Yazı dizimizde en son İstanbul yolcuları çay bahçesinden, aşağı Kandilli’yi kuş bakışı olarak  seyrediyorlardı. Karşılarında öyle manzara var ki, zamanın nasıl geçtiğinin farkına varmadan  otobüsün molası bitti. Artık Ereğli’ye doğru seyir başladı ve otobüs o, güzelim Ekonomanın önünden geçerek, sağ taraftaki dizim  dizim  sıralanmış  yer evlerini  tüm güzellikleri  ile   birlikte yolcular tarafından seyrediliyor.  Evlerin   her biri  aynı  renk  boyalı.  içinde çimlerle ve çiçeklerle donanmış, kamelyalı, salıncaklı, sanki çocuk parkı.  40-50 metre  sonra   sağ tarafta  hastanemizi görmek mümkündü.

Hastane  iki  katlıydı  ama, her türlü müdahale yapılabiliyordu. Doğum, cerrahi girişimler,  hasta muayeneleri, diş tedavisi bile yapılabilecek düzeyde donanımlı, tecrübeli doktorların çalıştığı bir kurumdu. Tüm köylerden gelen hastalar burada tedavi edilirdi.    

Kandilli başında ki ekonamamızda her türlü ihtiyaçlarımızı karşılayabileceğimiz ürünler vardı. Hani şimdilerde süper marketler var ya,  onlar kadar büyük olmasa bile iğneden ipliğe her aradığımızı bulurduk. Yiyecek, içecek, giyim,  kumaş, mutfak malzemeleri, v.s. En güzeli de ürünlerin kaliteli olmasıydı. İnsanların istekleri ve ihtiyaçları doğrultusunda bu malzemeler temin edilirdi. Bu nedenle de insanlar Ereğli’ye gitme ihtiyacı duymazlardı.

Ekonamayı   biraz  geçince  10-15 metre sonra   lokal vardı. Çok güzel   restore   edilmişti. Bayanların  bile rahatça  gidebileceği ,  nezih  bir dinlenme  yeriydi. Dostların  orada bir araya gelip sohbet etme ve güzel vakit geçirme imkanları vardı. Sosyalleşme adına bu tür yerlere her zaman ihtiyaç duyulmuştur. Bunu o dönemde bile E.K.İ. yöneticileri düşünmüşler.

Sinema salonumuz son derece rahat ve   emniyetli bir şekilde bayanların ve erkeklerin filim izleyeceği şekilde tanzim edilmişti. Vizyondaki en kaliteli filimler getirilirdi. Aynı salonda tiyatro seyredilirdi. Devlet tiyatrosu sanatçılarının en meşhur olanları gelir ve çocuklar küçük yaşta tiyatro kültürü alarak büyürlerdi.

İlkokulda okurken öğretmenlerimiz, bize uygun olan tiyatroları, daha önceden belirlerler ve bizleri tiyatroya götürürlerdi. Daha sonra o tiyatrodan ne anladığımızı bize sorarlar, kıriteri yapılırdı. O dönemde Yıldız Kenter ve Haldun Dormen’in oyunlarını izleme fırsatlarımız olurdu. Toplum içinde nasıl hareket etmemiz  gerektiği  öğretilirdi.

Kandilli başı, yayla mahallesi, rat mahallesi dahil gençler kız erkek fark etmez bisiklete binerler, tüm caddeler cıvıl, cıvıl  gençlerle dolar, akşamları  evlere kapanılmaz, caddelerde dolaşılır, çay bahçesinde oturulur, lokole gidilirdi. İnsanlar bir birinden kopmazlar, dostluklar devam ederdi. Herkes bir birini tanır acı günlerini, tatlı günlerini beraber  paylaşırlardı. Değişik yörelerden gelmiş, değişik kültürlere sahip olan bu  insanlar, doğusu, batısı, kuzeyi, güneyi, memleketimizin her bölgesinden  para kazanmak için gelmiş olan bu insanlar, aynı amaca hizmet ederler( taş kömürü çıkarmak için uğraşırlar), ekmeklerini aynı kapıdan kazanırlar, kader bağları ile birbirlerine bağlı  yaşarlardı.

       

 

                               Kandilli Yazmakla bitmez devam edecek.