Gel gel !

Hele şu yamacıma bir otur bakalım.

Rahatla.

Hoş geldin!

Nasılsın?

İyi misin?

Niye bu kadar daraldın ya?

hele bir anlat!

 

Bakıyorum çok yutkunuyorsun.

Gözpınarların ha sulandı ha sulanacak.

Sanki acı yağmurları akacak gibi.

Nedir bu durum?

Ne oldu?

 

Susuyorsun!

Susarak acını içinde tutuyorsun.

Anlaşılan o ki çok özel.

Çok da can yakıcı.

Yanisi şu mu; canını canın mı yaktı?

Vay-may demem.

Sevgi bu.

Elle tutulmuyor ki!

Kayıp gidiyor bir anda.

Ve kaydığıyla kalıyor.

Sonrası bilinen şey.

Acı!

Herkesin başına gelen.

Bitiyor ya da bitiriliyor.

Devran da böyle gelmiş böyle gidiyor...

 

Konuş bebeğim konuş.

Kendinle konuş.

Konuş ki, dağlar taşlarla ağlaş.

Utanma hiç.

Sevda bu.

Yaşarken iyi de!

Sonrasında bol bol tuz biberle besleniyor.

An gelip ayrılık vakti geldinde de can yakıyor işte böyle.

Şimdi sıra sende.

Sen de ki, böylesine darmadağınsın.

 

Sen de biliyorsun ki, gerçeklerden kaçmak anlamsız.

Bütün ilişkilerin bir başlangıcı var.

Bitişinden kaçmak ise hiç mümkün değil.

Öyle işte!

Sebep arama boşu boşuna.

Bugünün ilişkileri hep böyle.

O senin yaşadığın duygular eski yıllarda dolu doluydu.

Titretirdi.

Şiirler yazdırırdı.

Bestelere ilham olurdu.

Bitti o süreç bitti.

Şimdi yeni kuşak ve yeni yaşam tarzı var.

Uçuşuyorlar kelebekler gibi.

Yaşayıp bitiriveriyorlar birdenbire.

Gönül sayfalarına yeni kapılar açıveriyorlar.

Sanki kaldır at marka gibi.

Her yeni sevdada yeni heyecanlar oturtuyorlar yüreklere.

Bedenlere.

Arzulara.

Alışacaksın sen de.

Yaşadıkça.

 

Konuş bebeğim konuş şimdi.

Önce kendine konuş.

İç geçirip dağılarak konuş.

Yaşadıkların güzelliklere saplanıp kalmadan konuş.

Ağla, sızla, zırla, bağır, çağır.

Ama konuş!

Ve  sıfırla.

Kendini.

Kendi yüreğini.

Formatla.

Gerçekleri kabullenme cesaretinle, bitirilenleri sen de beyninde bitirme gücünü göster.

İnan kazanan sen olacaksın.

Sen!

Yeniden doğacaksın...