DÜZCE (AA) - Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Meryem Seçen Yazıcı, küçük yaşta, kontrolsüz ekran maruziyetinin ciddi risk taşıdığını bildirdi.
Yazıcı, yaptığı yazılı açıklamada, son yıllarda otizm tanısı alan çocuk sayısında artış olduğunu kaydetti.
Yazıcı, 2000'li yıllarda otizmin 150'de 1 çocukta görülürken, 2022 verilerine göre 31 çocukta 1 görüldüğü belirten Yazıcı, şu ifadeleri kullandı:
'Bu artışı sadece otizmin arttığı şeklinde yorumlamamalıyız. İçe kapanık ya da yaramaz denilip geçilen pek çocuk gelişen tanı yöntemleri ve toplumdaki farkındalığın artmasıyla doğru teşhis alabiliyor. Tanı ölçütlerinin gelişmesi, farkındalığın artması, ailelerin ve hekimlerin belirtileri daha erken tanıması, eğitim ve sağlık sistemlerinde taramanın yaygınlaşması da bu artışta önemli rol oynuyor. Yani elimizde hem gerçek artışı düşündüren hem de tanı koymadaki gelişmeleri gösteren nedenler var. Sayı artıyor ama bunun arka planı tek faktörlü değil.'
Teknolojinin otizmli çocuklar üzerindeki etkisine de değinen Yazıcı, 'Küçük yaşta, kontrolsüz ekran maruziyeti ciddi risk taşıyor. Ekran kullanımı tek başına otizme neden olmaz ancak beynin en esnek olduğu o kritik nöroplastisite döneminde, çocuğun ihtiyaç duyduğu canlı ve karşılıklı etkileşimin yerini tek taraflı ekran uyarını alırsa, sosyal gelişim yavaşlar ve mevcut belirtiler çok daha belirgin hale gelir. Bu yüzden sınırlarımız çok net olmalı.' değerlendirmesinde bulundu.
Yazıcı, 0-2 yaş döneminde hiç ekran önermediklerini kaydederek, '2-5 yaşta ise günde en fazla 1 saat, o da mutlaka ebeveyn eşliğinde ve etkileşimli şekilde olmalı. İçerik tarafı da en az süre kadar önemli. Hızlı, dikkat dağıtıcı, sürekli kaydırmalı (shorts/reels) içerikler yerine daha yavaş tempolu, öğretici ve yapılandırılmış içerikler tercih edilmeli. Ekran hiçbir zaman oyalayıcı ya da bakıcı olarak kullanılmamalı.' ifadesini kullandı.
Doğru çerçevede kullanıldığında teknolojinin faydalı olabildiğine dikkati çeken Yazıcı, alternatif iletişim uygulamaları, görsel destekler ve yapılandırılmış eğitim içeriklerinin bazı çocuklar için işlevsel araç olabildiğini fakat bunun istisnai ve kontrollü kullanım için geçerli olduğunu, ana gelişim alanı her zaman insanla kurulan canlı ilişki olduğunu sözlerine ekledi.




