Aç olmalı insan aç!

Çok aç.

Aşka aç.

Sevgiye aç.

Umuda aç.

Hayallere aç.

Başarıya aç.

Dosta aç.

İşe aç.

Yaşama aç.

Yarına aç.

Doğaya aç.

Gecelere aç.

Gözyaşına aç.

Aç olmalı insan aç.

Yüreğinin derinliğindekileri konuşabilmeye aç.

Bilinç altı ile yüzleşmeye aç.

Geçmişine aç.

Kırıklıklarına aç.

Acılarına aç.

Aç olmalı insan aç.

Herşeye aç.

Aç olmalı ki, anlam kazansın yaşam.

Aç olmalı ki umudu olsun.

Aç olmalı ki hayalleri yelkenleri fora etsin.

Aç aç aç.

Aç olmalı insan aç.

Ya işte böyle sevgili dostum.

O açtı.

Açlığıyla gönlünü açtı.

Gönlünü açarken umutlarını paylaştı.

“Tut elimden” dedi.

“Geçmişi sil” dedi.

“Sevgi denizinde yüzelim”  dedi.

Nihayetinde açlığını doyurmak istedi de sen ne yaptın?

Yan gel  Osman.

Ya da yan gel Fatmam.

Osman  Osmanlığını, Fatma da Fatmalığını yapmayınca ortada kaldı umut.

Umut tükendi.

Yollar daraldı.

En sonunda da  sepetler takıldı kollara.

Haydi Abbas.

Haydi Abbasiye.

Yeni dünyaya.

Sen oraya, o oraya.

Sürüklenmek güzeldir.

Ama kirlenmek değil.

Hiç değil.

 

Açlık doyuruyor insanı.

Açlık umutları arattırıyor.

Açlık hayalleri renklendiriyor.

Böyle sürüyor  yaşam.

Hiç aç olmayınca doyulur mu?

Yare de doyulmaz, aşka da.

Hep aç olmalı.

Senin gibi.

Ama daldan dala değil.

“Dur”u bilmeli insan.

Açlığı doyurmanın da bir erdemi var.

O erdem  de soy.

Soylu olmak.

Soylu yaşamak…