5 ve 6 Ekim 2010 Kandilli.
Kandilli dedikleri susuz bir köy sanki.
Çaresizliğin adresi.
Umutsuzluğa itilmiş dost yüreklerin buluştuğu kömür kenti.
Kömür ile varlığına kavuşan ve kömürün itilmişliği ile de göç alması bıraktırılan Kandilli. Emeğin kentinden emeklinin huzurevine dönüşen bizim Kandilli.
Evet işte bu Kandilli yine bir tarihe imza atacak 5 ve 6 ekim tarihlerinde.
Bu kez ise tam bir "olmak ya da olmamak" diyecek.
Yani kaderine yön verecek.
Göbeğini kesip kararım budur diyecek.
Hey Kandilli hey!
Hey ki ne hey!..

Evet iki günlük bir mini maraton yaşayacak Kandilli.
Bilmem ki kim gelir bu toplantılara Kandilli'den.
Yaşar Kurukuz ile çocukları mı?
Altıntaşlar mı?
Kadir Kalabalık mı?
Sucu Bayram mı?
Şarapçı Mehmet mi?
Bizim Dursun Tokgöz mü?
Yoksa Geyikbeli kahvelerinde ver papazı al kızı mı yaparlar bilemem.
Eskiden iyi bilirdim.
Mücadele ruhu diri olurdu Kandilli başında.
Yenimahalle'de kol gezerdi Kandilli çıkarları.
Şehitlik'te ise madencilerin ruhu uyanık tutardı herkesi.
Merkez ise locaydı planlar orada çizilirdi.
Ya şimdi?

Yer Kandilli.
Konu ise termik santral.
Başrol oyuncuları; Hema, Yalı Köyleri, Kandilli Halkı, Kandilli Belediyesi, Gökçeler Belediyesi.
Yan oyuncuları var ise sivil toplum örgütleri. Kurum ve kuruluşlar. Kişiler. Duyarlı olduğunu söyleyen ve söylediğinin arkasında duran düzgünler ile "istemem" diyerek pazarlık payını yükseltenler.
Senaryo: Genç bir kız olan Kdz. Ereğli sahilleri ve ormanlarını iğfal etmeye çalışan bir kara yüzlü ve elinde kılıç kalkan ile saldıran ve siyaset gücüyle canavarlaşan bir kanser virüsü.
Ayrıntılarını filmin tadı kaçmasın diye anlatmadığım bu senaryoya göre, Kandilli ve bölge üzerinde uzay savaşları yaşanır ve yörede yaşayan tüm canlılar cüzamlılar gibi etleri lime lime olarak kan revan içinde sürünerek öldürülür. Genç kız ise 2888 yaşındaki bir canlı gibi bir başka mahlukata benzeyerek kırmızı atlı prensinin yollarını gözler.

Bu oyunda açıktır ki, Gökçeler Belediyesinin başkanı termik santralden yanadır.
Duyduklarıma göre Kandilli Belediye Başkanı ise "kendimi yakarım" diye haykırmıştır.

Her fırsatı ve termik santral kurma girişimini de rant tekerleğinde yuvarlayarak cebellize etme girişimlerinin yancıları da, sisli havada pusuya yatarak beklemektedirler.

İşte önce Karadeniz Ereğli ve sonra da tüm bölgeyi bekleyen tehlikeye karşı Kandilli halkı bir sınav verecektir.
Bakalım Kandilli ne yapacak.
"Ben ölmedim" mi diyecek?
Yoksa teslim bayrağı mı çekecek?

Son sözü bırakalım da ışıklar içinde yatsın Yusuf Hayaloğlu söylesin:

Esirgemem sözümü ben, çıkıp gelse de ölüm/ Geri götüremez adımlarımı yıldıramaz beni hiç bir şey, gülüm/ Ne diken bıraktım ardımda ne dikenler, ki uçları hayliye kalıyor ayaklarımda/ Oysa karanfiller ekmiştim yollara, aşk ile mızrap vurup sevdalı sazıma/ Kavgamı türkülemiştim yarın bakışlı çocuklara/ Ve semahlar dönmüştüm turnalar gibi pir aşkına, hak aşkına, halk aşkına/ kim söyleyebilir öldüğümü kim? siz türkü gibi dağılırken dağ yollarına/ Ve toprak gibi yeşerirken memleketim, kim söyleyebilir solduğumu kim?/ ben ölmemdim ki- ben ölmedim ki- ben ölmedim ki...