YANDAŞLIK YÖNETİMİ VE RANT
Kamuran AYYILDIZ
Cumhuriyet tarihimizde ilk kez 1 milyon $ büyüklüğünde bir rüşvet olayı belgesiyle ortaya çıkıyor. Ana muhalefet partisi olayı günlerce kamuoyunun gündemine taşımaya çalışıyor ama ne yazılı veya görsel basın ciddiye alıyor ne de Cumhuriyet savcıları harekete geçiyor. İnanılır gibi değil.
Rüşvet olayına adı karışan kişi iktidar partisinin başkan yardımcısı pozisyonunda. Olay günlerce kamuoyu gündeminde ama hükümet aldırmıyor bile. Nihayetinde iktidar partisinin lideri olayın kendiliğinden bitmeyeceğini anlayınca parti meclisini topluyor. Parti meclisi konuyu görüşüyor, olayın suç olmadığına ama etik de bulunmadığına karar veriyor. Partinin yıpratılmaması adına söz konusu kişi partideki görevlerinden istifa ediyor.
İşe yaramaz bir araziniz varsa gidip belediye yetkililerine rüşvetinizi vererek istediğiniz boyutta değerli bir arsa haline getirebilirsiniz. Bu asla yasa dışı bir olay değildir. Sadece etik olup olmadığına dikkat edin. Yaşanan olayın Türkçesi bu.
Bütün bu olayların neden böyle olduğunu anlamak çok zor değil. Sorun şehircilik politikalarımızda; daha doğrusu şehircilikle ilgili ciddi bir politikamızın olmamasında. Şehir dediğimiz toplu yaşam alanlarının bir düzeni ve bir kurgusu olması gerekir. Sahip olduğu kurguya göre şehirler bir düzen içinde gelişip büyürler. Söz konusu kurgunun şehircilik dilindeki adı "ŞEHİR PLANI" dır. Şehir Planı şehrin anayasasıdır. Bilindiği gibi anayasa kuralları tüm kuralların üzerindedir ve değiştirilmesi son derece zor prosedürlere tabidir. Kolayca değiştirilebiliyorsa anayasa olmaktan çıkar, sıradan bir yasa haline gelir. Şehir Planları da tıpkı anayasa gibidir. Kolay değiştirilmemesi gerekir. Eğer her gün ve her an değiştirilebiliyorsa o şehirler şehir olmaktan çıkar. Tıpkı bizde olduğu gibi.
Şehir Planı yapmak ciddi bir iştir. Günümüzde şehir plancılığı bir bilim haline gelmiştir. Bu bilim dalında eğitim almış insanlar (ki bunlara şehir plancıları denir) ancak şehir planı yapma yetisine ve yetkisine sahiptir ve yapılacak plan o plancının eseri olarak kabul edilir. Eser üzerinde müellifinin izni olmadan herhangi bir değişiklik yapılamaz. Her insana istediği yere istediği şekilde imar planı ya da var olan bir planda istediği biçimde değişiklik yaptırma hakkı verirseniz o şehir asla şehir olamaz.
Şehir planlama kavramı bize çok geç gelen ve zor anlaşılan bir kavram olmuştur. Yakın zamanlara kadar birçok kentimizin imar planları yoktu. Olanlar da pek dikkate alınmazdı. Şehirciliğimiz büyük ölçüde arsa simsarlarının kontrolündeydi. Arsa simsarları eline geçirdikleri boş arazileri masa başında ve kâğıt üzerinde parselleyip arsa diye satar ve insanlar da bu arsaları alıp ev ve işyeri yaparlardı. Çoğu derme çatma yapılardan oluşan bu tür yerleşim alanları birbirine eklenerek büyük mahalleler ve giderek büyüyen semtler haline gelirdi. Hızla gelişip büyüyen bu yerleşim alanlarına arkadan belediye hizmetleri götürülmeye çalışılır ama baştan doğru kurgulanmadığı için asla çağdaş bir kent yaşamı ve düzeni yaratabilmek mümkün olmazdı. Şimdilerde durum biraz değişti ama sonuç değişmedi.
Şehirlerimizde artık planlama yapılmaya çalışılıyor ama yaratılan alışkanlıkları ve kabulleri değiştirmek çok zor. Hele bu düzen içinde oluşan rant olayı her şeyi içinden çıkılmaz hale getirmiş durumda.
Yıllarca dönmeye devam eden rant çarkı inanılmaz büyüklükte bir ekonomik düzen yaratıyor. Tabii bu düzen kendi kültürünü, yani rant kültürünü yaratmakta gecikmiyor. Rant kültürü o kadar etkin ve yaygın bir kültür haline geldi ki! İnsanlar artık çalışarak ekmek parası kazanmak yerine uygun bir yerden arsa kapıp köşeyi dönme sevdası ile yaşamaya başlıyor. Rantın yaratıldığı yer şehirler, daha doğrusu belediyeler, belediyeleri yönetenler de siyasetçiler olduğu için hastalık siyaset mekanizmasına bulaşıyor ve böylece siyaset ve şehirlerimiz birlikte birer rant üretim ve paylaşım aracı haline geliyor. Yandaşlık sistemiyle haksız rantlar yaratılmaya başlanıyor. İşte yaşadığımız olayın gerisinde yatan gerçek.
Bu rant düzeni mutlaka değişmek zorunda. Ancak değişimi yapma yetkisine sahip olanlar bu düzenden nemalanıyor. Meşhur bir söz vardır "düzenden nemalanan insanlar düzeni değiştiremezler". Tek umut güçlü bir iradenin (güçlü bir siyasi liderin) olaya el atması. Başka türlü bu hastalıklı yapıyı değiştirebilmemiz asla mümkün değil.
Umalım ki böyle bir lider ortaya çıkar ve düzeni değiştirir. Başka şansımız yok..
Yorumlar