Türkiye, bölücü terör örgütünün Hakkari'ye bağlı Çukurca ilçesinde askeri birliklere yaptıkları saldırada şehit olan 24 gencine ağlıyor. Ülkenin dört bir
yanında bölücü terör örgütüne karşı protesto mitingleri düzenleniyor. Şehit 24 gencimiz için her yurttaşın yüreği sızlıyor..
Ancak bu saldırı ile ilgili zaaflarda ortaya çıktı. 200 kişiden oluştuğu belirtilen bölücü terör örgütünün askeri birliklerin yakınına hatta bu
birliklerin içlerine kadar nasıl gelebildiği tartışılıyor.
Saldırıların ardında, Türkiye'nin son dönemlerde izlediği dış politikalardan kaynaklandığı iddiaları da yer alıyor. Öncelikle İsrail, Suriye ve İran'la
ilişkileri bozulan Türkiye'de, saldırılarda bu ülkelerin de etkin rol aldığı savları tartışılıyor. Ne tartışılırsa tartışılsın, bölücü terör örgütünün
askeri birliklerin yakınına kadar nasıl gelebildiği sorgulanmalı. İstihbarat birimlerinin bu konudaki zaafları neler, elbette bunlarda açığa çıkmalı.

Bugün Ergenekon ve benzeri davalarda zanlıların, gazetecilerin ve komutanların, askerlerin özel yaşamlarını ilgilendiren konuşma kayıtları medya yoluyla
kamuoyuyla paylaşılıyor. Muhaliflerin, gazetecilerin, askerlerin, komutanların telefonlarını dinleyenler ve her türlü iletişimlerini izleyenlerin, bölücü
terör örgütüyle ilgili istihbarat zaafı vatandaş arasında şüphe uyandırıyor. Bu zaaf nereden kaynaklanıyor? Askeri birliklere saldırı sırasında en ağır
silahlar nasıl taşınmış, saldırı bölgelerine nasıl konuşlandırılmış, saldırı sonrası bu silahlar nasıl ortadan kaybolmuş. İşte Türkiye bunlara yanıt arıyor.
Umarız ki, bu konuda gerekli adımlar atılır.

FATİH ALTAYLI'YA KİN KUSANLAR ŞİMDİ NE YAPACAK

Bölücü terör örgütünün saldırılarından kısa bir süre önce medyada HaberTürk Gazetesinde, sırtından bıçaklanmış kanlar içinde kalmış kadın fotoğrafının
yayınlanması medya etiği ve medya ahkalı açısından tartışılıyordu. Televizyonlarda ve gazete köşelerinde HaberTürk Genel Yayın Yönetmeni Fatih Altaylı'yı
en sert biçimde eleştiriliyordu. HaberTürk ve Altaylı'yı eleştirenler ise Libya lideri Kaddafi'nin linç edilerek öldürülen ve parçalanan cesedinin
fotoğraflarını gazetelerinin birinci sayfalarına koyarak adeta zafer çığlıkları atıyordu. Kaddafi'nin kanlar içinde parçalanmış cesedinin fotoğrafları
ile Adana'da kocası tarafından sırtından bıçaklanmış ve kanlar içinde kalmış kadının fotoğrafı arasında ne fark var. Hiç bir fark yok. Medya etiğinden
ve ahlakından söz edenler şimdi ne diyecek. Bunlar Fatih Altaylı'ya özür borçlular. Türk medyasında etik ve ahlak kavramı kalmadı.
Ancak parmakla sayılacak
kadar az sayıdaki gazeteci halkına karşı sorumluluğunu yerine getirmeye çalışıyor.

KASVET

Bir kasvet
bir kasvet
dışarıda zifiri karanlık
ve zemheri.
Umutlarım,
hayallerim donuyor
Kanım donuyor.
Ne bu kasvet.
Çınarın yaprakları sararıyor
düşüyor
denizin üstüne.
Denizde balık yok.
Ne bu kasvet.
Ne bu kasvet.
Dışarıda zifiri karanlık
gece zemheriden de soğuk.
Umutlarım, hayallerim
düşüyor ellerimden
Sararmış çınar yaprakları gibi
Donuyor birer birer.
Ülkemin üzerinde bir kasvet.
Donuyor umutlarım, hayallerim
ve hala uyuyor milletim.
Kanıyor yüreğim.
(16.10.2011-Kdz. Ereğli-FC)