Bizim mahallemiz kasabanın en eski yerleşim yerlerinden birindedir. Kirmanlı Mahallesi, Kale Tepenin ahalinin bildiği ismiyle Kula’nın çeperlerinde, sur içerisinde yer alır.
Kirmanlı Mahallesi ile Murtaza Mahallesi iç içe geçmiş iki eski mahalledir. Evimizin önünden geçen sokağın bir tarafında Kirmanlı diğer tarafında Murtaza Mahallesi sakinleri yaşar.
Şimdilerde hiç durmaksızın halk otobüslerinin, okul servislerinin, iş makinelerinin gelip geçtiği sokaklar, 70’lerin ortalarına kadar, iki kişinin yan yana yürümekte zorlandığı etrafı geniş bahçelerle çeşit çeşit ağaçlarla kaplı dar patika yollardı.
Son yıllarda ortaya çıkan sekiz, on katlı apartmanlarla,
Bazıları metruk halde kalmış, bazıları yarım asrı devirip bir asıra yaklaşan yaşlarıyla, nadir de olsa ailelerin bilmem kaçıncı kuşak fertlerinin ikamet ettikleri evlerin verdiği, ilginç tezat görüntüler,
Yakın zamanda mahallenin sulietinin nasıl değiştiğini tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor.
…
Arkadaşım,
“Sizin evin üst tarafından, falancanın bahçesinden filancanın kapısının dibinden geçip, bizim evin önüne kadar gelen Belediyenin bir imar yolu varmış, biliyor musun” dedi,
İlk duyduğumda da gülmüştüm, planlarda gözüken en fazla 150 metrelik yolun güzergâhına baktığınızda, 60 – 70 yıllık evlerin ya giriş merdivenini, ya balkonunu ya da köşe odasının üzerinden geçerek, kimseye de yararı olmayacak anlamsız bir noktaya kadar gidiyor.
“O yolu bizim dedelerimiz görmedi, babalarımız görmedi, bizde görmedik. Her halde çocuklarımız, onların çocukları da görmez” dedim, gülüştük.
Bu kadim kasabanın, ister şehir içi yollarıyla, sokaklarıyla.
İsterse vilayete, çevre kasabalara erişimini sağlayan yollarıyla
İster şehirlerarası yollarıyla olsun, ezelden buyana bitmez tükenmez sorunları olmuştur, olmaya da devam etmektedir. Biteceğine de kimse inanmamaktadır.
Zaman zaman bu yol meselesi, kasabanın yerel gazetelerinde başköşeye oturur, manşetlerini süsler!
Çoğu zaman kaza veya heyelan ile.
Olmadı, asfaltların delinmesi çukurların ulaşımı engellemesiyle,
Tıkanan trafik, pervasız sürücülerin araçlarını iki üç sıra yan yana park etmesi ile çevre yolu ihtiyacının siyasi söylem malzemesi olmaktan ileriye gidememesi vb. sorunlarla bu yol meselesi kasabanın gündeminden hiç düşmez.
Güncel örnek isterseniz, Devrek yolu yapımına 2005 yılında başlandı, hala bitmedi.
Yetkililere sorduğunuzda, onu der bunu der, lafı lastik gibi sündürür uzatır da uzatır, o kadar çok şey söyler de söylediklerinden ne kendisi nede karşısındakiler bir şey anlar.
Çok söze gerek var mı?
Biz yakın zamanda koca tarihi demiryolunu söküp atmadık mı? Kime ne zararı vardı, sonrasında kime ne fayda sağladı? Sorup sorup durun, yoruluncaya kadar sorun, durun dinlenin yine sorun akla mantığa uyan bir cevap alamazsınız.
Yaşamıştık, kasabamızdan vilayetimize gidip gelmemiz bile tam bir macera olurdu.
İster denizden Barbaros veya Ceylan motorlarından birisiyle gidin, ister yalı köylerinin her birine selam vererek gidin vilayete 3 – 3,5 saatten önce varamazdınız.
Ülkenin gelmiş geçmiş en güçlü siyasi liderlerinden biri Ecevit dahi olsan, vilayetten kasabaya 6 saatten önce gelemeyebilirdin!
Zonguldak Belediye Başkanı Hüseyin Öztek (Arnavut Hüseyin), Bülent ve Rahşan Ecevit (Ecevit CHP Genel Sekreteri iken) Kasaba’nın CHP ilçe Başkanı Kemal Anadol ile birlikte dört kişi vilayetten kasabaya dönüyorlar, araba yolda arıza yapıyor.
Bırakın cep telefonunun adını sanını bilmeyi, sabit çevirmeli santral aracılığı ile bağlanmalı telefonların bile bazı yerlerde hiç olmadığı, olsa bile birilerine ulaşmanın saatler aldığı zamanlar.
Tamirciye ulaşıp derdini anlatıp, gelip arabayı tamir etmesinin ne kadar zaman alacağını varın siz hesap edin. Geldi geliyor, bitti bitiyor derken arabanın tamir edilmesi saatler sürmüş. Ekip vilayetten kasabaya ancak 6 saatte gelebilmiş.
Bu sıkıntılı çileli yolculuğu unutturan herkesi kahkahalara boğan, Belediye Başkanı Arnavut Hüseyin’in esprisi olmuş.
“İnsanoğlu kuş misali, sabah Zonguldak’ta, akşam Ereğli’de”
Sabahtan akşama kadar süren yol, topu topu 66 km idi.
…
Yakın zamana kadar ülkenin DPT (Devlet Planlama Teşkilatı) adında güçlü, değerli bir kurumu vardı. Ülkenin iyi yetişmiş kıymetli bürokratları bu kurumda görev yaparlardı.
DPT, ülkenin beş yıllık kalkınma planlarını yapardı, ülkenin insan, doğa ve para kaynaklarını tespit ederdi, ekonomi ve toplumla ilgili konularda hükümetlere yol gösterir, kamu yatırım ve projelerini incelerdi.
Zamanın CHP’sinde Genel Başkanların takdirine %5’lik milletvekili kontenjanı bırakılırmış.
Adaylar, ön seçime falan girmeden Genel Başkan tarafından listelerde seçilecek yerlere yazılırmış.
Bu kontenjanlarda öncelikle DPT çalışanları tercih edilirmiş. Önseçime girmeden seçilen bu kişiler partide önemli görevlere getirilir, Bakan dahi yapılırlarmış.
…
Bazıları yanlış hatırlıyor, CHP’nin en çok oyu aldığı 1. Parti olduğu seçimler, benimde ilk kez Milletvekili olduğum 73 yılındaki genel seçimlerdir, biz o seçimde %33 ile 1. Parti olmuştuk,
O seçimde DPT nin değerli bürokratlarından Erol Çevikçe CHP listelerinden parlamentoya girmişti. Kurulan hükümette CHP ye verilen yatırımcı bakanlıklardan Bayındırlık Bakanlığı görevine getirilmişti.
Erol Tuncer, Nejat Ölçer, Haluk Ülman, Hasan Esat Işık, Deniz Baykal, Süleyman Genç, Mahmut Türkmenoğlu, Ali Topuz ve birçok değerli isimle birlikte bende parlamentoya ilk kez girmiştim.
Hepimiz orada buluştuk.
O zamanlarda Cumhuriyetin bir planlaması vardı. İlk sıralarda slogan haline de gelen “ülkeyi demir ağlarla örmek” vardı.
Öncelik, Anadolu’yu demir yollarıyla denizlere ulaştırmaktı, planlar buna göre yapılmıştı.
Ankara’dan Çukurova’ya inilecekti, Kırıkkale taraflarındaki “Irmak İstasyonu ”’ndan Filyos hattıyla Karadeniz’e çıkılacaktı, böylece hem denize hem de kömüre ulaşılacaktı. Sonra bu hat Çatalağzı’na Kilimli ’ye hatta Kozlu’ya kadar uzatılacaktı.
Zonguldak Ankara arasında yolcu ve yük taşınmasında da bu hat hizmet verecekti.
Yine, Cumhuriyetin planlamasına göre Kozlu - Adapazarı - Arifiye arasında da bir demir yolu hattı planlanmış projelendirilmişti. Demiryolu Zonguldak’tan gelecek Ereğli’den geçip Adapazarı Arifiye ’ye gidecekti.
Arifiye de aynen Kırıkkale yakınlarındaki Irmak istasyonu gibi önemli bir kavşak ve dağılım noktasıdır.
Ben bu demiryolu projesini biliyordum, çokta merak ediyordum.
Çünkü bu hat yapıldığında Zonguldak’ın İstanbul’a demiryoluyla bağlanma meselesi ’de ortadan kalkacaktı. Yani bu hatla Zonguldak İstanbul arasında yük ve yolcu taşımacılığı yapılabilecekti.
Projeye göre, demiryolu Kozlu’dan Ereğli’ye Pençes köyü (Korubaşı) tarafından gelecek, Yukarı Bey Çayırından girecekti. Şimdiki haliyle değilde oraların o zamanlardaki halini düşündüğümüzde, bırakın bir mahalleyi, ev adına dahi tek bir şey yoktu.
Bir tek Okkalı ’nın Erhan’ın kayınpederi, Acente Cevat’ın (Cevat Çamlı) evi vardı.
Hem ev yapmak istesen de yapamazdın ki, kasabanın hark kıyısının olduğu bölge Ankara’dan çizilen planlara göre demiryolu yapılması için imara kapatılmıştı, dedi.
Arkadaşımın Ataları, evvel emirde kasabaya gelip Pençes köyüne ilk yerleşen bir iki aileden birisiymiş. Dedeleri, ailenin büyüklerinden, babasının da dedelerinden duyduğu dinlediği hikâyelere göre Pençes köyü, coğrafi konumuna göre bölgenin göç yolları üzerinde kalıyormuş.
Tarihçilere göre, göç kervanları dik dağ yamaçlarını aşarak değilde, akarsu ve dere yataklarını takip ederek yol alırlarmış. Şimdiki adı Korubaşı olan Pençes köyünün kendi adıyla bilinen deresi, deniz seviyesinden iç kesimlere doğru yükselerek gider. Buranın da içinde bulunduğu geniş coğrafyayı incelediğinizde, bölgenin Ormanlı, Subaşı, Devrek ve Bolu yönüne doğru doğal bir vadi koridoru güzergâhında olduğunu görürsünüz.
Kervanların iç bölgelere doğru yol alırken, bu vadi ve devamında Korubaşı sırtlarını güzergâh olarak kullanmış olmaları söylenenleri doğrular niteliktedir. Buraların tarihini bilenlerin yazıp söylediklerine göre, bölgedeki en önemli kervan yollarından birisi Ketenciler ve Abdi köyleri arasında yer alan “At Köprüsü” nüden de geçen Kaptaş İpekyolu güzergâhıymış.
Demiryolunun Zonguldak Kozlu sonrasında Ereğli’ye Korubaşı üzerinden girmesinde, buranın geçmişteki öneminin etkisi olmuş mudur bilmiyorum.
Kervanların limana girmeden veya çıktıktan sonra merkezin hemen dışında yüksek konumda, korunaklı, suyu bol güvenli bir gözetleme ve dinlenme yeri tercih ettiklerinde, buraları seçmeleri gayet doğaldır.
…
Planlanan Demiryolu ’nun kasabaya gireceği güzergâh üzerinde, o zamanki kasabanın, kasabalının Hark suyu dediği çok önemli, çok kıymetli bir suyolu vardı.
Yukarı Bey Çayırı Futbol sahasının bir tarafından Pençes deresi diğer taraftaki yamacın veya doğal tribünlerin üst kısmından hark suyu akardı. Tribün olarak kullanılan yamacın içinde yetişkin Ceviz ağaçları vardı. Yamacın üst tarafında, eni zaman zaman en fazla bir metreye ulaşan kanalın içerisinde bazen açıktan bazı yerde toprak altından akardı. Pırıl pırıl buz gibi suyu olurdu.
Abalı köyü taraflarında Pençes deresinin bir kolu olarak ayrılan bu suyolu, Pençes deresinin suyuyla beslenirdi, sonrasında da birçok yeri beslerdi.
Bey Çayırının tribünlerinin sırtına kadar üstü açık doğal bir kanaldan akan Hark, buradan toprak altına girerdi, alt yanındaki kasaba Belediyesinin Elektrik Santralı’nın su ihtiyacını karşılayıp, sonrasında Elma Şekerci Arnavut’un evinin yanından geçip, Un Değirmen’inin çarklarını döndürürdü.
Sonra Büyük Mermer kaplı Hamam Üstü çeşmesine ulaşırdı. Şehir Hamamı su ihtiyacını bu kanaldan gelen suyla giderirdi.
…
Yakın geçmişin değerli siyasetçisi, şimdinin saygın edebiyatçısı, yazarı, kasabanın evladı, kasaba sevdalısı Kemal Anadol anlatmaya devam etti.
Cumhuriyet’in ilk hükümetleri projeyi yapmış, yasal mevzuatı hazırlamış, ama savaştan çıkan ülkenin parası pulu bitmiş, yeni harcamalar için sınırlı gücü kalmış.
Böyle büyük yatırım gerektiren projelerin yapılması zorlaşmış.
Bu yatırımın da devam etmesi imkânsız hale gelmiş, proje unutulmasa da rafa kaldırılmış.
Eğer yapılabilseydi, demiryolu Hark kıyısının üzerinden geçecek, tünellerle falan Meydanbaşı’nı aşıp, Alaplı Akçakoca Karasu taraflarından Arifiye ye gidecekti.
O seneki seçimlerden sonra Milli Selamet Partisi ile koalisyon kurduk,
Bayındırlık Bakanlığı CHP ye verilip, Erol Çevikçe de Bayındırlık Bakanı olunca bu projenin peşine düştüm. Zaten hep aklımı kurcalıyordu.
Erol Çevikçe o günde bu günde iyi arkadaşımdır, beni kırması söz konusu olmazdı, gittim meseleyi anlattım.
Ben bir inceleyeyim sana haber veririm, gelirsin bakarız, dedi.
Hiç boş bırakmadım, her fırsatta “ne oldu bizim tren yolu projesi” diye sıkıştırdım.
Çok geçmedi aradı, gittim.
Planlar krokiler projeler masalara serildi, İlgili Müdürlerle, Daire Başkanlarıyla birlikte masa başında toplandık.
Bakan sordu, bu demiryolunu yapabilecek miyiz?
Bu dönemde, hatta yakın zamanda çok zor, dediler.
Bakan, siz tekrar bir çalışın kısa zamanda değerlendirin, bana sonucu bildirin dedi.
Ben her fırsatta Bakana soruyorum, “ne oldu bizim iş” diye. O da müdürlerini bürokratlarını sıkıştırıyor.
Yine toplandık Bakan Çevikçe en son şöyle dedi “ Kısa zamanda bu projeyi hayata geçiremiyoruz, tamam onu anladık, peki ne zaman yapabiliriz?
Üç sene, beş sen, on sene ne zaman? dedi.
Devletin ilgili müdürleri bürokratları, birazda mahcubiyetle, “bilemiyoruz efendim” diyorlar.
Karşı tarafın tavrından, bu işin olmayacağı anladım.
Plan yapılmış, projeler çizilmiş imar planlarına işlenmiş ama mevzuat müsaade etmiyordu.
Diğer taraftan, kasabalı rahatsızdı arsasına ne ev yapabiliyordu nede başka bir şekilde değerlendirebiliyordu, Ortada çıkmaza saplanılmış, içinden çıkılmaz bir durum vardı.
En sonunda son sözümü söyledim,
Ben anladım, bu projenin yapılma ihtimali yok.
Tamam, o zaman halkın önünü açalım, yol planlarını, projelerini iptal edin, Kasabalının mağduriyeti giderilsin, hak sahipleri bahçelerini, arsalarını nasıl isterlerse öyle değerlendirsinler dedim.
Bakan, tamam arkadaşlar yolu iptal ediyoruz. Gerekeni yapın ben imzalayacağım, gecikmeyelim dedi.
Böylece Zonguldak’tan Kozlu’dan gelip kasabadan geçerek Akçakoca üzerinden Arifiye ’ye gidecek demiryolu projesini mecburiyette iptal ettirdim. “Olmayacak duaya Âmin” demenin anlamı yoktu.
Vilayeti İstanbul’a bağlayacak demiryolu projeleri iptal edildi.
O hattın üzerindeki arsalar imara kapatılmıştı, iskân yasağı konulmuştu. İmara açıldı.
Biz o duruma el atmasaydık iş sürünür, sürünür bu günlere kadar gelirdi, kasabalının o arsaları bahçeleri, ne kendilerine nede devlete yar olurdu
Çünkü ülkenin birçok yerinde hala benzer sıkıntıları yaşayan arazi arsa sahipleri var, devlet bir plan yapmış uygulayamıyor, olan mal sahibine oluyor o mağdur ediyor.
Madem ortada öyle bir durum var, ver malımı diyorsun vermiyor, eee sen al diyorsun almıyor, ben bunun birçok örneğini verebilirim.
Şimdi orada sekiz on katlı sıra apartmanlar var dedim.
Evet, demek o gün en doğru kararını vermişim dedi.
…
Bizim ülkemizde uzun zaman Demiryolu Komünist İşidir denilerek tu kaka ilan edildi, yeni demiryolu hatlarının yapılmasına sıcak bakılmadı. Karayolu yapımı tercih edildi.
Rivayet o dur ki bu işi engelleyenler, ülkede egemen güç olan otobüs kamyon otomobil fabrikalarına yatırım yapan uluslararası güçler olmuştur.
Devletin verilerine baktığınızda,
Yolcu taşımacılığında Karayolunun payı %90,9, demiryolunun payı yalnızca %1,49 da kalmıştır.
Yük taşımacılığında ise Karayolunun payı %80’lerdedir, sonra denizyolu, daha sonrada kayda değer bir değeri olmayan demiryolu üzerinden taşınan yük oranı gelmektedir.
…
Kâh hüzünlenerek, kâh gülümseyerek, bazen de duygulanıp sinirlenerek o günleri yaşarcasına anlatmaya devam etti.
Zonguldak Ereğli devamında Adapazarı Arifiye üzerinden İstanbul’a gidecek demiryolunu iptal ettirdik de karayolu projesini iyileştirilip, hayata geçirebildik mi?
Nerdeee, ne gezer.
O zamanlar, 70’li senelerde kasabanın vilayetle arasındaki yolu bilmeyen çilesini çekmeyen kasabalı var mıdır?
Biz meclis’te ve Vilayet’te Kasabayı temsil eden iki kişiydik. Senatör M Ali Pestilci ve ben.
Bana Ereğli milletvekili diyorlardı, esasında üstü kapalı, eleştirip ayrıştırıyorlardı.
Bende her zaman inadına” onurumdur şeref duyuyorum” derdim.
Zaman zaman karşılıklı gider yapıyorduk, 4. Sıradan kimsenin hesap edemediği yerden aday olmuşum, kasaba arkamda durmuş tahminleri alt üst edip seçilmişim. Elbette alttan alta bir serzeniş oluyordu.
Ortada yine bir yol meselesi vardı.
Zonguldak – Ereğli arası karayolu yapımı. Tartışma veya inatlaşma şuradan çıkıyordu.
Yolu yapmaya Zonguldak’tan mı yoksa Ereğli’den mi başlanacak?
Ben ısrarla Zonguldak Kozlu arasında mevcutta zaten bir yol var. Yolu Ereğli’den başlatalım, olması gereken de doğrusu da budur diyorum.
Benim ve Mehmet Ali Pestilci’ nin dışında, Zonguldak Milletvekili Ecevit’te dâhil herkes Zonguldak’tan başlasın, diyordu.
Biz ısrarla Ereğli’den başlamalı, Zonguldak’tan olmaz diyorduk.
Biz Israr ettikçe, ya siz deli misiniz, ne fark eder, oradan da başlasa, diğer taraftan da başlasa sonuçta bu yol Ereğli’ye yaramayacak mı? diyorlardı.
İşin aslını, onlarda biliyordu, bizde biliyorduk.
Zonguldak’tan başlatılacak yolun ödeneği Kozlu’ya gelmeden bitecekti, Çünkü o arada yüksek maliyetli imalatlar vardı. Ya dağları delip tünellerle geçeceksin ya da dağı yarıp geçeceksin.
Yani Vilayetten başlatılacak bir yolun ödeneği, istihkakı Kozlu’ya gelmeden bitecekti.
Sonuçta onların dediği oldu, bizin talebimiz kabul edilmedi. Yolun ödeneği Kozlu’ya gelmeden de bitti. Biz haklı çıktık
Bu yol tartışması onları rahatsız etti.
Sonrasında söyle bir şey oluyor.
İster sus payı de istersen avanta de adına ne dersen de, belki bizim gönlümüzü almak istemişte olabilirler.
O günkü kasaba Belediyesi’nin kendi imkânlarıyla yapması gereken, ama maddi gücü buna yetmeyen, dolayısıyla altından kalkması mümkün olmayan,
Devrek Yol Ayrımdan başlayıp Göztepe Altından, Eski Garajların yanından geçip Sahile kadar olan yolu, devletin imkânlarıyla yaptılar kasabaya hediye ettiler.
…
Biraz soluklandı, uzun yıllar Milletvekilliğini yaptığı Zonguldak’ı iyisiyle kötüsüyle unutamamıştı. Geçmişe dönük bir değerlendirme ihtiyacı hissetmiş olmalı ki.
O günlerden bugüne geldiğimizde, bir durum değerlendirmesi yapmamız gerekirse.
Ne yazık ki Vilayetin, Ereğli’ye bakışında o zamanlardan bu günlere değişen hiçbir şey olmamıştır.
Bu ülkenin hiçbir yerinde politik, sosyolojik, ekonomik olarak ilçelerinden bu kadar kopuk, ilçelerine bu kadar uzak duran bir başka Vilayet yoktur, dedi.
Nuri Öztürk / Sapanca