Avukatlar memleketimizin kara bahtlı insanlarıdır. Söylenecek sözleri vardır.

Hukuk devletinin savunulmadığı zaman ve mekanlarda insan hakları yoktur.

Devletler otoritelerini sürdürmek amacıyla ceza kanunlarına sığınır, yargıyı kullanırlar. Devlete karşı suçları çoğaltırlar. Yargı, demokrasi ve hukuk; kendi düzenlerine hizmet etsin isterler.

Ceza kanunlarının siyasal iktidar yanlısı yazıcıları ile kanun yapıcıları; hukuk devletine uygun olduğunu iddia ederek yaptıkları “kanun” değişikliklerinin alkışlanmasını isterler. Cezaevi inşaatları armasından anlaşıldı ve cezaevleri sürekli kanayan yara oldu. Bir adım daha attılar ve artık cezaevlerinde “duruşma salonları” kuruyorlar! Çok yakında adliyeleri cezaevlerinde kurarlarsa şaşırmayın.

Mutlaka bir ceza davasının sanığı olmak veya yargılanmak şart değildir.

Bir ceza davası bile insanları etkiler.

Önce insanları sonra toplumu sarstılar. Sarsılmışlara düşman gözüyle baktılar.

Adil bir toplum ve özgürlükler için sürekli mücadele şarttır.

Parlamento dışı muhalefetin gücünü ortaya çıkartmaktır asıl mesele...

Haksızlığa karşı öfkelenmenin, adalet ve hakkaniyet adına sorgulamanın bir anlamı vardır. İnsanlar ceza davalarında düşmanlığı körükleyenlerin dinleyicisi ve muhatabı olmaktan çok yorgun düştüler. Cezalandırmakla tehdit eden ve kendi yurttaşlarına tuzak kuranlara karşı gözyaşlarına karışmış şikayetlerinden vazgeçmediler ve yargıya güvenlerini silip attılar.

Mücadeleyi sürekli kılan bir yaşam; özgürlük ve insan hakları mücadelesidir.

Sarsılmışların dayanışması mümkündür. Ülkenin siyasi otoritesinin meşruluğunu sorgulayan muhalifler (dissident) otoritenin çizdiği sınırlar içinde kalarak hukuk, özgürlük, adil bir toplum ve adalet yerine; sınırlandırmaların dışında muhalefet yaratan, insan haklarını koruyan ve sorgulayanlar olmalıyız.[i]


Avukatlar yaşamın, mücadelenin ve çağının tanığıdır.

Avukatlar insanlara söz söylemeye geldiler… Avukatlar söz söylediklerinde ne bir endişe ne korku duyarlar. Avukatlar gelecektir. Binlerce ama tek yürektir, kendi türküleri vardır. Hep birlikte söylerler!

Bazen kendi seslerini duymazlar…Hayat onlar için insan hakları mücadelesidir. Haklarını ve adalet talep eden halkın sesidirler. Adalet arayışını insan hakkı mücadelesi olarak görürler.

Bazen ölümün kıyısından seslenirler.

"F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevleri" sorununa 5 Nisan 2006 tarihinde ölüm orucuna yatan İstanbul Barosuna kayıtlı avukat Behiç Aşçı kamuoyunun dikkatini çekmeye çalışmıştı. Cezaevlerinde "yalnızlaştırılan" ya da "izole" edilerek yok edilmeye çalışılan tutuklu ve hükümlülerin "insan olduğunu" ve hakları bulunduğunu "ölmeye yatarak" anlatmak isteyen avukat; bu "savunma" yoluyla mücadeleyi sürdürdüğüne inanıyordu.

Ölümün kıyısından seslenmişti…

Güncel Hukuk Dergisi'nin Kasım 2006 sayısında yayınlanan "Kendi sesimi duyamıyorum" başlıklı söyleşide Behiç Aşçı sesini herkese duymuştu. " Ben hemen ölüm orucu kararı almadım zaten, altı yıl bekledim. Bugüne kadar avukat olarak bütün yolları denedim, uğraştım, koşturdum. Sonuçta bir çözüm yolu göremediğim için ölüm orucuna karar verdim. (…) Bizim hedefimiz illa ölüm orucu yapmak değil, tecridi ortadan kaldırmak. (…) Bir amacı bir hedefi var; bir zemin yaratma hedefi. Nedir bu zemin; tecrit konusunda insanların dikkatini çekmek, ona karşı mücadele etmek için harekete geçirmek ve sorunun çözümü konusunda siyasi iktidara adım attırmak."

Avukat Behiç Aşçı, hükümlü ve cezaevinde… Yaşayarak mücadelesini sürdürüyor.

"Adalete erişmek için ölmek” ne demektir!

Yaşamın kıyısından ölüme giden Avukat Ebru Timtik…

Av. Ebru Timtik, yargılanırken bile; yargılamayı unutmamıştı.[ii]

Yargılandığı mahkemede yarınlara kalmış sözlerini söyleyen Avukat Ebru Timtik:

Ben tarihe en azından kendi küçük yaşamımıza adımın tertemiz geçmesini isterim. Umuyorum ki öyle olur. (…) Biz, Marksist, Leninist’iz biz devrimciyiz, sosyalistiz, öyle büyük anlı şanlı isimlere gerek yok. Tarihte bir tek ak sayfaya sığar ömrümüz.”(…) “Madem bizi yargılama iddiasındasınız, bizim halkımızın değerleriyle yaşadığımızı, her türlü maddi ve manevi varlığımızı onlar için harcadığımızı, harcayacağımızı ve kullanacağımızı bilmelisiniz. Bizi hakkı yenenler vekil ettiler kendileri.

(…) Siyasi suç ve siyasi suçlu kavramı izafi bir kavram. Her türden siyasi yargılama mutlaka yargılayanı mahkûm eder.”

Avukat Ebru Timtik bir tek sayfaya sığan ömründe, yaşadı, söyledi ve ölümün kıyısından uzaklara gitti.

Söylenmiş sözleri unutmamak sorumluluktur.

Av. Ebru Timtik’i yarınlara kalmış sözlerini Halil Cibran’ın “Ustanın Sesi” adlı eserindeki[iii] şiiriyle analım, yaşıyormuşçasına…

“Bir söz söylemeye geldim ve onu şimdi söyleyeceğim.
Ama eğer ölüm engellerse beni, o söylenecektir
Yarın tarafından, çünkü Yarın
Sonsuzluk'un kitabında hiçbir sır barındırmaz.

Yaşamaya geldim, Sevgi'nin görkeminde ve
Güzel'in ışıltısında
onlar ki yansımalarıdırlar Tanrı'nın.

Buradayım, yaşıyorum ve sürgün edilemem
yaşam alanından
çünkü canlıdır sözüm ve ölünce de yaşatacaktır beni.

Herkesin yanında ve herkesin uğruna ölmeye geldim
ve bugün benim tek başıma yaptıklarım
Yarın yankılanacaktır yığınlardan.

Şimdi neler söylüyorsam tek yürekten
Yarın söylenecektir binlerce yürek tarafından.”

Avukatlar tek yürek sahibidirler.

Birlikte türkü söyleyenlerdir.

Söyleyecek sözleri olanlardır.


[i] Şan, Emre. Patocka ve Sarsılmışların Dayanışması, Yaralanabilirdik, Cogito Sayı 87. Sf. 98.Yaz 2017 YKY.

[ii] İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi 2013/126 esas 25.12.2013 tarihli duruşma çözümleri sayfa 34 ve 35. .

[iii] Halil Cibran’ın Ustanın Sesi Destek yayınları. 2017 / Çeviri Aytunç Altındağ

#hukuk #avukat #cezamahkemesi #cezaevi