Danıştay Dava Daireleri Kurulunun 19.04.2007 tarihli 2005/2988 esas, 2007/555 karar sayılı ilamı haber oldu. Karar, 12 Eylül hukukunun yarattığı sonuçların günümüz adaletine yansıyan görünümünden birisi. Geç gelen adaletin örneklerinden olan bu karar üzerinde düşünmeli. Gazeteci Işık Kansu?nun haberleştirdiği ?12 Eylül Mağduru Valinin Mücadelesi? başlıklı habere göre; 19.04.2007 tarihli kararıyla Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 12 Eylül`de resen emekliye sevk edilen vali Güngör Aydın `ın kendisine yapılan bu uygulama ile ilgili dava açma hakkı bulunduğuna karar verdi. (Cumhuriyet Gazetesi 25.07.2007) Habere göre; 12 Eylül`deki uygulamalar hakkında dava yoluna başvurulamayacağını öngören Anayasanın geçici 15. maddesinin 2001 yılında değiştirilmesi üzerine emekli vali Güngör Aydın, 1982`de Bakanlar Kurulu kararı ile resen emekliye sevk edilmesi işleminin iptalini, maaş farklarının faiziyle kendisine ödenmesini ve resen emekliliğe dayanak olan 2559 sayılı yasanın anayasaya aykırı olduğunun saptanmasına karar verilmesi istemiyle dava açmış. Danıştay 11. Dairesi süre yönünden bu talebi reddetmiş. Davacı Aydın?ın temyizi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu 2005/2988 esas, 2007/555 karar 19.04.2007 tarih Danıştay 11. Dairesi`nin kararını bozmuş. Karara göre; "Geçici 15. maddenin son fıkrasının yürürlükten kaldırılma gerekçesinin 12 Eylül 1980 ? 6 Aralık 1983 döneminde çıkarılan kanunlar, kanun hükmünde kararnameler ile 2324 sayılı Anayasa Düzeni Hakkında Kanun uyarınca alınan karar ve tasarrufların anayasaya aykırılığının ileri sürülmesinin sağlanması olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, bu tarihten itibaren, resen emekliye sevk işleminin iptali istemiyle açılan bir davada, herhangi bir yargı kısıntısı olmadan idari işlemin yargısal denetiminin tam olarak yapılabilmesi, diğer bir ifadeyle işlemin dayanağı yasa kuralının iptali için itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesi`ne başvurulabilmesi mümkün hale geldiğinden, bu yeni hukuki durumun ilgililere İdari Yargılama Usulü Kanunu`nda belirtilen usule uygun olmak kaydıyla yeni bir dava açma hakkı tanıdığının kabulü gereklidir." Yargıda hala Anayasanın Geçici 15 inci maddesi ile didişiyoruz. Hak arama özgürlüğü tam olarak nasıl kullanılacak? Hukuk devletinin tüm işlem ve eylemlerinin yargı denetiminden geçebilmesi ve hukuk devletinin kurulması için ilk adımın ?yargı bağımsızlığı? olduğunu kabul etmeliyiz. 1982 Anayasanın çizdiği; ?bu Anayasanın sınırları içindeki demokrasi? ile hukuk devleti sorunları çözülmüyor. Bu sınırlar içinde Geçici 15. Madde ve 12 Eylül 1980 hukukunun yarattığı hukuksuzluğu hala tartışıyoruz. Işık Kansu haberi ve yargının yargıları eskiyi anımsamamızı gerektiriyor. 1982 Anayasasının Geçici 15 inci Maddesi; 2001 yılında yapılan Anayasa değişikliği ile madde metninden çıkarılan son fıkrası dışında, Türkiye?nin demokrasiye ?geçiş döneminin? simgesi olarak Anayasa?da duruyor. Bir başka deyişle demokratik hukuk devletinin önündeki darbe mantığının ?kalıcılığını?, 12 Eylül ile yüzleşmemiş ya da hesaplaşmamış bir demokrasinin ?geçmişten geleceğe? uzanan devamını sürekli anımsatıyor. Olaylarda, yargı kararlarında sürekli bu madde ile karşılaşmak demokrasiye dayanma sinirlerinizi bozuyor. Ya da demokrasinin sinir sistemini harap etmeye devam ediyor. Geçiş dönemi bir türlü sona ermiyor. Olağanüstü dönemin hukuksuzluğunu olağana çevirmek için gösterilen olağanüstü çabalar günümüzde sürüyor. Halen Anayasada bulunan Anayasa?nın Geçici 15. maddesi?ne göre; ?12 Eylül 1980 tarihinden, ilk genel seçimler sonucu toplanacak Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanlık Divanını oluşturuncaya kadar geçecek süre içinde, yasama ve yürütme yetkilerini Türk milleti adına kullanan, 2356 sayılı Kanunla kurulu Millî Güvenlik Konseyinin, bu Konseyin yönetimi döneminde kurulmuş hükümetlerin, 2485 sayılı Kurucu Meclis Hakkında Kanunla görev ifa eden Danışma Meclisinin her türlü karar ve tasarruflarından dolayı haklarında cezaî, malî veya hukukî sorumluluk iddiası ileri sürülemez ve bu maksatla herhangi bir yargı merciine başvurulamaz. Bu karar ve tasarrufların idarece veya yetkili kılınmış organ, merci ve görevlilerce uygulanmasından dolayı, karar alanlar, tasarrufta bulunanlar ve uygulayanlar hakkında da yukarıdaki fıkra hükümleri uygulanır.? Yürürlükten kaldırılan Anayasanın Geçici 15. Maddesinin son fıkrası ise şöyleydi: ?Bu dönem içinde çıkarılan kanunlar, kanun hükmünde kararnameler ile 2324 sayılı Anayasa Düzeni Hakkında Kanun uyarınca alınan karar ve tasarrufların Anayasaya aykırılığı iddia edilemez?. Bu fıkra 3.10.2001 kabul tarihli 4709 sayılı Anayasayı değiştiren Kanunun 34 üncü maddesi ile yürürlükten kaldırıldı. Yani, 1982 Anayasasının bu maddesinde değişiklik ancak 19 yıl sonra yapılabildi. 12 Eylülden günümüze 27 yıldır ?demokrasi ve hukuk devleti? ilkeleri ile uğraşıyoruz. Bunu da 1982 Anayasası ile çözmeye çalışıyoruz?Tuhaf ve garip. Anayasanın Geçici 15. maddesinin özellikle son fıkrasına göre; 12 Eylül 1980?den, ilk genel seçimler sonucu toplanacak TBMM?nin Başkanlık Divanı oluşturuluncaya kadar geçecek süre içinde, yasama ve yürütme yetkilerini Türk Milleti adına kullanan Millî Güvenlik Konseyi?nin çıkardığı yasaların Anayasa?ya aykırılığı iddiası ileri sürülemiyordu.1982 Anayasanın mimarları Geçici 15. maddeyle darbeci Millî Güvenlik Konseyi?nin yasama yetkisini tek başına ya da Danışma Meclisi?yle birlikte kullandığı dönemde çıkarılan yasalar ve kanun hükmünde kararnameler ile 2324 sayılı Anayasa Düzeni Hakkında Kanun uyarınca alınan karar ve yapılan işlemleri Anayasa Mahkemesi?nin denetimi dışında tutmak amacıyla bu maddeyi böyle düzenlemişlerdi. Emir ve komuta zinciri içinde 12 Eylül 1980 darbesini gerçekleştirmiş olanlar, ülke yönetimine el koyduklarından bu faşist darbenin hukukunu da yaratmak zorundaydılar. 27.10.1980 kabul tarihli 2324 sayılı ?Anayasa Düzeni Hakkında Kanun? yazıldı ve 28.10.1980 günlü 17145 sayılı Resmi gazetede yayınlandı. 12 Eylül hukukunu kendileri yazdı ve kendileri yürürlüğe koydu. 12 Eylül 1980 tarihinden itibaren yürürlüğe girdiği kabul 2324 sayılı bu kanuna göre; 9 Temmuz 1961 tarihli Anayasa, bu kanunda gösterdikleri istisnalar saklı kalmak üzere, yeni bir Anayasa kabul edilip yürürlüğe girinceye kadar yürürlükte kalacaktı. (Sürecek)