleri yönlendirsin. Ama ne olur. ?Benim şu kadar oyum var diyerek, Ne ülke meselelerinden, ne de dünya meselelilerinden bir haber insanlar oralara gelmesin. Emrinde çalıştığı ve ancak PARASI pulu ile ya da Parti Genel başkanlarının TAVASUTU ile oraya gelmesinler. Beni temsil etme hakkına sahip, benden kültürlü, bana yön verebilecek, ülke geleceğini kendi geleceklerinden üstün tutacak ve bize yön verecek insanlar gelsin. -Peki, Mustafa Kemal Atatürk?te farklı şeyler mi istiyordu bu gençlikten veya bu ülkenin büyüklerinden. -Hayır, asla Büyük Önder, Biz gençliğe güvenmiş. Her şeyin gençler ile olacağını söylediği ünlü sözleri ile TESCİL ETMİŞ. Ama bizim yolunda gitmemiz bir şekilde engellenmiş. Bizler?e ülke menfaatini yerine CEP menfaati aşılanmış, Bizlere ? SEN DÜŞÜNME. BİZ SENİN YERİNE DÜŞÜNÜRÜZ. Denilmiş. SENİN NE HADDİNE denilmiş. Diskolarda, barlarda Kültürünü yok et, Sen Ata?yı unut denilmiş. Sen geçmişini düşünme denilmiş. -Peki, daha neler denilmiş? -Neler denilmemiş ki, ? Sen gazete okuma, okursan bile magazin sayfalarının dışına çıkma. Hem o yazarlar Seni düşünmüyorlar ki, denilmiş, cukkayı düşünüyor, parayı kim verirse onun sesi oluyor? denilmiş. ? Aman allahım!. . Ne kâbustu böyle. Kan ter içinde kaldım. Gencecik bir çocuk beni sorguluyordu ve hatalarımızı bağıra bağıra yüzüme söylüyordu. Birden fırladım yatağımdan. Ne o beni sorgulayan genç çocuk vardı ne de hesap vereceğim bir kişi. Oh be neyse rüyaymış.! Ama ben yinede o rüyadan etkilendim? Artık uykular haram bana ? Ya bir gün o rüya gerçek olursa, ya gencecik çocuk gerçekleri haykırmak için sana, bana ve size gelirse? Ne deriz, ne diyebiliriz? Veremeyeceğimiz hesabımız yok diyebiliriz miyiz?