Emel Taşçıoğlu’nu bilmeyeniniz yoktur.

 

Türkü söyler Emel Taşçıoğlu.

 

Öyle söyler ki, insanın içine oturur her sözü sesi.

 

‘Anadolu’yum ben’ de.

 

Her bayramda TRT ekranlarına çıkar ve ‘Bayramdan bayrama’ diyerek özlemleri dile getirirken, zaman tüneline sürükler yalnız yürekleri.

 

Günümüzün Nezahat Bayramı’dır sanki.

 

O gür sesi ile bir burukluk vurur yüreklere.

 

 

Önceki gece kütüphanemde çalışırken, TRT Müzik’te Mustafa Keser söylerken çekti ‘Yüce dağ başında bir garip kervan’ türküsü.

O türküyü hep Emel Taşçıoğlu’ndan dinler ve çok da severim.

Saatler gece yarısını gösterirken, açtım bilgi sunanımı ve arattım bu türküyü internette.

Buldum.

Televizyonun sesini kısarak dinlemeye başladım Taşçıoğlu’nu bilgi sunandan.

İçim burkuldu yine.

Buzdolabından çıkardım beyaz peyniri ve aslanın sütünü.

Yudumladım ‘anam vurdular beni olur mu böyle’ sözlerinin sıcaklığında.

Dalıp gidiverdim yıllara.

Çok kısaymış gibi gelen yaşamıma.

Özlemlere ve özlenenlere.

Bilir misiniz o buram buram toprağımız kokan türkünün sözlerini:

‘Yüce dağ başında bir garip kervan
Anam dizlerimde kalmadı derman
Nazlı yar oturmuş yazıyor ferman
Anam vurdular beni olur mu böyle
Kınamayın a dostlar kaderim böyle

Yüce dağ başında bir garip mezar
Anam vurdular beni yarelerim sızlar

Nazlı yar oturmuş türkümü yazar
Anam vurdular beni olur mu böyle
Kınamayın a dostlar kaderim böyle’

 

Birkaç kez dinledim arka arkaya ‘Yüce dağ başında’ kalarak.

O türkü bitti, monitörde diğer türküleri yazıyordu sırayla.

‘Geceler yarim oldu’ türküsüne tıkladım bu kez.

O da ana diyordu.

‘Geceler yarim oldu
Anam anam garibem
Ağlamak kârım oldu
Her dertten yıkılmazdım
Anam anam garibem
Sebebim zalim oldu
Sebebim zalim oldu

Bayram gelmiş neyime
Anam anam garibem
Kan damlar yüreğime
Anam anam garibem

Ellerin yari gelmiş
Anam anam garibem
Gülmek benim neyime
Anam anam garibem’

 

Türküler türküler…

Bizim türkülerimiz.

Yanık mı yanık.

Kimi zaman da iyice oynak.

Yar der, ana der, gurbet der, oğul der, umut der, direniş der, eylem der…

Her sözü bizi bize anlatır.

Coşturur.

 

Yaşamdaki en büyük hayallerimden biri Neşet Ertaş’ı canlı dinlemekti.

Kdz. Ereğli’nin bir tezgaha kurban edilen eski emniyet müdürlerinden Ünal Şahin de Ankara’lıydı ve ilçeye bir mobese sistemi kurmak için düzenleyecekleri geceye Ertaş’ı çağırmayı planladıklarını söylemişti.

Olmadı o organizasyon.

Oldurmadılar.

Koskoca emniyetin müdürünü alçakça tezgah kurarak gönderdiler.

Ah ah!

Ünal müdür gitmemiş olsaydı ta o zaman kurulacaktı mobese sistemi.

Yıllar işte.

Neleri alıp götürüyor.

En sonunda da;  Anadolu’nun tezenesi Ertaş da ayrıldı aramızdan ve gitti ya sonsuzluğa.

Geride iz bıraktı ama.

Dolu dolu sevgi.

Hayranlık.

Unutulmayacaklar arasındaki portre.

Saz ve söz.

Besteler.

Her türküsünde de ‘garip’ vurgusu.

 

Bir tek hayalim kaldı şimdi şu yaşamdan.

Repertuarını ağırlıklı olarak Ertaş’ın türkülerinden oluşturan Emel Taşçıoğlu’nu canlı dinleyebilmek.

Ve iki kadehi mi de bu toprak kokulu türkülerle parlatmak.

Çok şey istemiyorum biliyorum.

Biz Anadolu’yuz.

Küçük şeylerle büyük mutluluklar yaşarız.

Her mutluluğumuzun adı da anadır.

Anamızdır.

Yüreğimizin  taşması yağmur taneleri gibi boşalmasıdır bu.

Buruk bir çay gibi