Yazı dizimizde en son İstanbul yolcuları çay bahçesinden, aşağı Kandilliyi kuş bakışı olarak seyrediyorlardı. Karşılarında öyle manzara var ki, zamanın nasıl geçtiğinin farkına varmadan otobüsün molası bitti. Artık Ereğliye doğru seyir başladı ve otobüs o, güzelim Ekonomanın önünden geçerek, sağ taraftaki dizim dizim sıralanmış yer evlerini tüm güzellikleri ile birlikte yolcular tarafından seyrediliyor. Evlerin her biri aynı renk boyalı. içinde çimlerle ve çiçeklerle donanmış, kamelyalı, salıncaklı, sanki çocuk parkı. 40-
Hastane iki katlıydı ama, her türlü müdahale yapılabiliyordu. Doğum, cerrahi girişimler, hasta muayeneleri, diş tedavisi bile yapılabilecek düzeyde donanımlı, tecrübeli doktorların çalıştığı bir kurumdu. Tüm köylerden gelen hastalar burada tedavi edilirdi.
Kandilli başında ki ekonamamızda her türlü ihtiyaçlarımızı karşılayabileceğimiz ürünler vardı. Hani şimdilerde süper marketler var ya, onlar kadar büyük olmasa bile iğneden ipliğe her aradığımızı bulurduk. Yiyecek, içecek, giyim, kumaş, mutfak malzemeleri, v.s. En güzeli de ürünlerin kaliteli olmasıydı. İnsanların istekleri ve ihtiyaçları doğrultusunda bu malzemeler temin edilirdi. Bu nedenle de insanlar Ereğliye gitme ihtiyacı duymazlardı.
Ekonamayı biraz geçince 10-
Sinema salonumuz son derece rahat ve emniyetli bir şekilde bayanların ve erkeklerin filim izleyeceği şekilde tanzim edilmişti. Vizyondaki en kaliteli filimler getirilirdi. Aynı salonda tiyatro seyredilirdi. Devlet tiyatrosu sanatçılarının en meşhur olanları gelir ve çocuklar küçük yaşta tiyatro kültürü alarak büyürlerdi.
İlkokulda okurken öğretmenlerimiz, bize uygun olan tiyatroları, daha önceden belirlerler ve bizleri tiyatroya götürürlerdi. Daha sonra o tiyatrodan ne anladığımızı bize sorarlar, kıriteri yapılırdı. O dönemde Yıldız Kenter ve Haldun Dormenin oyunlarını izleme fırsatlarımız olurdu. Toplum içinde nasıl hareket etmemiz gerektiği öğretilirdi.
Kandilli başı, yayla mahallesi, rat mahallesi dahil gençler kız erkek fark etmez bisiklete binerler, tüm caddeler cıvıl, cıvıl gençlerle dolar, akşamları evlere kapanılmaz, caddelerde dolaşılır, çay bahçesinde oturulur, lokole gidilirdi. İnsanlar bir birinden kopmazlar, dostluklar devam ederdi. Herkes bir birini tanır acı günlerini, tatlı günlerini beraber paylaşırlardı. Değişik yörelerden gelmiş, değişik kültürlere sahip olan bu insanlar, doğusu, batısı, kuzeyi, güneyi, memleketimizin her bölgesinden para kazanmak için gelmiş olan bu insanlar, aynı amaca hizmet ederler( taş kömürü çıkarmak için uğraşırlar), ekmeklerini aynı kapıdan kazanırlar, kader bağları ile birbirlerine bağlı yaşarlardı.
Kandilli Yazmakla bitmez devam edecek.