Eski çağlardan günümüze, çeşitli etkenlerle biçimlenen yaşamımızı inceleyip araştırmak, sosyologların işidir. Dünya coğrafyasında gelmiş geçmiş tüm toplumları, akademik çalışmalarıyla onlar tanımlarlar. Irk, din, dil farklılıklarını ya da etkileşimleri onlar anlatır. Üretim araçlarının gelişimi, kültürel değişimler, sanayileşme ile yaşamımızın nasıl farklılaştığını toplumbilimciler ortaya koyar, öğretirler. Tek kanallı televizyon döneminde ilgiyle izlenen belgesel dizi İpek Yolu, çoğumuzun belleğinde iz bırakmıştır, sanırım. Örneğin, Hindistan`ın bir bölgesindeki folklorik olaylardan bazılarının, bizim Doğu Karadeniz insanımızın yaşamıyla benzeştiği anlatılmıştı bir bölümünde. Horon ve kemençenin değişimi konu edilmişti. İlgi alanım olmadığı halde unutmamışım. Geçmişi hatırlamaktaki geriliğimle arkadaşlarım arasında alaya alınan ben, en az kırk yıllık bir televizyon dizisindeki ayrıntıyı anlatıyorum size. Hayret! Hemen kulak mememden çekip tahtaya vurmalıyım üç kez? Öyle yaptım. Tak, tak, tak? İnansak da inanmasak da çok eskilerden gelen bazı davranışlarımız, inançlarımız vardır. Yolda yürürken bir kuş üzerimize pislese ne yaparız? Hemen bir piyango bileti almaz mıyız? Hele tam başımıza isabet ettirdiyse, gelir düzeyimizin arttığı yargısına varmaz mıyız, hemen? Niyetçideki tavşanın ağzından alınan küçük kâğıt, sevgilimizden gelen pembe mektuptur. Siyah kedi ürkütür bizi. Önümüzden geçişi içimizi ürpertir, korku düşer yüreğimize? Uğur sayılan şeyler de vardır. Nazar boncuğunun kem gözlerden koruma işlevi, gelecek kuşaklara uzanır, sanırım. At nalının iyilik kaynağını kestirmek zordur. Ama milyonluk kamyonların kasalarında çakılı nalları görünce, taşımacılık iş kolunda yeğlendiği düşüncesi gelir usumuza. Sayıların uğuru kişiye özeldir. Kiminin uğur saydığı sayı diğerine göre uğursuz olabilir. Ama bir sayı vardır ki o hepimizin uğursuz, ortak sayısıdır. On üç? Doğaüstü gücün yanımızda olmasını istemek, yakarılarımıza bile girdiği olur. Ekmek parasından artan son kuruşla oynan lotaryadan sonra, dilekler bu yöndedir. Doğum günümüz ya da ayımız, sayısal lotoda banko sayılarımız olur. Talih kuşunun başımıza konma olasılığını artırma çabalarımız sürer gider? At yarışlarında sıralamaya girecek atları kestirmek uğraş ister; araştırmayı gerektirir. Bilimsel(!) güvenirliği saptanan bültenlerin sayısal değerleri, olasılık hesaplamalara kaynak olur. Yarışların favori atlarını bulmak, dersini çalışan için kolaydır. Ama altı koşunun da birincisini bilebilmek, her babayiğidin harcı değildir. Hipodrom kaynaklı olduğu söylenen duyumlar bile altılıyı yakalamada yeterli olmaz. Herkes bilir ama yine de bir tüyo vereyim mi dostlar; parsayı her zaman, at sahibiyle, binicisi toplar. Bizler de nal? Ta? geçmişten gelen alışkanlıklarımızdan kurtulmak; onları destekleyen şartlar yaşanıyorsa, öyle pek kolay değil. Yine de geleceğe yansıyacağı şimdiden gözüken benzer takınaklarımızdan arınmamız gerek. Bunun da yolu sorgulamaktan geçer? Saplantılarımızdan uzak kalmanın bir yolu da gerçekçi olmaktır; diye düşünüyorum? Ne olurdu: Gerçeği öğrenebilsek, görebilsek? Bilgiye güvenebilsek? Unutmak alışkanlıklarımızdan olmasa? DüşCell bağlanmasak hayata?