Uzunca bir süre sonra tekrar sizlerle olmaktan oldukça mutluyum. Dört aylık ayrılığımızda Türkiyede olmadık işler, olmayacak gelişmeler yaşandı. Bu süre içinde Uludere olayları tartışıldı durdu. 24 vatandaşın ölümüne yol açan vur emrini ve istihbarat bilgilerini kimin verdiği ortaya çıkmadı. Gerçekten Uluderede Vur emrini ve istihbarat bilgilerini kim verdi? Bu insan haklarına, hukuka ve insan yaşamına bir tecavüz değil mi?
Gündem değiştirmede de usta olduğunu gösteren Başbakan RTE ise işi yine toplumu gererek kadınların bedeni üzerinden siyaset yaparak ülke gündemini hemen başka bir yola sokuverdi. Başbakan Erdoğan, Uludere cinayeti ile kürtajı eş değer tutarak, Her kürtaj bir Uluderedir diyerek şapkadan tavşan çıkaran sihirbaz gibi el marifeti ile gündemi çabucak değiştiriverdi.
Söylediği her söz ile mutlak yönetimi elinde bulunduran, muhalif gazetecileri Tasmalı ilan eden, halkın oylarıyla seçilmiş milletvekillerini cezaevlerinde tutan, basılmamış kitapları yasaklayan ve suçlarını dahi bilmeyen gazetecileri tutuklayarak cezaevlerine atan, teröristlere sınır kapılarında özel mahkemeler kurarak karşılayan ve bunun adına İleri demokrasi diyenler, şimdi de kadınların bedeninde söz sahibi olmak istedi. Ancak kadınlar ülkenin dört bir yanında isyanda
İleri demokrasiyi kurduklarını savunanlar, korsan taksicilerle mücadele etmek amacıyla çıkarılan yasanın içine THYde Grev Yasağını da ekleyerek çalışma hayatına ve demokrasiye karşı yeni bir tecavüz girişiminde bulundular.
Eğitim sisteminde köklü bir değişiklikle ilkokullardan başlayarak dinsel ağırlıklı bir sistem getirerek, ABDnin Orta Doğuda yaratmak istediği ılımlı islam modelinin temelleri de hazırlanıyor. Öte yandan Afyon Valiliğinin içki yasağı getirmesi de işin cabası oldu.
İleri demokrasinin adalet dağıtıcısı Özel Yetkili Mahkemeler (ÖYM) ise, hukuk ve adalete olan güveni zedelemeye devam ediyor. Tutuklamalar Başbakanı dahi çıldırtacak noktaya getiriyor. ÖYMleri getirenler, ÖYMlerden şikayet eder duruma geliyor. Çözüm noktasındakiler yine ağlıyor, mağdur numarasına yatıyor. ÖYMler insan haklarına, hukuka ve adalete karşı tecavüzleri sıkıntı yaratıyor.
Kısacası insan yaşamına müdahale artıkça artmaya başladı. Toplum tamamen ötekileştiriliyor. Kendinden olmayanlara yaşam hakkı tanınmak istenmiyor. Türkiye Cumhuriyetine karşı tecavüzler giderek artıyor. Cumhuriyet ve Türkiye enkaz altında kalıyor. Kurtarıcı arıyor. Ama o kurtarıcıyı bir türlü bulamıyor. Kurtarıcı olarak görünen CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ise kendisine her fırsatta hakaret eden söylediği her sözü kanun haline gelen Başbakan Recep Tayyip Erdoğana götürdüğü öneri ile iktidara payanda olmaya devam ediyor.